.

Sağlık Bakanı Tv'den Gündemi Değerlendirdi

Sağlık Bakanı TV'den gündemi değerlendirdi

Sağlık Bakanı Tv'den Gündemi Değerlendirdi



 TRT ANADOLU / TARİH: 03.08.2011 / SAAT: 12:07 / SÜRE: 00:46:00
“SAĞLIKLI YAŞAM”
HANDE AYDEMİR- Merhaba sayın seyirciler. Sağlık Bakanlığıyla Yerel ve Bölgesel Televizyonlar Birliği arasında gerçekleştirilen işbirliği çerçevesinde “Sağlıklı Yaşam” Programına hoş geldiniz. 
Bugün 100. programımızı gerçekleştiriyoruz. İlk açılışımızı 23 Şubat 2011 tarihinde Sağlık Bakanımız Sayın Profesör Doktor Recep Akdağ’ın katılımlarıyla hayata geçirmiştik. Sağlık alanında çözülememiş yıllarca geriye atılmış sorunları Türkiye’ye özgü bir model olan “sağlıkta dönüşüm” projesiyle 2002 yılından itibaren iyileştirmeye karar veren Türkiye Cumhuriyetinin Sağlık Bakanı Sayın Profesör Doktor Recep Akdağ program konuğumuz sayın seyirciler. Türkiye’nin en büyük sağlık sorunu olan obezite mücadelesinden “dumansız hava sahası” projesine kadar her türlü sağlık problemini bilgilendirme mücadelesini vermeye devam ediyoruz. Ve sayın seyirciler 2005 yılında Düzce ilinde başlayan aile hekimliğinden başlayarak yapılan çalışmaları ve halkın bu çalışmalara verdiği olumlu-olumsuz tüm tepkileri ele alarak Sağlıklı Yaşam’a başlıyoruz. 
Sizler de bizlere katılabilirsiniz. 0312 Ankara alan koduyla 385 24 04 ya da elektronik posta adresimiz saglik@ybtb.org.tr adreslerinden bizlere ulaşabilirsiniz.
Sayın Bakanım hoş geldiniz. 
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Hoş bulduk Hande Hanım.
HANDE AYDEMİR- Teşekkür ediyoruz programımıza katıldığınız için.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Ben teşekkür ediyorum.
HANDE AYDEMİR- Aslında bu bizim için büyük bir onur, çünkü hem açılışımızı sizinle yaptık, hem 100. programımızı sizinle gerçekleştiriyoruz. Çok teşekkürler. 
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Sağ olun. Benim için de büyük bir zevk bu. TRT gerçekten çok güzel bir hizmet veriyor bu programla. Sağlıklı yaşam dediğimiz zaman hepimizin hayatını 7’den 70’e denir, 7’den 70’e değil de, anne karnından son nefesimize kadar hepimizin hayatını çok ilgilendiren bir konu. Vatandaşlarımız bu işle haklı olarak çok ilgililer. Dolayısıyla, bir defa bir birey olarak daha sağlıklı nasıl yaşarız bu programlarla bunu halkımıza anlatmış oluyor, çok hayırlı bir iş oluyor, ben teşekkür ediyorum TRT’ye ve sizlere.
HANDE AYDEMİR- Sağ olun, teşekkürler. 
Şimdi hem izleyicilerimize, hem bizi seyredenlere küçük bir anımsatma yapalım. Bakalım Profesör Doktor Recep Akdağ geçmiş dönemde ve şimdiki dönemde neler yapmış sayın seyirciler, izliyoruz.
“PERFORE- Profesör Doktor Recep Akdağ, 1960 yılında Erzurum’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Erzurum’da, lise öğrenimini Ankara Atatürk Lisesi’nde tamamladı. 1984 yılında Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu. Mecburi hizmetini Karabük’te 2 yıl süreyle pratisyen hekim olarak yaptı. 1990 yılında Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesinde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı olan Recep Akdağ, 1992 yılında Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalında Yardımcı Doçent, 1994 yılında doçent, 1999 yılında profesör oldu. Ulusal ve uluslararası nitelikte bilimsel makaleleri ve tebliğleri yayımlandı. 2002, 2007 ve 2011 yıllarında yapılan seçimlerde Adalet ve Kalkınma Partisinden Erzurum Milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisine girdi. 
Profesör Doktor Recep Akdağ 18 Kasım 2002’de kurulan Türkiye Cumhuriyeti 58. Hükümetinde Sağlık Bakanı oldu. 59, 60 ve 61. hükümetlerde de Sağlık Bakanı olan Akdağ, Doktor Refik Saydam’dan sonra bu hizmeti en uzun süre yürüten bakan unvanını aldı.
Bakanlığı döneminde sağlık alanında çok önemli bir değişim hareketi başlattı ve bu hareketi kararlılıkla sürdürdü. Profesör Doktor Akdağ, Türkiye’ye özgü bir hizmet modeli olarak uygulanan sağlıkta dönüşüm programı ile sağlık hizmeti alanında ekibi ile birlikte bir zihniyet değişiminin öncüsü oldu. Sağlık alanında yıllardır birikmiş ve çözüme ulaştırılamamış birçok sorun bu dönemde insan odaklı sağlık hizmeti anlayışı ile çözülmeye başlandı.
İyi derecede İngilizce bilen Profesör Doktor Recep Akdağ evli ve 6 çocuk babasıdır.”
HANDE AYDEMİR- Sayın seyirciler, Türkiye Cumhuriyeti’nin Sağlık Bakanını Profesör Doktor Recep Akdağ’ı ağırlıyoruz. 100. programını gerçekleştiriyoruz Sağlıklı Yaşam’ın ve sizlere de Bakanımızın neler yaptığını aslında bir nebze anımsatmış olduk. 
