.

Türkiye’nin Sağlığı Hastadır! Vatandaş Çaresiz, Sağlık Çalışanları Zordadır!...

Türkiye’de yaklaşık 20 binin üzerinde asistan hekim her gün, çok zor koşullar altında bu ülkenin insanlarına hizmet veriyorlar. Asistan hekimlerin mesai saatleri uzun, ücretleri düşük, iş yükleri dayanılmaz ve eğitim olanakları yok derecesine indirgenmiş durumdadır.

 Türkiye’nin Sağlığı Hastadır! Vatandaş Çaresiz, Sağlık Çalışanları Zordadır!...



Bir asistan hekim, her gün sabah 8’de beyaz önlüğünü sırtına geçiriyor. Bir hastaya, “Ne şikayetiniz var” diye soruyor ve bu sözle günlük mesaisine başlıyor. Mesaisinin kaçta biteceği belli değil. Aynı gece nöbete kalabiliyor. Sonra hiç uyumadan ertesi sabah tekrar bir hastaya “bugün kendinizi nasıl hissediyorsunuz” diye soruyor, kendini hiç de iyi hissetmezken. Böyle bir çalışma süresi, uykusuz, yaklaşık 36 saat demektir.

Bakanlığın, koltuk sahiplerinin, sağlıkta dönüşüm masalının altında kalmış hekimleri, asistan hekimleri, tüm sağlık çalışanlarını görmesi, duyması gerekiyor. Hekimler alarm veriyorlar. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Türkiye tarafından kabul edilen hükümlerine aykırı şartlarda yıllardır görev yapan asistan hekimler imdat diye haykırıyorlar!

Asistan hekimlerin, sağlığı ticari bir konuya çevirmek için kışkırtılmış “sağlık alışverişi” sisteminde, “uzmanlık eğitimi” diye bir gündemi kalmamıştır. Bir klinikteki her hekime gün boyu poliklinik yaptırılırken, o klinikte kim eğitim alacak, kim eğitim verecek? Asistan hekimleri sadece hizmet vermek için köle gibi çalıştıran, onların eğitimlerini iyi niyetli hocaların korsan eğitimlerine bırakan bu sistem, aslında Türkiye’nin geleceğini karartmaktadır.

Eğitim hastanelerindeki tüm hekimler poliklinik yükünü karşılamak için kendi sağlığını tehlikeye atarak, tıbbi hatalar yapmayı göze alarak, canhıraş, bu çürük, paradan başka bir derdi olmayan sağlık sisteminin altında eziliyorlar.

Bunca insanüstü bir gayretle görev yapan asistan hekimler için, koltuk sahipleri, “5000 TL ücret alıyorlar” dediler. Bu, kocaman bir yalandır. Gerçek: Üniversite hastanesinde çalışan bir asistan hekimin eline vergiler, kesintiler sonrasında ortalama 2000 TL aylık maaş ve ortalama 500 TL nöbet ücreti geçiyor. Eğitim Hastanelerinde bugün asistanlar neredeyse sadece düşük maaşlarına mahkumlar. Dünya Bankası’nın sağlık koordinatörlerine dolar üzerinden ücretler veren bu anlayış, halka hizmet için ayın yarısını nöbetlerde geçiren asistan hekimleri göremiyor. Yeni atanan 10 bin sözleşmeli, aşırı ayrıcalıklı sağlık bürokrasisine verdiği ücreti bir türlü dili varıp açıklayamayan bu anlayışın sahipleri; hekimleri, asistan hekimleri, sağlık çalışanlarını görmezden geliyor.

Kötü çalışma koşulları, uzun nöbet süreleri, düşük ücretler asistan hekimleri tüketiyor! Türk Psikiyatri Dergisi’nde yer alan, 270 asistan hekim üzerinde yapılmış bir araştırmaya göre asistan hekimlerin duygusal tükenme düzeyi beş üzerinden 2,99 çıktı. Bu insanlar bu halka hizmet veriyorlar! İşte sağlıkta dönüşüm dedikleri şeyin açık seçik fotoğrafı budur!

