.

Tıp Dünyasında Da Moda Var, Kanmayın!..

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, Omega 3 haplarından grip aşısına, mamografi taramasından check-up'lara sağlık endüstrisinin 'doğru' ve 'gerekli' gösterdiği bir dolu kurala savaş açmış durumda. Sağlık sistemi üzerine aykırı görüşlerini son dönemde Twitter'da sıkça paylaşan Küçükusta'nın kapısını çaldık.

Tıp Dünyasında Da Moda Var, Kanmayın!..



Sağlık sektörü, korku duygunuzu kullanıyor!

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta'yı belki televizyonlardaki sağlık programlarında gördünüz, belki de son dönemde aktif kullandığı Twitter hesabına rastladınız. Göğüs hastalıkları uzmanı Küçükusta, deyim yerindeyse ilaç ve sağlık endüstrisine 'savaş açmış' durumda. Sağlık sektöründe büyük paralar döndüğünü sık vurgulayan Küçükusta, ilk örneğini 'okyanus suyu' olarak satılan serumfizyolojiklerden veriyor. "İçinde bir bardak su, birkaç gram tuz var" diye tarif ettiği 'okyanus suyu', eczanelerde 20-30 liraya satılıyor. Küçükusta "Bu üründen yüzde 2000 kar elde ediyorlar, burnuna Petrus şarabı damlatsan daha karlı çıkarsın!" diyor. Küçükusta, hastanelerin duruma tıbbi gözlüklerle bakmadıklarını, insanları gereksiz tetkiklere hatta ameliyatlara yönlendirdiklerini ekliyor. Profesör, bu konuda basının da bir reklam alan olarak suç ortağı olduğunu vurguluyor. "Bu yüzden insanlara sosyal medyadan ulaşmaya çalışıyorum" diyen Küçükusta ile Twitter'da yazdıklarından yola çıkarak tespitlerini konuştuk.

Doktorun yapmadığını sen de yapma: Grip ve zatürre

aşısı olma, mamografi ve prostat taraması yaptırma!

Bu ifadeyi İç Hastalıkları Derneği'nin yaptırdığı ankete göre kullandım. 7000'den fazla doktorla yapılan araştırmaya göre doktorların sadece yüzde 1'i zatürre aşısı, yüzde 5'i grip aşısı oluyor. Demek ki doktorlar bu aşıların işe yaramadığını biliyor. Eski zamanlarda çiçek gibi hastalıklarda aşılar hayat kurtardı ancak grip böyle bir şey değil. Avrupa'da yapılan bir araştırmaya göre grip aşısının etkinliği üç ay sürüyor. ABD 'den bir diğer araştırma ise grip aşısının etkisinin yüzde dokuz olduğunu gösteriyor. Kadın doktorların yüzde 15'i mamografi yaptırıyormuş. Demek ki yüzde 85'i mamografilerin aşırı teşhis ve aşırı tedaviye yol açtığını biliyor. Giyimde, dekorasyonda moda olduğu gibi tıp dünyasında da moda var. Son dönemde moda check-up'lar. Şikayeti olmayan bir kişiye tetkikler yapılması. Hiçbir faydası yok. Bunları yapan kurumlar çok fazla para kazanıyor. Bedava yapan kurum da var. Bu da sahtekarlık, hastada hiçbir şey olmamasına rağmen taramanın ardından hastadan tomografi, MR yaptırmasını isteyerek, bedava taramayı kat be kat çıkarıyor. 20 yaşında bir insana her yıl akciğer röntgeni çekiyorlar. Olacak iş değil. Bu tetkiklerin hepsi radyasyon. Tıbbın kullandığı en önemli duygulardan biri korku. Kadınlar 30'unda meme kanseri korkusuyla mamografi yaptırıyor. 'Erken teşhis hayat kurtarır' sloganı yanlış. Tetkiklerin çoğalmasıyla meme kanseri oranlarının üç katına çıktığını görüyorsun. Bu teşhislerin çoğalmasına rağmen meme kanseri ölümlerinde 30 yılda azalma yok. Erken teşhisin hastaya hiçbir faydası yok. Prostat kanserinde de öyle. Meme kanserinin farklı şekilleri var. Elinize kitle gelmeden mamografiyle çok küçük bir kanser teşhis edebilirsiniz ancak bu sizin daha kolay iyileşeceğiniz anlamına gelmez. Hastaneler erken teşhisle insanların daha fazla tetkik yaptırmasını sağlıyor.

Doktora "Neden antibiyotik yazmadınız?" yerine "Neden antibiyotik yazdınız?" dediğimiz gün bu iş çözüm sürecine girmiş demektir.

Bugün dünyada antibiyotiğin yüzde 90'ı gereksiz yere kullanılıyor. Faranjit, sinüzit gibi hastalıkların çıkma sebebi virüsler ve bakterilerdir, bunlara da antibiyotik vermenin hiçbir anlamı yoktur. Doktorların yazdığı antibiyotiklerin yüzde 90'ı boşa yazılıyor. Yeni araştırmalara göre ortakulak iltihabı ve nezle sonrası görülen hastalıklarda da antibiyotik kullanılması işe yaramıyor. Aslında insanlar bunu çok erken keşfetmiş, ne demişler: "İlaç alırsan bir hafta, ilaçsız yedi günde geçer."