Bakanım bununla birlikte Ramazan ayındayız, Ramazan’da beslenmenin önemli olduğunu biliyoruz, Ramazan ayı yaz aylarına denk geldiği için de çok dikkat etmemiz gerekiyor. Bununla birlikte Ramazan’da beslenmeden açalım programımızı. Çünkü sahur vaktimiz var, iftar vaktimiz var. İlk olarak; iftarda neler yemeliyiz, sahurda neler yemeliyiz, yapmamız gerekenler nelerdir? 
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Aslında Hande Hanım doğrusunu söylemek gerekirse bu konuları ben de uzmanlardan öğreniyorum. Yani beslenme uzmanları, diyetisyenler ya da işte endokrin uzmanlarını doktor olarak düşünürseniz onlar da bu konularla ilgilenirler ya da işte beslenmeyle ilgili uzman hekimler. Aslında prensipler hep bu işleri konuştuğumuz zaman uzman arkadaşlarla konuşulan prensipler basit, anlaşılması kolay. Detaylarını vatandaşlarımıza uzmanlar zaman zaman anlatıyorlar, sizin programlarınızda da anlatıyorlar. Prensip şu: Bir defa yaz mevsimindeyiz söylediğiniz gibi, sıcaktan korunmak gerekiyor, aşırı sıcaktan. Nasıl korunacağız? İşte mümkün olduğu kadar serin yerlerde durarak, kapalı yerlerde durarak, ayrıca sıvı kaybına karşı da tedbir almak lazım. Bunun için sahurda bol sıvı almak gerekiyor, su, en başta su. En iyi sıvı, alınabilecek en iyi sıvı su. Suyla birlikte ayran çok yararlı olabilir. Tansiyon problemi yoksa tuzu da normal bir seviyede almak lazım. Çünkü suyla beraber vücudumuza tuz da lazım. Bu su işi çok önemli. Sıvı kaybı çünkü sıcak uzun yaz günlerinde önemli bir problem oluşturabiliyor. Sıvı kaybından mümkün olduğunca korunmak lazım. Özellikle yaşlılar, diyabet hastaları, çocuklar bunların sıvı kaybı daha kolay oluyor, böbrek hastaları, kalp hastaları. Dolayısıyla, bir defa önemli bir hastalığı olan her vatandaş oruç tutup tutamayacağı konusunda mutlaka hekimine danışmalı. Aile hekimlerimize kolayca ulaşabilirler biliyorsunuz zaten. Bir uzman hekimin sürekli takibindeyse ona da danışabilirler. Yani hastalar için söylenebilecek en pratik cümle mutlaka hekimlerine danışsınlar. Sağlıklı bireyler tabi ki kendi talepleri, istekleri, şahsi düşünceleri doğrultusunda oruç tutuyorlar, tutmuyorlar ve oruç tutan kardeşlerimiz de mutlaka söylediğim gibi sıvı işine çok itina etmeliler. Bir de bu öğünde çok aşırı yemek doğru bir şey değil. Tabi zaman biraz uzun ama…
HANDE AYDEMİR- Şimdi 16 saat aç kalıyoruz, bu 16 saatin sonunda da mutlaka midemizi doyurabilmek için sıvı alımı yapmamız gerekiyor ama, ağır yiyeceklerden uzak duracak mıyız? 
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Yavaş başlamak lazım, mesela çorbayla başlamak lazım. Yavaş yavaş yemek lazım. Bütün ihtiyacımızı iftarda bitirmek zorunda da değiliz.
HANDE AYDEMİR- Biraz aç mı kalkmamız gerekiyor iftarda da? 
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Bu belki çok şart değil yavaş yeniyorsa, ama isteyenler şunu yapabilir: İşte iftarda hafif bir çorbayla, sıvı içeceklerle başlanıp, daha sonra tatlılar vesaire gibi yiyecekleri biraz daha sonraya bırakabiliriz. Ara öğün gibi düşünün, iftarın peşinden çay içiyorsunuz, işte onu birlikte tüketebilirsiniz. Biraz daha yayabiliriz yani, mideyi birden böyle 16 saat boş kalan bir mideyi, metabolizmayı tıka basa doldurmak doğru değil. Aslında genel anlamda Hande Hanım, mideyi çok doldurmak doğru bir şey değil. Aslında Ramazan hani sonuçta oruç dini bir ibadet, sadece bedenle ilgili olarak düşünmemek lazım, bu ruhsal bir ibadet daha ziyade. Bir defa sağlığı da biz zaten bedensel ve ruhsal bir iyilik hali olarak tanımlarız. Yani sağlık sadece bedensel bir iyilik hali değil. Düşünün, yanında komşusu yoksulken, perişanken ya da ne bileyim işte Somali’de 10 milyonun üstünde, 12 milyon insan açlık tehlikesi altındayken, böyle sofraları envai çeşit yemekle donatıp tıka basa doldurmak falan hakikaten çok sağlıklı bir ruh halinin de işareti olmaz. Dolayısıyla, biz insanları, yoksulları, ihtiyacı olanları, hele Türkiye’nin dışında Afrika’da, başka yerlerdeki muhtaç insanları da anlıyoruz. Bu ruh sağlığımız açısından, insanlığımız, vicdanımız açısından da çok önemli, Ramazan’ın böyle de fonksiyonu var. O zaman biz Ramazan’ı böyle mükellef sofraların donatıldığı, tıka basa yiyeceğimiz bir ay olarak düşünmemeliyiz. Böyle düşündüğümüz zaman beden sağlığımızı da koruruz. Birçok araştırma aslında bu açlık sürelerinin, bu söylediğimiz hastalık grupları dışında yararlı olduğunu da gösteriyor. Yani vücudun adeta bir detoksifikasyon dönemi oluyor Ramazan. Sürekli olarak oruç tutsak belki o sıkıntılı olurdu ama, senede 1 ay bunu yapıyorsunuz. Açlığın da kendine göre vücut açısından birtakım yararları var. Bu kısa süreli 1 aylık müddette geçireceğiniz açlığın sizin de söylediğiniz gibi iftar vakti geldiğinde ya da sahurda aman işte 16 saat nasıl aç kalacağım, 15 saat, tıka basa doldurursak bu sefer kendimize zarar veriyoruz. 
