.

Sağlık Çalışanlarını Daha Kötü Günler Bekleyebilir...

Sağlık Çalışanlarını Daha Kötü Günler Bekleyebilir

Sağlık Çalışanlarını Daha Kötü Günler Bekleyebilir...



Prof. Dr. Recep Akdur sağlık çalışanlarına yönelik şiddet hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu:
 
“HEKİM, HASTA VE TOPLUM İLİŞKİSİNİN GENETİĞİ BOZULDU”
 
Sağlık Çalışanlarına yönelik şiddetin artarak bir salgına dönüştüğünü ifade eden Prof. Dr. Recep Akdur, bu salgına popülist sağlık politikalarının sebep olduğunu söyledi. Vatandaşlara tozpembe tablolar çizildiğini belirten Prof Akdur, hastalar sağlık kurumlarına gittiğinde vaat edilen toz pembe ortamı bulamadığında bütün olumsuzlukların sorumluluğunu hekimlere yüklediğini ifade etti. Prof. Akdur, cezaların, yaptırımların, güvenlik tedbirlerinin arttırılmasının ve hastane girişlerine x-ray cihazlarının konmasının şiddeti daha da körükleyebileceğini söyledi. Sorununun kısa vadede çözülemeyeceğini belirten Prof. Akdur, “toplumu uzun süreli bir sosyal rehabilitasyon programına tabi tutmak gerekir” dedi.
 
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Recep Akdur, sağlık çalışanlarına uygulanan şiddetin nedenleri hakkında Sağlık Dergisi’ne değerlendirmelerde bulundu. Arttırılacak güvenlik tedbirleri ve cezai yaptırımların şiddetin önüne geçemeyeceğini aksine şiddeti körükleyebileceğini, hekimlerin yıllardır paragöz olarak gösterildiğini ve itibarsızlaştırıldığını söyleyen Prof. Akdur, şiddetin önüne geçilebilmesi için toplumun uzun süreli bir sosyal bir rehabilitasyon programına tabi tutulması gerektiğini ifade etti.    
 
“Sağlık Çalışanı İtibarsızlaştırılıyor”
Genelde sağlık çalışanlarına, özelde ise hekimlere yönelik şiddetin artışında izlenen sağlık politikalarının çok önemli payı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Recep Akdur, “sağlık çalışanlarına şiddet sadece hasta ya da yakınları tarafından uygulanmıyor”. Yüzlerce hekim ve sağlık çalışanı her gün sağlık sektörünün tüm taraflarınca darp ediliyor. Psikolojik olarak darp ediliyor; fizik olarak darp ediliyor. Kamuoyunun dikkatini yalnızca bıçaklama, dövme, öldürme gibi fiziki şiddet olayları çekiyor. Oysaki darp sadece ve sadece bunlarla yani fizik şiddet ile sınırlı değildir. Terörüze etme yöntemlerinin hepsi kullanılıyor. Mobbing ve psikolojik baskı da darp kapsamına girer. Kim yapıyor bunu; Sağlık Bakanlığı yapıyor. Tüm kamu kurum ve kuruluşları yapıyor. Basın yayın kuruluşları da yapıyor. İşverenler de yapıyor. Bakanlık davranış ve uygulamaları ile her gün sağlık çalışanını darp ediyor. Basın şiddete uğrayan bir hekimin hikayesini verirken bile sağlık çalışanına şiddet uyguluyor. Bir kısım basın organları yıllardır tek taraflı malpraktis hikayeleri tefrika ediyor. Sağlık çalışanı sürekli itibarsızlaştırılıyor. Günümüzde üç ay, beş ay süre ile ücretini alamayan hekimlerin sayısı binlere ulaştı. Özellikle özel sağlık alanında ücretlerini düzenli alamayan, derhal çek git istifa et diye aşağılanan, horlanan yüzlerce sağlık çalışanı var. Bütün bunlar göz önüne alındığında hekimi darp edenler sıralamasında hasta ve hasta yakınları neredeyse son sırada geliyor” dedi.  
 
