.

Ezber Bozan Bir Tıp Öğrencisi

Ezber Bozan Bir Tıp Öğrencisi

Ezber Bozan Bir Tıp Öğrencisi



Nobel Kimya Ödülü’nü kazanan ilk Türk Prof. Dr. Aziz Sancar, bilim dünyasında büyük ses getiren “Giyilebilir Kalp Pili”ni keşfeden Canan Dağdeviren son yıllarda bilimdeki başarılarıyla milletimizin göğsünü kabartan değerli isimler. Türk bilim dünyasında başarılı bu isimlerin yolunda ilerleyen, Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi CERN’e kabul edilen ilk Tıp öğrencisi, 23 yaşındaki Ahmet Serdar Mutluer ile tüm öğrenim hayatını, CERN’e gidiş sürecini ve orada yaşadıklarını konuştuğumuz bir röportaj gerçekleştirdik.


Ahmet Serdar Mutluer Azeri kökenli Karslı, mütevazı bir ailenin, İstanbul’da doğup büyüyen tek çocuğu. İlkokul yıllarında proje ve yarışmalara katılır, dereceler alır. İlköğretim eğitimini devlet okulunda birincilikle tamamlayan Mutluer, orta öğretim kurumları seçme ve yerleştirme sınavında (OKS) Türkiye 475.si olur. Aldığı bu başarıyla orta öğretimine fen lisesinde devam eder. Dönemin başbakanı, şu anki cumhurbaşkanımız  Sayın Recep Tayyip Erdoğan OKS sınavında başarılı olan öğrencilere üzerinde imzası bulunan bir kalem gönderir. “Sayın cumhurbaşkanımızın gönderdiği kalemi özenle saklıyorum. Projelerimi kâğıda dökerken bu kalem yıllardır ilham kaynağım” diyor Mutluer.

Lisede de başarıları devam eder Mutluer’in. Üç sene üst üste 2009-2010-2011  IBO (İstanbul Bilim Olimpiyatları) Kimya Olimpiyatında gümüş madalya kazanır. 2010 TUBITAK TUSSIDE Üstün Yeteneklilerin Eğitimi Ortak Akıl Platformuna üstün yetenekli birey olarak katılım hakkı elde eder. Fen lisesini ikincilikle bitirir.
2012 YGS sınavında 381. olan Ahmet Serdar Mutluer’in hayali, liseyi bitirdikten sonra yurt dışına giderek moleküler kimya üzerine eğitim alıp, ülkesine geri dönerek ASELSAN’da materyal kimyası üzerine çalışmaktır. Japonya’daki bir üniversiteden kabul alır. Ancak bazı ailevi sebeplerden yurtdışına gitmez. Türkiye’de üniversite okumaya karar verir.