HANDE AYDEMİR- Peki Türk halkı genellikle örneklemeleri çok sever, sizden örnekler alalım. Siz iftarda ya da sahurda neler yiyorsunuz? Mutlaka bol sıvı tüketiyorsunuz ama, yanında aperatif olarak neler var mönünüzde? 
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Doğrusu çok özel bir şey yok, her Türk ailesinin evinde olan şeyler var. Çorbalar var, işte biz ayran çorbası deriz Erzurum’da ya da yoğurt aşı deniyor Türkiye’de.
HANDE AYDEMİR- Soğuk oluyor değil mi?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Biz sıcak yiyoruz ama, doğrusu sıcak şehirlerde de soğuk yapılır bu biliyorsunuz. Yazın belki bunu soğuk yapıp yemek daha doğru. İşte şehriye çorbası olur bizim evde çok yenir, başka diğer çorbalar yeniyor. Pilav olur sofrada, sebze yemeği olur, salata olur, bazen et oluyor, tavuk oluyor. Ben mümkün olduğu kadar kendi adıma kalorisi yüksek gıdalardan kaçınmaya çalışırım. Mesela pilav yediği zaman iki kaşık pilav yemeğe çalışıyorum kilo almamak için. Özellikle Ramazan kilo alma açısından bir risk taşıyor.
HANDE AYDEMİR- Çok büyük bir riski var.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Çünkü öğünleri bölerek yemek aslında metabolizma açısından daha doğru. Günde 3 ana öğün yiyip, tabi ki dozunu fazla kaçırmadan, araya iki de küçük ara öğün koymak normal zamanlarda salata olabilir, yoğurt olabilir, daha doğru bir şey. Ama burada sonuçta bunu ikiye indiriyorsunuz. Söylediğim gibi belki 3’e çıkartabilirsiniz arayı biraz iftarda az yemek suretiyle. Ama sonuçta söylediğim gibi böyle belli zamanlara toplanmış oluyor. İşte makarna olur bizde, klasik Anadolu sofrasıdır. Bazen köfte yapar hanım, patates yapar, kızartma falan yapar. Herkesin ailesinde olan şeyler.
HANDE AYDEMİR- Sıklıkla artık bu obeziteyle mücadele konusunu da dile getiriyorsunuz, 8 ayda 8 kilo verdiniz. Bunu da biliyoruz, takip de ediyoruz yakından acaba Sayın Bakanımız kaç kilo diye. Kilo durumunuz şu an için nasıl? Çünkü Ramazan ayı belki de sizi etkileyecek. Dikkat ediyor musunuz? 
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Çok dikkat edeceğim tabi, 77 kilo falanım. Normalde hedefim 70 kilo. Hele biraz kilo verdikten sonra hareket etmek, spor yapmak da kolaylaşıyor. Yani bir taraftan yağları atarken vücuttan, öbür taraftan bizim de işte biraz kasları kuvvetlendirmek lazım. Şimdi genç insanlarda genellikle kaslar zaten kuvvetlidir, sürekli hareket eder gençler. Biz özellikle oturarak çok çalışıyoruz, uzun toplantılarımız var. Bunun için hareket de etmek lazım. İşte şimdi bundan sonra bu 77’den 70’e doğru inerken bir taraftan da fizik egzersizini de ihmal etmemeye çalışacağım. İnşallah 70’e düşünce bir daha görüşeceğiz. Bir dahaki programa kadar düşmeye çalışırız. 
HANDE AYDEMİR- Belki 200. programımda 70 kilolu olarak sizi tekrar ağırlayabiliriz. 
Şimdi obeziteyle mücadeleye geçmek isterim. Çünkü gerçekten Türkiye’de salgın bir hastalık haline gelmeye başladı. Biz Sağlık Anadolu Programında da sağlık il müdürlerimizi ağırlarken çizdiğimiz çerçeve doğrultusunda obezite büyük bir salgın hastalık gibi yayılıyor. Ve belki de bunun en başta örneğini Konya olarak verebiliriz. Çünkü Konya ilinde müthiş bir artış var. Tüm Türkiye genelinde obezite konusunu nasıl engelleyeceğiz? Belki okullar açılacak, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’le birlikte bir çalışma yapıyor Sağlık Bakanlığı. Bu çerçevede artık okullarda hamburger, fast food ya da gazlı içecekler artık bulunmayacak. Bunun yerine farklı yiyecekler satılmaya başlayacak ama, bir alışkanlığımız var, çocukların da alışkanlıkları var. Nasıl bunları tespit edeceğiz?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Şimdi obezite konusu, şişmanlık konusu, hele beraberinde hareketsizlikte beraber gerçekten söylediğiniz gibi Türkiye’nin bugün en önemli sağlık problemi. Biz Dünya Sağlık Örgütüyle birlikte Türkiye’nin sağlık sistemini, bugün geldiği yeri, sağlıkta dönüşümden sonra geldiği yeri gösteren bir değerlendirme raporu hazırladık. Daha doğrusu onlar bizim talebimiz üzerine uzmanlarını gönderdiler ve biz onlara destek verdik, tabi bilgileri biz sunuyoruz. Rapor hazırladı Dünya Sağlık Örgütü bize. Bu raporda da Türkiye’nin çok büyük mesafeler aldığı sağlık konusunda ortaya konmuş oldu. İşte bulaşıcı hastalıklardan tutun da, sigara mücadelesine varıncaya kadar koruyucu hizmetler, anne-çocuk sağlığı hizmetleri, aşılamalar, 112 ambulansları, hava ambulansları büyük bir mesafe aldık. Türkiye’de artık sağlık hizmetleri dünyanın en gelişmiş ülkeleriyle boy ölçüşür duruma geldi. Şimdi bu rapor bize şunu gösteriyor: İki alanda önemli sıkıntımız var. 