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin salgına dönüşmesinde politik uygulamaların önemli rolü olduğunu söyleyen Prof. Akdur, “SABİM var, sağlık çalışanını, hekimi şikayet hattı. Özel kazanç kapısına dönen Malpraktis Sigortası var, aile hekimlerinin kayıtlı hastalar tarafından takibi var, Hasta Hakları Büroları var. Bunların hepsi vatandaşın, hekime ve sağlık çalışanlarına karşı kışkırtılması sonucunu doğuran uygulamalardır. Bu nedenle elbette ki sağlıkta uygulanan şiddetin, sağlık politikalarıyla çok yakından ilişkisi var” diye konuştu.  
 
 
“Şiddet Arttı Lafı Hafif Kalıyor; Bu Bir Salgın”
Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın hasta ile hekim, toplumla hekim arasındaki ilişkinin genetiğini bozduğunu belirten Prof. Dr. Recep Akdur, yeni bir şiddet atmosferi yaratıldığını, bu atmosferin diğer faktörler tarafından da beslendiğini söyledi. Prof. Akdur, “Diğer faktörler olarak da toplumda genelde şiddet kültürünün var olması, yoksulluğun artması, yurttaşların devlet tarafından ihmal ediliyor duygusuna sahip olması vb faktörleri saydı. Fakat ana etmen vatandaşa her gün toz pembe tablolar çizilmesi. Deniyor ki, istediğin hastaneye git, istediğin hizmeti istediğin hekimden al. Oysaki vatandaş hastaneye gidince polikinikte 80’inci sırada yer bulabiliyor. 80’inci sıraya kadar bekletilmesinin sorumlusu olarak hekimi görüyor. İstediğin hastaneye git, istediğin hizmeti al hepsi ücretsizdir deniliyor. Vatandaş gittiği zaman bin liralık hizmet alırsa önüne 900 liralık ek ödeme faturası konuyor. Bu ödemeyi de hekimden biliyor hatta bu parayı hekim alıyor sanıyor. Özetle hasta kendisine çizilen pembe tabloya ulaşmadaki tüm engellerin hekimden kaynaklandığını sanıyor. Yurtttaş, hekimi kendisine sunulan imkanları engelleyen biri olarak görmeye başladı. On yıldır hekimler çok çeşitli şekilde suçlandı ve paragözlü olarak tanımlandı. Sonuçta tüm bunlar ürün vermeye başladı. Hekimle hastanın, hekimle toplumun ilişkisinin genetiği bozuldu. Hekime şidetin artışı küçümsenecek bir oranda değil. Kamu oyuna yansıyanlar buz dağının su üstünde kanal kısmı. Bu nedenle şiddet arttı lafı çok hafif kalıyor bu bir salgın” şeklinde konuştu.
 
“Türkiye’de Öldürülmeden, Dövülmeden, Adliyeye İntikal Etmeden Olay Rapor Edilmez”
Yetkililerin şiddet sıklığı konusunda İngiltere ve benzeri ülkeler ile kıyaslamalar yaparak bizdeki şiddet sıklığının daha az olduğunu ileri sürdüklerini belirten Prof. Akdur, bunun doğru olmadığını o ülkelerdeki sayıların bizdekinden daha yüksek gibi görünmesinin nedeninin o ülkelerdeki en küçük olayların bile rapor edilmesine bağlı olduğunu söyledi. Prof.Akdur, “Bu rakamlar nasıl rakamlardır biliyor musunuz? Örneğin İngiltere’de bir hasta ya da yakını hekim karşısında biraz sert konuşsa bile bu olay hekim tarafından derhal rapor edilir. Oysa Türkiye’de öldürülmeden, dövülmeden, sövülmeden özetle adliyeye intikal etmeden olaylar raporlara geçmiyor. Onun için hasta veya yakınlarının şiddeti sanki İngiltere’de yada başka ülkelerde daha çokmuş da bizde azmış gibi görünüyor. Oysaki bütün olaylar rapor edilse sayılara geçse biz tüm ülkelerin çok önünde oluruz” dedi.
 