Bütün bu ağır ve kötü koşullar yetmezmiş gibi asistan hekimlere olmadık angaryalar yüklenmeye devam edilmektedir. Eğitim hastanelerinde zaten eğitim hakları neredeyse bitirilen asistan hekimler acillerde hasta karşılayıcı olarak kullanılmaya çalışılmaktadır. Ankara Tabip Odası tarafından Ankara’daki bir eğitim ve araştırma hastanesinde uzmanlık eğitimi gören asistan hekimlere, hastane yönetimi tarafından dayatılan “acil serviste triaj nöbeti tutma” uygulamasına karşı açılan iptal davasında, yürütmenin durdurulması kararı verilmiştir. İnsanlık dışı, akıl dışı uygulamalar mahkemelerde mi çözülmek zorundadır. Sağlık ortamımız işte bu derece akıl dışı, otoriter tutumların yer bulabildiği bir noktaya gelmiştir.

Bildiğiniz gibi, sağlık çalışanlarının kaldırılmasını ısrarla talep ettiği, “Alo 184 SABİM” şikayet hattı, bir doktorun canına mal oldu. Samatya Eğitim ve Araştırma hastanesi acil servisinde görevli 30 yaşındaki asistan hekim Melike Erdem, SABİM hattından yapılan hasta şikayeti üzerine savunmasını verdikten sonra hastanenin 6. katından atlayarak intihar etti.

Hekimleri, sağlık çalışanlarını bu hale getiren bir sistemden hastalara yarar olur mu? Olmaz, olamaz!

Asistan hekimler, sağlıkçılara karşı her gün yükselen şiddetten en büyük payı alan gruptur. Onlar en önde, onlar en önce, bu tüccar, sermaye sahiplerinin ceplerinden başka hiçbir şeyi göremeyen sistemin bedelini, canları pahasına ödemektedir.

Uzmanlık eğitimi almak için geldikleri eğitim hastanelerinde, sağlıkta dönüşüm programının bir parçası olarak; işletmecilik ve kar odaklı sağlık sisteminin tüm angaryasını omuzlayan, 36 saat çalışan ama emeklerinin karşılığı ücreti alamayan asistan hekimler dayanma sınırlarının sonuna gelmiştir. Başta asistan hekimler olmak üzere bütün hekimlerin nöbet ertesi izin hakkı istisnasız olarak uygulanmalı; 40 saatlik haftalık çalışma süresi, nöbetler de dahil olmak üzere 56 saati geçmemelidir. Normal poliklinik hizmetleri için vardiyalı çalışma uygulamaları kaldırılmalıdır.

Uzmanlık dalının gerektirdiği bilgi, beceri ve değerler konusunda yeterli uzmanlar yetiştirmeyi hedefleyen bir asistan eğitim programı oluşturulmalıdır.

Asistanların bilimsel araştırma yapabilme ve sunabilme becerisini kazanma, seminer hazırlama, olgu sunumu, mortalite toplantıları ve bilimsel toplantılara katılımı sağlanmalıdır. Verilen eğitimi ölçme ve değerlendirmeler düzenli olarak yapılmalıdır. Asistanların eğitim sürecine katılımı sağlanmalıdır.

Sağlıkta dönüşüm diye 10 yıldır anlatılan masalın, bu ülkeye kurulan acı tiyatronun maskesi her geçen gün biraz daha düşüyor. Bu akıldışı ticaret oyunu bu ülkenin yurttaşlarını doktor doktor gezdirmiştir. 2002’de ortalama olarak bir yurttaş iki kez doktora başvururken bugün bu oran 8’e çıkmıştır. Bu ülkenin insanları 10 yılda 4 kat daha fazla mı hastalanmaya başlamıştır? Hayır! Bu ülkede insanlar “sağlık alışverişi” yapmak için kışkırtılmış, artan iş yükünün altında ezilen doktorlarla 3-5 dakika görüşerek dertlerine derman aramıştır.