Bunlardan birincisi; obezite. 
İkincisi de; kalp krizleri, erken kalp krizleri. Onun da kısmen obeziteyle yerine göre ilişkisi var, hareketsizlikle ilişkisi var, sigarayla ilişkisi var. Obezite bir salgın artık Türkiye’de. Tıpkı Amerika’da, Meksika’da, İngiltere’de olduğu gibi bir salgın. Bundan 10 sene, 12 sene önce bu ülkelerde bir alarm verilmişti. Şimdi artık bu alarmı biz de vermiş durumdayız. 20 yaş üstü toplumun yüzde 33’e obez Türkiye’de artık, yani 3’te 1’i. 3’te 1’i de kilolu. Mesela ben kilolu sınıfındayım. Programlarda söylüyorum ki vatandaş mukayese yapsın. Obez sınırına yakındım, şimdi artık normale doğru inmeye başladım verdiğim kilolarla. 3’te 1’i obez, 3’te 1’i de kilolu, 3’te 1’i de sizin gibi normal. Şimdi biz istiyoruz ki insanlarımızın hepsi normal kiloya gelsin. Çünkü obezite kendi başına zaten bir hastalık olarak artık nitelendiriliyor da, başka hastalıkların davetçisi, neyin? Mesela şeker hastalığının, diyabetin. Türkiye’de yine 10-12 sene önce şeker hastalığı oranı yüzde 7’ler civarındaydı, şimdi yüzde 13’lere çıktı. Dikkat edin, ikiye katlamış durumda. Kalp hastalıkları için şişmanlık bir risk oluşturuyor, akciğer hastalıkları işte solunumu sürekli sıkıntılı hale getiren ve tıkayıcı akciğer hastalıkları için risk oluşturuyor. Ayrıca eklem hastalıkları için risk oluşturuyor, daha başka bir çok şey için. Ne yapacağız? Bir eylem planı hazırladık. Bunu Sayın Başbakanımız bütün kuruluşlara bir genelge olarak gönderdi. Bu eylem planını şimdi yürürlüğe sokuyoruz. Söylediğimiz bu okullardaki tedbirler, okul kantinlerindeki tedbirler bunların birisi sadece. Bu tek taraflı bir şey değil. Şunu da söylemem lazım: Biliyorsunuz sigara mücadelesinde biz çok başarılı olduk, belki girecek misiniz bilmiyorum, ona çok girmeyeyim. Çok başarılı olduk, dünyada artık parmakla gösterilen ülkeler arasındayız.
HANDE AYDEMİR- Ödül aldık değil mi?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Ödüller aldık, ama obezite mücadelesi, şişmanlık ve hareketsizlik mücadelesi bundan çok daha zor, dünya örnekleri de böyle gösteriyor. Çünkü sigaranın zararlı olduğunu anlatmak kolay. Bir zehirden bahsediyorsunuz, ama yiyecek zehir falan değil. Bunun tadında tüketileni, kararında tüketileni normal, iyi, güzel. Bunu fazla tüketirsiniz o zaman zararı oluyor. Dolayısıyla, bir de şöyle düşünün, yani aileler çocuklarının sigara içtiklerini bilseler geçmişte onları paylarlar, değil mi? Tenkit ederler, uyarırlar. Ama birçok aile, özellikle anneler çocuğuna habire ye der, daha fazla ye. Dolayısıyla, toplumsal kültür de şişmanlıkla, obeziteyle mücadeleyi zorlaştırıyor. Hatta toplumsal kültür hareketsizlikle mücadeleyi bile zorlaştırıyor. Bir çocuk sokakta çok çıkıp oynasın, biraz terlesin, ailesi aman niye çıktın, niye oynadın, niye hareket ettin, terledin, hasta olacaksın diyor. Halbuki o çocuk çıkmasa, hareket etmese, terlemese asıl hasta olacak. Dolayısıyla, bu mücadelenin daha zor olduğunu bir defa bilerek biz Sağlık Bakanlığı olarak, Hükümet olarak işe başlıyoruz ve bütün toplumdan yardım istiyoruz. Belediyelerimizden, sivil toplumdan, basınımızdan, sizlerden, ünlü şahsiyetlerden, bütün bakanlıklardan, gıda sektöründen, reklam sektöründen, özellikle gıda sektörü ve reklam sektörüyle ilgili alacağımız tedbirlerde mutlaka bu sektörleri işin içine katacağız. Böyle zorlayıcı uygulamalardan çok, sektörü oturarak, konuşarak belli bir süreç içerisinde bunları düzeltmek zorundayız. Sektörü de birdenbire sıkıntıya sokamayız, buna da hakkımız yok. Kısacası uzun soluklu ve toplumun bütün kesimlerinin katılması gereken bir mücadeledir. Önce farkındalığı artıracağız. Zannediyorum Kasım ayına falan yetiştirebileceğiz. Kasım ayından itibaren çok yoğun bir medya kampanyasına girişiyoruz. Bütün televizyonlar, gazeteler, dergiler, internet, billboardlar her mecra ne varsa Türkiye’de hep beraber, devlet büyükleri, Başbakanımızdan, Cumhurbaşkanımızdan, Meclis Başkanımızdan rica, istirham edeceğiz, sanatçılardan istirham edeceğiz. Toplumsal olarak aile hekimlerimiz işe karışacak. Toplumsal olarak şu şişmanlıktan kurtulmam lazım, fazla kilo kötüdür, hareketsizlik çok kötüdür… Benim bir sözüm var, hareketsizlik ölülere mahsus bir şey yani. Ölüyü koyarsınız, hiç hareket etmez. Bu konu üzerinde önümüzdeki dönüm sağlıkta dönüşüm programı çok gayret edecek yani.