-Üniversitemi Puanıma Göre Değil Hayallerime Göre Seçtim

Türkiye’de eğitim sistemimizin gençleri düşürdüğü en büyük hatalardan biri hayallere göre değil popülaritenin etkisinde kalarak alınan puana göre tercih yapmaktır. Mutluer projelerini hayata geçirebileceği 5 üniversite belirler. Tercihleri arasından Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi (İngilizce) bölümüne tam burslu girmeye hak kazanır. Buraya kadar Mutluer’in hikâyesi eğitim sistemimizde başarılı olan birçok genç arkadaşımızla aynı diyebiliriz. Üniversite eğitimi alırken izlediği yol onu diğerlerinden ayırır.
İngilizce hazırlık sınıfında üniversitenin atadığı danışman hocası Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon ana bilim dalı başkanı Prof. Dr. Teoman Aydın’ın projelerinde yer almaya başlar.
-Türkiye’de Multidisipliner Yaklaşım Eksikliği Var
Ahmet Serdar Mutluer danışman hocasına fizik, kimya ve matematiğe olan ilgisinden bahseder. Hocasının da desteğiyle kendini mühendislik alanlarında da geliştirmeye devam eder. Farklı branşlarda okuyan arkadaşlarından ekipler oluşturur. Bu ekiplerin haftalık toplantılarında bir problem üzerinden bilgisayar teknolojisi ve tıbbi alanlarda çözümler üretmeye çalışıyorlar. “Tıp alanında çok hocamız var. Ancak Türkiye’de multidisipliner yaklaşım eksikliği var” diyor…  Mutluer, üniversite birinci sınıfın sonunda hobi olarak başladığı bilgisayar teknolojileri alanında 5-6 yazılım dilinde profesyonel seviyeye ulaşır. 2015 yılında 6. Ulusal Led Yarışmasında “Verimli Güç Kontrolü ile Yükselticiler Kullanılarak LED’lerle Kablosuz Ses veya Veri İletimi” projesi ile mühendislik alanında  Türkiye 1.liği ödülü kazanır. Bir tıp öğrencisi olarak mühendislik yarışmasında derece alarak ezberleri bozar.
Mutluer, Yıldız Teknik ve Boğaziçi Üniversiteleri ana bilim dalı başkanları ve Prof. Dr. Teoman Aydın’ın bulunduğu akıl birlikteliği platformunda da aktif olarak yer alıyor. Fizik, kimya, matematik, uygulamalı fizik, geometri, sanat tarihi, biyomühendislik gibi birçok farklı alandan isimlerin belli aralıklarla bir araya geldiği bu platformda projeler üretiliyor ve ortaya yeni ürünler çıkarılıyor.
Ayrıca çalışmalarının neticesinde Ahmet Serdar Mutluer sağlık bilimleri kategorisinde TUBA GEBİP-2016 “Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanlarını Ödüllendirme Programı”na aday gösterildi.
Şimdi de genç bilim insanı Ahmet Serdar Mutluer’in ezber bozan başarı hikâyesini soru ve cevaplarla kendisinden öğrenelim.
cern-ahmet-serdar-mutluer
  – CERN’e  gidiş sürecinizi anlatabilir misiniz?
TOBB-CERN Sanayi İrtibat Ofisi CERN’deki teknoloji ve bilgi transferini ülkemize kazandırabilecek sanayi ve üniversite alanından, bilim çevrelerinden insanların belirlenerek oraya gönderilmesi ile ilgili tüm üniversitelere bir bildirge gönderdi. Bildirge içeriği tıp alanından tamamen uzak ve alan dışıydı. Bu noktada multidisipliner çalışmalarımızı değerlendirdik. Teoman hocam bu projeye uyum sağlayabileceğimi düşündü. Yaptığım projeleri ve çalışmalarımı İrtibat Ofisi yetkilisi TOBB M. Hakan Kızıltoprak’a sundum ve çok etkilendi. Ve böylece 5 aylık CERN’e kabul sürecim başladı.. Bir etkinlik için Türkiye’ye gelen CERN Teknoloji Transfer Ofisi  grup lideri Giovanni ANELLI ile görüştüm. Merkezdeki herkesin mühendislik kökenli olduğunu ancak yaptıklarımdan etkilendiğini ve çalışmalarımı merkezdeki profesörlere sunacaklarını söyledi. Mülakattan 2 hafta sonra nörobilim alanında çalışmalar yapan, 3 farklı alanda doktora ve profesörlük unvanı alan 37 yaşında bir profesör yaptığım çalışmaları beğendiğini ve benimle çalışmak istediğini belirten bir mail gönderdi.
 
– CERN’de neler yaptınız?
CERN’de bulunduğum departmanın ismi Idea Square olarak geçiyor. CERN’in ideallerinin ve uç fikirlerin hayata geçirildiği 25 kişilik özel ekipten oluşan bir departman. Sinir hücreleri arasındaki impuls iletiminin bilgisayar modellemesi üzerine yapılan bir projeye dahil oldum. Yaklaşık 40 günlük süreçte yoğun bir dönem geçirdim. Günde 3 saat uyuyordum. Orada bulunduğum her dakikanın büyük önemi vardı benim için.