“İnzibati Tedbirler Vatandaşı Daha Agresif Yapar”
Sağlık Bakanlığı ve bazı meslek odalarının şiddetin önlenmesi yanlış öneriler içinde olduğunu belirten Prof. Recep Akdur, hekime şiddeti önleme konusunda “X-Ray cihazlarından, güvenlikçi sayısını yada cezaları arttırmaktan medet umanlar var. Bunların hiçbiri doğru değil. Hatta şöyle endişelerim var benim; bu tür uygulamalar olayı daha da azdırabilir. Hangi anlamda azdırabilir? Sayılar daha çok artabilir, olayların niteliği daha şiddetli hale gelebilir. Adeta gerilmiş zembereğin boşalması gibi, o güvenlik bariyerini o x-ray’i aşmaya çalışan insan, bunu kurgulayan insan daha agresif ve şiddetli davranışlara yönelebilir. Böyle endişeler taşıyorum. Bu nedenle tüm toplumu bir çok anlamda, Sağlık Bakanlığı, kamu kurum ve kuruluşları, basını, hasta ve hasta yakınlarını da içeren, uygulanan günlük sağlık politikalarını da içeren çok uzun erimli bir rehabilitasyona tabi tutmak gerekir. Bugünden yarına alacağımız acil bir takım inzibati tedbirlerle hekime ve sağlık çalışanına yönelik şiddetin hızla azalacağını hiç kimse beklememeli. Konunun çok uzun soluklu bir rehabilitasyon programı olarak ele alınması gerekir” diye konuştu.
 
“Türkiye’de Hasta Hakları Çok Yanlış Algılanıyor”
Türkiye’de hasta haklarının çok yanlış algılandığını belirten Prof. Recep Akdur, Hasta hakları bürolarının hasta hakları ile uzaktan yakından bir ilişkisi olmadığını, yalnızca müşteri şikayet büroları şeklinde çalıştığını söyledi. “Oysa hasta hakları kesinlikle böyle birşey değildir. Hasta hakları hasta görevleri ile yapışık bir ikizdir; bu ikizin öteki yarısından, yapışık ikizinden söz etmeden olmaz. Hasta haklarının yapışık ikiz olan diğer iki kardeşi vardır; bunlar hekim hakları ve görevleridir. Bu dört kardeşi birlikte ele almadan olmaz. Hasta haklarının üçüncü bir yapışık ikizi daha vardır; bunlar kurum görev ve haklarıdır. Özetle hasta hakları yapışık üç ikizden oluşur. Bu altı kardeşi aynı anda ve birlikte gündeme getirmez ve ele almaz iseniz yanlış olur ve ortaya yanlış sonuçlar çıkar. Türkiye’de de olan budur. Hastanelerde Hasta Hakları Büroları kuruldu, bunlar hekimleri şikayet büroları gibi çalıştı. Hasta hakları bir eğitim meselesidir. Bu bürolar hiçbir zaman eğitim müessesesi gibi çalışmadı, hasta görevlerinden, hekim haklarından, kurum haklarından hiç söz etmedi. Sade ve sadece hasta şikayetlerinden söz etti. Yani altı kardeşten yalnızca birinin şikayetlerini dinledi. Bun uygulamaların tamamının düzeltilip, zun süreli ve ince ince düşünülmüş bir program ile toplum rehabilite edilmelidir. Aksi takdirde sağlık çalışanları için daha acı günler gelebilir. Hasta hekim ilişkisi, sağlık çalışanı hasta ilişkisi karşılıklı saygıya, karşılıklı hak ve görevlere sahiptir. Tek taraflı bir ilişki değildir. Geçmiş çağlardaki ya da tarihin eski dönemlerinde kalan hekim merkezlilikten hasta tarafına denge sağlayıcı bir kayma yapılması doğrudur. Ama bunun tamamen hasta merkezli bir ilişkiye dönüştürülmesi, hastaların görevleri yokmuş sadece hakları varmış gibi bir biçime dönüştürülmesi bu şiddeti körükleyen önemli düşünce kalıplarından biri olmuştur” dedi.  
 