HANDE AYDEMİR- Büyük yankı bulacak belki de Kasım ayında, tüm halkımız belki de bununla ilgilenecek. Artık bir gıda yerken ya da bir şey içerken mutlaka dikkat etmemiz gerektiğini öğreneceğiz. 
Sayın Bakanım, kısa bir aramız var aranın ardında tekrar devam edeceğiz sayın seyirciler.
(Reklam Arası)
HANDE AYDEMİR- Sayın seyirciler, Sağlık Bakanlığıyla YBTB’nin işbirliği çerçevesinde düzenlenen Sağlıklı Yaşam’ın 100. programına Sayın Profesör Doktor Recep Akdağ’la birlikte devam ediyoruz. 
Sizler de bizlere mail gönderebilirsiniz, saglik@ybtb.org.tr adreslerinden. 
Sayın Bakanım obeziteyle mücadelenin yanı sıra tabi bununla birlikte Somali’deki vatandaşlarımızı unutmamak gerekiyor, belki kısa bir giriş yaptınız, ama tekrar değerlendirmek isteriz. Neler düşünürsünüz bu konuyla ilgili?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Hande Hanım, tabi hele obeziteyle konuşurken Somali’yi konuşmak çok önemli. Dikkat edin, neyi konuşuyoruz? Fazla yemeyelim. Demek ki fazla yiyebilecek durumdayız, toplumun büyük bir kesimi için böyle bu ve fazla yemeyelim diyoruz. İnanın sadece sağlığımızı bozacak kadar yediğimiz fazlaları harcamasak ve hadi Somali’ye gönderiyoruz desek oradaki açlar doyar. Bu nasıl bir şeydir? Yani bunu şöyle mübarek ayda Ramazan ayında iyi düşünmemiz lazım. Bu hususta biliyorsunuz Hükümetimiz, Diyanet İşleri Başkanlığı, Kızılay ortak çalışmalar yapıyorlar. Hükümet içinde Afetlerden Sorumlu Başbakan Yardımcılığımız, Sağlık Bakanlığı, TİKA, ben bütün halkımızı Somali’ye yardıma davet ediyorum. Yani söylediğim gibi bir akşamlık, iki akşamlık keyfimizi Somali’ye göndersek, orada milyonlarca aç insan, aç çocuk doyacak. Biz Sağlık Bakanlığı olarak da oraya büyük bir yardım götürmek üzere hazırlanıyoruz şimdi. Tabi ki Başbakanlığın kontrolünde, onun organizasyonunda. Ben burada açık bir şey söyleyeyim, dünyayı bu noktada çok ikiyüzlü buluyorum.
HANDE AYDEMİR- Neden? 
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Dünya konuşuyor, Birleşmiş Milletler var, zengin ülkeler var, yani bir günde çöpe dökülen yiyecekler Afrika’da aç insanın kalmamasını sağlayabilecek durumda. Ne yapıyoruz biz? Yani böyle bir şeyi, bunu insanın vicdanı da kabul etmiyor. Ben inanın insanlar için söylüyorum, Allah’ın gönlüne de bu güç gider. Yani obezite gibi bir konuyu konuşurken, hani fazla yemeyelim, midemizi çok doldurmayalım, acıkmadan oturmayalım, doymadan kalkalım. Peygamberimizin çok güzel bir sözü var. “Hiç kimse midesinden daha kötü bir kap doldurmamıştır” diyor. Bu 1400 küsur yıl önce söyleniyor. Dolayısıyla şunu söylemek istiyorum: Somali konusunda vatandaşlarımız yardım ulaştırabilecekleri hatları televizyonlardan öğreniyorlar. Hükümetimiz de bu hususta ciddi bir çabanın içerisinde. Ramazan’ın bu ayın kutsiyetini, bu ayın gönüllerimizi yumuşatan bir yardıma davet eden manevi havasını da dikkate alalım ve bu ayda yapılacak yardımların çok hakikaten büyük bir değeri var, Somali’ye yardım edelim. Hep beraber ülke olarak Somali’ye çok çok büyük bir yardım götürmemiz lazım. 
Bakın böyle durumlarda sağlık çalışanlarını vatandaşlarımıza bir hatırlatmak isterim, sağlık çalışanlarını ben çok takdirle yad ediyorum. Sudan’da, Afganistan’da, Yemen’de gönüllü olarak bizim arkadaşlarımız buralara koşturuyorlar. Yani biz kimseyi zorla göndermiyoruz biliyor musunuz? Sıraya giriyorlar. Türk sağlık çalışanları, doktorlarımız, hemşirelerimiz sıraya giriyorlar, gönüllü olarak gidip bu ülkelere sağlık desteğinde bulunuyorlar. Bu sefer de gideceğiz çok yoğun bir biçimde, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı Hükümeti olarak desteğe koşacağız. Sivil toplumun da çok büyük bir gayreti var, birçok kuruluş var, dernek var. Ben hepsine vatandaşın huzurunda bu programınıza teşekkür etmek istiyorum. Bu hassasiyeti biraz daha artırmak gerekiyor. Belki biraz ağır kaçıyor ama, gerçekten Batı dünyası bu işlerde çok ikiyüzlü davranıyor. Konuşuluyor, ediliyor, tutuluyor, Birleşmiş Milletler var vesaire, yapılabilecek yardımlar yapılmıyor. Çünkü Batılılar çok zengin, yani hani derler ya zekatının zekatını verseler, bu kadar az bir şey verseler hiçbir problem kalmaz. Olmuyor ama, bu uygulanmıyor. O zaman Türkiye gibi bir ülke, bütün bu bölgede artık herkesin gözünü diktiği bir ülke olarak, biz hem Hükümet olarak, hem vatandaş olarak bu meseleyi büyük bir hassasiyetle takip etmeliyiz, destek olmalıyız. Bu bizim görevimiz, yani bir insanlık görevi. 