Bu arada CERN’de birçok değerli isimle tanışıp, firmalarla görüştüm. Fransa’ya giderek bir biyomedikal şirketi yöneticisiyle görüşerek kariyer planlaması ve proje değerlendirmesi yaptım. IBM şirketi ile görüştüm. Eylül ayı içerisinde laboratuvarlarına davet ettiler. CERN’deki ofisi ziyaretleri sırasında İtalya Dışişleri bakanı ile tanışma fırsatım oldu. Lozan’da gerçekleşen Human Brain Project konferansına katıldım. İnternet üzerinden değerli bilim insanımız Canan Dağdeviren ile görüştüm. Şu an dahil olduğum proje hâlâ devam ediyor. Uzaktan destek vermeye de devam ediyorum.

– CERN’deki süreciniz size neler kattı?
Bilim çevrelerinden önemli bilim insanları, kurum ve organizasyonlarla tanıştım. Benim için muazzam bir deneyim oldu. Bir örnek verecek olursam günümüzün en önemli hastalıklarından kanserin tedavisi için hadron terapi yöntemi var. CERN’in ülkelerde open network oluşturduğu bir organizasyon bulunuyor. Orada CERN ENLIGHT (European Network for Light Ion Hadron Therapy) organizasyonun kurucu başkanıyla görüştüm. Daha önce proton tedavisiyle ilgili yayınlanmış bir makalem bulunuyor. Bu sistemin ülkemizde de kurulması için kendisine bir proje sundum. Bu organizasyon Orta Doğu ülkelerinin hiçbirinde yok. Eğer ülkemizde kurulabilirse gerek tedavi amaçlı gerekse içerisinde bir çok alanı barındırması nedeniyle ülkemizde de multidisipliner bir çalışma alanı oluşacak. Bu proje Türkiye’yi Orta Doğu’nun bilim merkezi haline dönüştürme yolunda önemli bir iş birliği olacak.
–  CERN’e kabul edildiğiniz dönemde ne gibi dönüşler aldınız?
Öncelikle ailem ve yakın çevremden çok güzel tepkiler aldım. Bunun yanı sıra devlet büyüklerimizden de çok değerli dönüşler oldu.
Sayın başbakanımız Binali Yıldırım Bey arayarak tebrik ve desteklerini ilettiler.
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanımız sayın Ahmet Arslan Bey makamına kabul ederek tebrik ettiler.

CERN’e gitmeden bir gün önce Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Sayın Faruk Özlü bey makamlarında kabul ederek plâket takdim ettiler.

Ülke gündemi bu kadar yoğunken devlet büyüklerimizin bana zamanlarını ayırmaları beni hem onurlandırdı hem de üzerimdeki sorumluluk duygusunu arttırdı.
– 15 Temmuz süreci sizi etkiledi mi?

CERN’e kabul edildikten birkaç hafta sonra ülkemizde 15 Temmuz darbe girişimi yaşandı. Ülkenizi temsilen bir organizasyona katılmak onur ve gurur veren bir olayken tanklara, F16’lara göğsünü siper ederek, vatanımız için gözünü kırpmadan canını feda edenleri temsilen CERN’e gidiyor olmak apayrı bir anlam taşıyor ve bu süreç omuzlarımda hissettiğim sorumluluğu katbekat arttırdı.
15 Temmuz’un ertesi günü  CERN’deki yetkililerden “Ülkenizde yaşanan olaylardan sonra CERN’e gelmenizde bir sorun var mı?” diye mail geldi. Ben de hiçbir sorun olmadığını, ülkemizin dimdik ayakta olduğunu ilettim. CERN’e gittiğimde hain darbe girişimi hakkında birçok soruyla karşılaştım. Onlara tankların önüne siper olan kahraman halkımızın fotoğraflarını gösterdim, gerçekleri anlattım. Şaşkınlıkla dinlediler.
 