“Vatandaş Elektriğin Kesilmesinden Bile Hekimi Suçlu Buluyor” 
Hekimlerin hastalar ile iletişim kuramadığı ve çatışmanın bundan kaynaklandığı düşüncesine katılmadığını söyleyen Prof. Akdur, “hekimler hasta ile konuşmayı bilmiyor, iletişim kurmayı bilmiyor onun için başlarına bu sıkıntı, şiddet geliyor deniyor. Hayır böyle bir şey yok. Her hekim en az on yıllık yoğun bir eğitim ve deneyimden geçiyor. Şimdi siz bu insanlara iletişim kuramıyor hastanın psikolojisini anlamıyor diyebilir misiniz. Bu söylem bile hekimi itibarsızlaştırma çabasıdır. Bu tür tartışma ve söylemler tamamen yanlış politikanın yanlış algımla ve algılatmanın bir sonucu.Yanlış ve hekime önyargılı bir düşünce kalıbı bu. Hiç istisnası yok mu? Sekseninci hastayı gördüğü zaman yeterince güler yüz göstermeyen hekim yok mu? Elbette vardır. Elbette psikolojisi bozuk bir ortamda hizmet veren hekim de vardır. Ancak bunlar istisnadır. Türkiye’de 120 bini aşkın hekim var bunun yalnızca iki bin kadarının muayenehanesi var. Bundan dolayı tüm hekimleri muayenehaneci olarak ilan etmek doğru deyil. Ne yazık ki bir hekim örgütü, İstanbul Tabip Odası yetkilisi arkadaşımda ‘kamuda anlayışlı hekim kalmadı’ gibi bir talihsiz beyanda bulundu. Bu tamamen o algının o yanlış politikanın bir ürünü. Hekim iletişim kurmayı da bilir, hekim hasta psikolojisinden de anlar, hekim empati yapmayı da bilir. Algı hatası şuradan kaynaklanıyor; yoğun bakımda bir hastası olan hasta yakını elektrik kesildiği zaman gidip bir TEDAŞ yetkilisini dövmeyi, öldürmeyi düşünür mü? Hayır. Yoğun bakımdaki elektriğin kesilmesinden bile hekimi suçlu bulur. İşte yanlış olan, hekim hakları ve hasta hakları arasında hekimin aleyhine eşitsizlik yaratan da bu anlayış. Hasta merkezliliğin politik anlamda popülist yaklaşıma dönüşmesinin vardığı nokta bu. Artık Türkiye’de vatandaş sağlık sektöründe gördüğü her türlü olumsuzluğun, çıkan faturanın, poliklinikteki bekleme süresinin, elektrikteki kesilmenin, ölümcül hastalığa yakalanmanın bütün bunların sorumlusunun hekim olduğunu sanıyor. Bu algıyı yaratanda uygulanan yanlış politikalardır” şeklinde konuştu.
 
“Sağlık Çalışanlarını Daha Kötü Günler Bekleyebilir”
Konu hakkında yürütülecek olan Meclis araştırmasını çok yerinde bulduğunu belirten Prof. Akdur, “ancak bu araştırmanın çok titiz ve doğru yapılması gerekir. Bu Meclis araştırması Nasrettin Hoca yaklaşımı ile yani ‘sende haklısın, sende haklısın’ yaklaşımı ile sonuçlanırsa korkarım ki yarardan çok zarar getirecektir. Yalnızca güvenlik tedbirlerinin arttırılması, cezaların arttırılması gibi önerilerle biter ise korkarım ki olayı daha da körükleyecektir. Sağlık çalışanına ve hekime şiddeti önlemeyi yalnız ve yalnızca inzibati tedbirlere, cezaların yaptırımların arttırılmasına bağlamak son derece yanlış. Sonuçta sağlık çalışanlarını daha kötü günler bekleyebilir. Adliyeye emniyet birimlerine X-ray cihazı koyuyorsunuz da önleyebiliyor musunuz? Kaldı ki adliye, emniyet tek tip hizmetlerinin verildiği yerlerdir. Siz hastanede hangi laboratuara, hangi kliniğe x-ray cihazı koyacaksınız? İnzibati tedbirlerinin ceza artırımlarının elbette ki kısa sürede caydırıcı bazı etkileri olabilir. Hiç etkisi yoktur demiyorum ama şiddetin sayı ve ölümcüllüğünü arttırması açısından vatandaşın agresifliğini arttırması açısından da çok dikkatli olmak gerekir” dedi.
 
Sağlık Dergisi
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.