HANDE AYDEMİR- Kesinlikle katılıyorum. Sizin de söylediğiniz gibi, Batı toplumuyla bizi yan yana koyduğumuzda arada dağlar kadar fark meydana geliyor.
Şimdi bununla birlikte sadece Somali’ye değil, tüm Türkiye çerçevesi içerisinde de 112 Acil servis hizmetleriniz var. Bu kapsamda da yeni helikopter ambulanslar, uçaklar bu tarz aslında 112 servislerini duyuyoruz. Ama duyarken de bir nebze düşünüyoruz, acaba bunlar lüks mü, sadece özel insanlar mı kullanabilir ya da doktorların, bazı başhekimlerin himayesi altında mı kullanılır, biraz kafamız karışık Sayın Bakanım bu konuyla ilgili. Nasıl açıklarsınız? 
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Kesinlikle bir lüks değil, kesinlikle bununla taşınan insanların büyük çoğunluğu, yüzde 95’i köylerimizde yaşayan ya da küçük beldelerimizde yaşayan, yani daha çok kırsala doğru yaşayan vatandaşlarımız ve bunların içinde varlıklı insan sayısı çok çok azdır. Biz böyle bir tasnif yapmıyoruz. Vatandaşımızın acil bir hastası, ağır bir hastası olduğunda ya da bir yaralısı olduğunda yapacağı bir tek şey var, 112 numaralı telefonu aramak. Bir defa bizim 112 sistemimiz şöyle çalışıyor: Çok hızlı ve pratik çalışan bir sistem kurmuş durumdayız. Siz telefon açtığınızda bir kara ambulansı gerekiyorsa kara ambulansı gelir, bir hava ambulansının gelmesi gerekiyorsa onun şartları var ulaşım açısından, diğer özellikleri itibariyle, hava ambulansı gelir. Sizin hava ambulansı isteminize falan gerek yok. Oradaki yetişmiş, eğitim almış, bizim Acil Komuta Merkezimizdeki yetişmiş, eğitim almış doktor bu kararı veriyor. Ve doktor bu kararı verirken mesela il müdürüne sormaz, başhekime sormaz, doktor bu kararı verirken genel müdüre sormaz. Kural şudur: Doktor kararını verir, biz bu ambulans hizmetinin bir hizmet alımı yoluyla bir firmadan satın almış durumdayız. Bu firmayla aramızdaki anlaşma şudur: O Komuta Merkezindeki nöbetçi doktorumuz, yetişmiş, işi bilen doktorumuz helikopter istiyorum dediğinde hastama, helikopter 7 dakikada havalanır, kuralı budur yani. Gece uçuramıyoruz sadece, çünkü gece helikopter uçurmak güvenli değil. Çok uğraştık, Batılı ülkelerde inceledik acaba uçurabilir miyiz diye ama, gece helikopter uçuşu sadece aydınlatılmış bir platformdan aydınlatılmış başka bir platforma olabiliyor. Dolayısıyla, sivil havacılık kuralları itibariyle dünyada da gece helikopter ambulansı uçuran ülke yok. Bunu biz de uçuramıyoruz, ama hava alanlarından hava alanlarına uçaklarımız var. Şimdi iki uçağımız var biliyorsunuz, bunu beşe çıkarıyoruz. Ekim ayına kadar iki uçağımız daha geliyor, ondan sonra yıl sonuna kadar da büyük bir uçağımız var, daha ağır durumlarda ya da afetlere koşturmak için o tek kişilik değil onlar, zannediyorum 8 yaralıya kadar taşıyabiliyorlar, 8-12 yaralıya kadar. Toplamda beş de uçağımız olacak. Yani şunu söylemeye çalışıyorum: Vatandaşımız şundan emin olmalıdır, bu tamamen ücretsiz bir hizmettir. Türkiye Cumhuriyetinin sosyal devlet niteliğini Hükümetimizin gösterdiği en önemli örneklerden biridir. Vatandaşımız hiç endişe etmesin. Hatta bana nadiren milletvekillerimizden ya da ne bileyim işte üst düzey bazı bürokratlardan kendi bulundukları şehirlerle alakalı bir talep geldiğinde, ben mutlaka genel müdürlüğe şunu söylüyorum: Acaba bir yerde bir tıkanıklık var da mı bu talep bana geldi? Ama her örnekte şunu gördüm: Ya helikopter yolda oluyor biz arandığımız zaman, ya o sırada helikopteri uçurma imkanı yok falan, yani ihtiyaç varsa mutlaka sistem bir bürokrasiye falan takılmadan her vatandaşa hizmet veriyor. Ama bunları konuşmak çok doğru bu programlarda. Çünkü şunlarla karşılaştık, arkadaşlarımız çok enteresan olaylar anlatıyorlar. 