Bugün buraya bir tespit yapmaya ve bu tespiti kamuoyu ile paylaşmaya geldik. Bu, acı bir tespittir! Bugün bu ülkenin kamu hastanelerinde bir hekim günde ortalama 90 ila 200 küsur arasında hastaya bakmaya çalışmaktadır. Dünyanın neresine giderseniz gidin, aklı olan kime sorarsanız sorun bu olacak bir şey değildir! Yıllardır soruyoruz: Kim bir doktorun 100., 150. hastası olmak ister? Bu sağlık sisteminden kime ne hayır gelir!

Bizler sağlık çalışanları olarak talep ediyoruz: Hekimlerin hastalarına yeterli süreyi ayırabilmelerine ilişkin düzenlemeler yapılmalı, kamuda ve özel sektörde hekimlere yirmi dakikadan daha kısa süre içerisinde hasta randevusu verilmemelidir.

Telefonla randevu sisteminde hastaya ayrılan süre on dakikayı bile bulmuyor. Randevusuz hastalar da eklenince hasta başına düşen toplam süre üç beş dakikaya kadar iniyor.

Dünya Tabipleri Birliği ve Türk Tabipleri Birliği sağlık hizmetinin nitelikli sunumu ve iyi hekimlik için hasta başına ayrılması gereken sürenin en az 20 dakika olması gerektiği görüşündedir. Ancak hekimlerin eli kolu bağlı! Birileri onlara, sırtında kamçı şaklayan köle gibi “Durmak yok!”, “hasta bakmaya devam edeceksin” diyor. Çünkü sistem kamusal sağlık hizmeti özelliğini yitirmiş, tıpkı beyaz eşya, tıpkı otomobil fabrikalarındaki modele dönüştürülmüş: Bir kapıdan hasta giriyor, diğer kapıdan tedavi olmuş-olmamış önemli değil, katılım paylarını ödemiş müşteri çıkıyor!

Bize gelip de her seferinde “hekim sayısı az” diyen bu anlayış, hastaların doktor doktor gezerek tatmin olacakları bir sağlık hizmetini alamadıklarını artık görmek zorundadır. Çünkü onlar görmese de, bu ülkenin insanları artık bu gerçeği görmektedir.

10 yıldır özel sağlık sermayesine omuz veren, onlara, insanları hasta olarak sunan koltuk sahipleri; işsizleri bir kenara koyun, çalışanların yarısından çoğunun asgari ücrete talim ettiği bu ülkede sadece mutlu bir azınlığın özel hastanelerden yararlanabildiğini görmüyorlar mı? Bugün özel hastanelerde hekimler ortalama günde 10-30 hasta bakarken, üçüncü mevki biletine layık gördükleri büyük kitlelere reva gördükleri eziyeti anlamıyorlar mı? Bu ülkede nitelikli, yeterli ve zamanında sağlık hizmeti almak için zengin olmak ya da Arap, Alman, Rus turist olmak mı gerekiyor? Çok açıktır! Bu10 yılda sağlıkta, Cumhuriyet tarihinin en eşitsiz dönemi kurulmuştur.

14 Mart Tıp Bayramı’na yaklaştığımız bu günlerde vatandaşı çaresiz bırakan, eşitsizlikleri inanılmaz derecede artıran, sağlık çalışanlarını sağlığından eden; sermaye sahiplerinden, ilaç ve tıbbi teknoloji tekellerinden başka kimseye yaramayan bu sağlık politikalarından vazgeçilmesini bekliyoruz. Bu ülkenin sağlığı sermayenin kar hırslarına, cemaat çekişmelerine kurban edilemez.

10 yıldır sağlık ticaretinin yollarını yapan koltuk sahipleri, “reklam” yapmaktan vazgeçip; sahici, samimi, vatandaşın ihtiyacı olan bilimsel bir sağlık hizmetini vermenin peşine düşmelidir. Bu iyi niyetle yola çıkarlarsa, bizler sağlık çalışanları ve hekimler olarak, onlara yanlışı da, yapılması gerekeni de göstermeye hazırız.

Bu 14 Mart’ta Sağlık Bakanlığı’ndan, hem yurttaşlar hem sağlık çalışanları için sağlıklı kararlar bekliyoruz!

Ankara Tabip Odası 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.