– Pes ettiğiniz, pişmanlık duyduğunuz oldu mu hiç?
Uzun süre emek verdiğim, geri dönen projelerim, kırılma noktalarım oldu. Hayatımdaki en büyük dersleri kırılma noktalarımdaki bu başarısızlıklarımdan almışımdır. Kırılma anında başarısızlıklarınızda yeni çözümler arıyorsunuz. Bu da sizi başarıya götürüyor. Hayatımda hiç pişman olmadım. Kim engellerse engellesin en büyük destek Allah, kim destek olursa olsun eğer Allah desteklemiyorsa da bir anlamı yok. Benim görevim yolda olmak, ulaşacağım nokta Allah’ın takdiri. Kişilik olarak kararlı biriyim. Bir işte üzerime düşen her şeyi yapmadan, her çözümü denemeden o işi bırakmıyorum. Yaptığım hiçbir işin sonucunu da kendime atfetmiyorum.
 
– Sizin gibi genç arkadaşlara mesajınız var mı?
Her nerede olursak olalım bulunduğumuz konumun hakkını vermeliyiz. Bunu kendime bir sorumluluk olarak addediyorum. Yurt dışında her alandan insanların bir araya gelerek projeler çıkardığı yapılar var. Maalesef ülkemiz bu yönde zayıf kaldı. Ama bu eksiği kendimiz kapatabiliriz. Kendi adıma ben en yakın çevremi teşvik ederek bir şeyler yapmaya çalışıyorum. İnsanlara sözlerle örnek olmak yerine yaptıklarınızla örnek olmalısınız. Bunun için çabalıyorum. Tıp okuyanlar, mühendislik, eczacılık okuyan genç arkadaşlar bir araya gelin. Hiçbir şey yapamazsanız bile kendi alanlarınızda yaptığınız işleri birbirinize paylaşın. Tıp okuyan bir öğrencinin mühendislik alanıyla ilgili bilgi sahibi olmaması büyük kayıp. Tersi de aynı şekilde.
Bir de kendinizi tanıyın. Neler yapabileceğinizin farkında olun. Üniversite hayatı ve seçtiğiniz bölümler sizi kalıplara sokmasın. Kendinize ve hayallerinize olan saygınızla ilerleyin. Hayaller zaten fiziksel çevre ve maddi imkânlarla sınırlanıyor. Bir de siz sınırlamayın.
          ******
Bilimin toplumların refah düzeyinin artmasındaki, ülkelerin gelişmişlik seviyesindeki büyük etkisi tartışılmazdır. Henüz tıp fakültesi 3. sınıf öğrencisi Ahmet Serdar Mutluer’in ezber bozan kariyer yolculuğu da bilimle ilgilenen tüm genç arkadaşlarımıza güzel bir örnek. Tarihi boyunca ve günümüzde halen büyük sınavlar veren bu şanlı millet her alanda her şeyin en iyisine layık. Gerek bilim dünyasında gerekse diğer bütün alanlarda, ülkemizi hak ettiği seviyeye çıkarmak için en büyük görevse biz gençlere düşüyor. Hangi alanda olursa olsun, ne yaparsak yapalım en iyisi olmak için çalışmak bu vatana boynumuzun borcudur.
Yüce Rabbimiz buyuruyor ki:
 “İşinizi güzel yapın; Allah işini güzel yapanları sever.”
Röportaj – Tuğba Fırat / Türkiye Gazetesi 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
hüseyin - 2 ay önce
tebrik eder,rabbimden muvaffakiyetler diliyorum.böyle kişilere ihtiyacımız var.şunun bunun peşinde değil,ilmin ve bilimin peşinde olanları herkes sevmeli.yolun açık olsun.türkiyenin gururu.