Bir köyden yaşlıca bir kardeşimiz kalp krizi geçirmiş, göğüs ağrısı var. Kalp merkezine götürecek helikopterimiz oraya ulaşmış. O ağrı içerisinde helikoptere binmek istemiyor. Diyorlar ki amca binsene, bak durumun acil, bekleyecek halimiz yok, hemen götürmemiz lazım seni. O da ben binmem diyor. Niye binmezsin? Ben bunun parasını ödeyemem diyor. Diyorlar ki bunun parası falan yok, bu tamamen ücretsiz bir hizmet. Ve Hande Hanım, aslında bu hizmeti Avrupalı ülkelerde genellikle sigorta primlerinin içinde hava ambulans primi ödeyen hastalara ya da ihtiyaçlara yapıyorlar. Biz Türkiye’de tamamen ücretsiz yapıyoruz. 10 bine yakın vatandaşımızı bu şekilde taşıdık. Hiçbir tavassuta, torpile, adamı olmasına falan böyle bir şeye ihtiyaç yok.
HANDE AYDEMİR- Yani yanlış anlaşılmalara aslında burada bir mani vermiş oluyoruz, kesinlikle ortadan kaldırıyoruz. Çünkü bu hizmetler tamamen ücretsiz olarak bütün vatandaşlarımız kullanabilir.
Şimdi bununla birlikte belki de en önemli unsurlardan biri biz 2023 vizyonunda bunu gördük ve yaşadık; kent hastaneler. Kent hastaneler bizi çok heyecanlandırdı, büyük bir sabırsızlıkla da bekliyoruz. Acaba ilk nerede göreceğiz biz bu kent hastanesini? 
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- İlkini Kayseri’de göreceğiz zannediyorum. Kayseri’yle ilgili sözleşmeyi aşağı yukarı arkadaşlarımız bitirmek üzereler, ihale bitti. Zannediyorum 3 yıl içerisinde, 3,5 yıl içerisinde Kayseri’de göreceğiz. Peşine en hızlı giden ihalelerimiz Ankara’daki Etlik ve Bilkent ihaleleri. Bunlar da çok büyük şehir hastaneleri olacak. Etlik ihalesi de önemli bir aşamaya ulaştı, şimdi pazarlık aşamasındayız ilgili firmayla. Şöyle düşünün: 3 bin 500 yataktan bahsediyoruz, 8 hastane, ama tek hastane olarak değil. Birbiriyle ilişki kuran, iç mekanlarla yürüme bantlarıyla yürüyebilen, bütün taşıtlar yer altında uygun otoparkta bulunan, yer üstü harika bir yeşil peyzajı olan, içine girdinizde gayet geniş mekanlarda doktorlara ulaşabildiğimiz, rahat, ferah poliklinik odaları, tek kişilik banyolu, tuvaletli geniş odalar, refakatçinizin kalabileceği odalar. Son teknoloji her türlü cihazın kullanıldığı teknoloji, çok geniş acil ameliyathane, yoğun bakım imkanları. Yani mükemmel hastaneler yapıyoruz. Dünyanın en önemli örnekleri olacak.
HANDE AYDEMİR- 5 yıldızlı otel konforunu görebilecek miyiz biz bu kent hastanelerinde? 
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Tabi ki göreceğiz. Ondan öte, o otel konforundan öte birçok otelde olmadığı kadar daha geniş mekanlar yapıyoruz, ferah mekanlar yapıyoruz. Şimdi şöyle bir şey düşünün Hande Hanım: Bunlarla beraber işletim mantığı da iyice değişmiş olacak. Biz şunu istemiyoruz: Vatandaşımız zaten kırılgan bir döneminde kendisi hasta, çocuğu hasta, annesi, babası, eşi hasta, bir yakını hasta, dostu hasta. Zaten çok kırılgan bir döneminde sağa, sola danışmak için sıkıntı çekmesin, buralarda hostesler olacak. Yani biz adımımızı attığımız andan itibaren artık biz orada şefkatli bir sağlık hizmeti mantığının içindeyiz. Çünkü en çok şefkate ihtiyacımız olan yer hastanedir. 
HANDE AYDEMİR- Yalnız kalmayacağız.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Asla. Bir sorunumuz var, bu şehir hastaneleri için söylemiyorum, genel olarak söylüyorum. Türkiye sağlıkta sorunların büyük kısmını aştı ama, bir sorunumuz var. İnsan kaynağımızın sayısı az; doktorumuz, hemşiremiz, fizyoterapistimiz. Ama şükürler olsun ki son 3 senedir YÖK, üniversiteler bunu gördü, vakıf üniversiteler de bunu gördü. Süratle hem doktor kontenjanından, doktorluk için yapılan öğrenimin kontenjanları, hem hemşirelik, hem fizyoterapist, hem diğer sağlık meslekleri için öğrenci kontenjanları artırılmaya başlandı. Kontenjanlarımız çok dardı. Dolayısıyla, bu sayıların artışını da biz 2023’e planlıyoruz. Yapılar açısından, sağlık yapıları açısından şehir hastaneleri ve diğer hastanelerle ilgili planlamamız 2015’in sonudur. Yani 2015’in sonunda Türkiye’de sağlık yapıları itibariyle Sağlık Bakanlığında bir ihtiyaç kalmıyor. 30 yıllık ihtiyaçlarımızı bitiriyoruz. Bütün hastanelerimiz modern hale gelmiş oluyor. Sağlıkta dönüşüm programının 8 yılında hastanelerimizde yüzde 35 oranında modernleştirme ve iyileştirme yapabildik. Yani şu anda Türkiye’deki yatakların yüzde 35’i bu şehir hastanelerinde düşündüğümüz yataklara benzer özellikler taşıyor. Temiz mekanlar, geniş mekanlar, banyolu, tuvaletli odalar, 1 ya da 2 kişilik odalar. İnşallah bu 2015’in sonuna kadar tamamını erdirmiş oluruz. 