Oyuncaklarda yasaklanan fitalat maddesinin kırtasiye ve beslenme çantasında izin verilmesinin izahını yapabilen var mı?

Kanserlerin çok azı genetiktir. Çoğu çevreseldir. Sigara, alkol kullanmamakla iş bitmiyor. Kullandığımız ürünlerde 80 binden fazla kimyasal madde var. Her yıl 700 kimyasal ekleniyor. Yeterli güvenlik testlerinden geçmeyip hayatımıza giriyorlar. Bazı bulgular dikkati çekince bu maddelerin kanserojen olduğu ortaya çıkıyor. Örneğin FDA, damacanalarda da bulunan bir madde. Hormon bozucu özelliği var. Östrojeni taklit ettiği için pek çok hastalığın sebebi. Dünyada bu maddenin çocuk biberonlarında ve yemek kaplarında kullanılması yasak. Türkiye 'deyse yaygın kullanılıyor.

Organik piliçte 'dirençli bakterili', çiftlik pilicinde 'antibiyotikli et' yeme ihtimaliniz yüksek.

"Onu ye, bunu yeme" demiyorum. Şehirde yaşayanlara köyde büyüyen tavukları bulup tüketmelerini tavsiye ediyorum. Bunlar 'serbest dolaşan tavuk' diye de satılıyor. Açık süt, hiç değilse günlük süt almalarını tavsiye ediyoruz. Yoğurtlarını, kaymaklarını kendilerinin yapmalarını tavsiye ediyoruz. Organik adıyla satılan ürünlerin de çok iyi denetlenmesi lazım. İnsanların bunu anlaması mümkün değil, görev Tarım, Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı'na düşüyor.

Çocuğunuzun plastik beslenme çantasını hemen şimdi çöpe atın.Plastik beslenme çantalarında da hormon bozucu bir madde var. Bu maddenin beslenme çantalarında kullanılması yasaklandı. Ancak pek çok kırtasiye ürününde bu maddeyi görebiliyoruz. Bunların da yasaklanması lazım. Normalde bu ürünlerin zararsız olduğu ispatlandıktan sonra satışa çıkarılması lazım. Ancak bizde ürün satışa çıktıktan sonra zararlı olduğu ispat edilip toplatılmaya başlanıyor.

Profesöre gitme eğilimi var...

Profesörlük bir öğretim üyeliği unvanıdır. Profesörler daha iyi doktor değil tam tersi daha kötü doktordur. Çünkü profesörler hastalarıyla daha az ilgilenmiş, yayın ve araştırma yapmaya daha çok vakit ayıran insanlardır. İyi doktorluğun kriteri profesörlük değildir. Her hastalıkta profesöre görünmek istemek doğru değil. Nobel Ödülü alamamamızı da buna bağlıyorum. İnsanlar yeni bir buluş yapmak için değil profesör olup hastalardan daha iyi paralar alabilmek için bu titrlere ulaşıyor.

Omega 3 haplarınızı çöpe atın

Özel bir diyet yapmıyorsanız; her yediğimiz içtiğimiz şeyde vitaminlerden aldığımız besinler var. Yorgunluğu geçirici diye satılan vitaminler tamamen beyin yıkama. Ancak özel durumlarda alınabilir. Sapasağlam insanların vitamin alması zararlıdır. Yeni bir araştırmaya göre bitkisel zayıflama ilaçlarında Hawaii'de 24 insanda karaciğer yetmezliği oldu ve biri öldü. İnsanlar 'bitkisel' lafını duyunca zararsız zannediyorlar. İlaçların yarısından çoğu zaten bitkilerden elde ediliyor.

Bitkisel demek yan etkisi olmayan madde demek değil.

Nugget'larda sinir, damar, deri ve kıkırdak yiyoruzAvrupa'da bir tüketici birliğinin yaptığı araştırmaya göre nugget diye bilinen, tavuğun göğüs eti zannettiğimiz ürünler deri, sinir, kıkırdak gibi şeylerle dolu. Bugün satılan tavuk eti, tavsiye ettiğimiz tavuk eti değil. Bunlar fabrika tavuğu, antibiyotikle büyütülen hayvanlar. Avrupa ve ABD'den biliyoruz. Antibiyotik hayvan besiciliğinde çok fazla kullanılıyor. ABD'de yapılan bir çalışmaya göre dünyada üretilen antibiyotiklerin yüzde 85'i hayvancılıkta kullanılıyor. Bu antibiyotik kullanımı vücudumuzda dirençli mikropların çıkmasına sebep oluyor. Yine bu durum son yıllarda tıptaki en büyük sorun olan hastane mikroplarının ortaya çıkmasına yol açıyor.

Radikal
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.