HANDE AYDEMİR- Tamamlayabileceğiz, inşallah. Şimdi bununla birlikte 30 yıllık bir süreçten bahsediyoruz, tabi ki önümüzdeki sağlık alanında hiçbir sorunumuz olmayacak ya da biz artık sıkıntı çekmeyeceğiz diyoruz. Küçük küçük gidiyoruz belki ilerliyoruz ama, büyük adımlar bunlar. Bunun yanı sıra da hastanelerde artık MHRS sistemini görüyoruz, yani “Merkezi Hastane Randevu Sistemi.” Ama pek sanki ne işe yaradığını bilmiyoruz ya da tam olarak oturmadı. Tüm hastanelerde var mı bu sistem? 
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Bunu hatırlattığınız için teşekkür ediyorum, bu hususta çok durmalıyız. İsterseniz adına kısaca hastane randevu sistemi diyelim.
HANDE AYDEMİR- Peki, biraz uzun çünkü.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Öbürü uzun, teknik bir isim. Arkadaşlarıma da söyledim artık buna hastane randevu sistemi diyelim. 
Şu anda Türkiye’de 50’ye yakın şehrimizde uygulama başladı. 30 milyona yakın vatandaşımız bu uygulamadan yararlanabiliyor. Yıl sonuna kadar da bütün şehirler hastane randevu sisteminden yararlanmaya başlayacaklar. Hangi telefon numarasıyla bu randevu alabiliyoruz? 182. 182 numaralı telefonu aradığımız zaman karşımıza iyi eğitim almış bir operatör çıkıyor, iyi yetişmiş bir genç kardeşimiz çıkıyor. Onlara kurslar aldırıyoruz. Bu operatöre siz hangi doktora, hangi hastaneye gitmek istediğinizi söylüyorsunuz. İsim söyleyebiliyorsunuz eğer tanıdığınız doktor varsa, branş söyleyebiliyorsunuz ya da tam karar verememişseniz o eğitilmiş kişi sizi bir uzmanlık alanına da yönlendirebiliyor. Bilgilerinizi alıyor, telefonlarınızı alıyor ve size bir randevu veriyor. Örneğin siz dediniz ki, Ankara’dasınız, işte ben Etlik Hastanesinden randevu almak istiyorum, burada plastik cerrahiden. Orada da plastik cerrahi yazın çok az, 1 kişi kalmış, izne gitmiş falan. Size operatör şunu söyleyebiliyor: Plastik cerraha size randevu veremiyoruz orada, yani en azından 2 haftadan önce veremiyoruz. Ama başka bir hastanemizde randevu verebiliriz, şu hastaneler boş. Nasıl işliyor sistem biliyor musunuz? Bütün hastaneler 1 aylık, önlerindeki 1 aylık süre için bilgileri bu merkezi sisteme veriyorlar. Hangi doktor, hangi saatlerde nerede çalışacak diye. Sistem bunu biliyor. Operatör bilgisayarın ekranı üzerinde, geniş bir ekran üzerinde bunu görebiliyor, size yol gösteriyor. Randevunuzu alıyorsunuz, o saatte gidip muayene oluyorsunuz, bu mükemmel bir iş. Ankara’da da şu anda geçerli, büyük şehirlerimizde. Şöyle söyleyeyim: Türkiye’de toplamda bizim Sağlık Bakanlığı hastanelerine müracaatların yüzde 8’i artık randevuyla yapılıyor. 
HANDE AYDEMİR- Böylelikle acillerde bir nebze hafiflemiş oluyor öyle değil mi? 
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Tabi. Yüzde 8’i randevuyla yapılıyor. Hizmeti başlattığımız illerde de yüzde 20’si randevuyla yapılıyor. Hani her ilde başlamadık ya. Ama ben vatandaşlarımıza şunu öneriyorum: Şu yılda başladık, bu yılda başlamadık demiyoruz, 182’yi arasınlar randevu için her ilden. Henüz başlamamışsa da size operatör diyor ki, henüz başlanmadı, şu tarihten başlanacak, en azından onu öğrenmiş oluyorsunuz. Söylediğim gibi yıl sonuna kadar, belki 2012’nin ilk 3 ayının sonuna kadar bütün şehirlerimizde bu hizmet başlayacak. Bu çok ses getiren bir hizmet olacak, şu anda bile öyle. Dünyanın bizim ölçeğimizdeki hiçbir ülkesinde 850 hastanenin bu şekilde merkezi bir randevu verdiği örnek yok.
HANDE AYDEMİR- Bu da bir ilk.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Bir ilk. Bir de şu avantajınız var: İlçedesiniz, şehirde hastaneye gideceksiniz. Ya da komşu bir ildesiniz, örneğin diyelim ki Ağrı’dasınız, Erzurum’a hastaneye gideceksiniz, bölge hastanesine ya da Çankırı’dasınız, Ankara’ya hastaneye gideceksiniz. Siirt’tesiniz, Diyarbakır’a gideceksiniz, oradan da randevu alabiliyorsunuz. 
HANDE AYDEMİR- Her yerden, 81 ilden de rahatlıkla...
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- 182’yi aradığınız zaman siz Ankara’da oturuyorsunuz ama, İstanbul’dan mı randevu almak istiyorsunuz, alabilirsiniz. 
HANDE AYDEMİR- Çok güzel.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Böyle bir avantajı var işin. Bu vatandaşımızın işini de çok kolaylaştıracak, çalışanlarımızın, doktorlarımızın işini de çok kolaylaştıracak. 
Hande Hanım, bunların birini, ikisini konuştuğumuz işleri bir iktidar döneminde gerçekleştirebilen hükümetler reform yaptık diyorlar dünyada. Biz şimdi bakın 1 saatin içerisine bunların çok azını sığdırabiliyoruz. 
HANDE AYDEMİR- Evet, o kadar çok konuşacağımız konu var ki ben şimdi hangisini soracağım diye aslında tereddüt ediyorum. Bununla birlikte bizim en çok önem gösterdiğimiz de il sağlık müdürleriyle birlikte “Sağlık Anadolu” projesinde aile hekimleri oldu. Şu an belki de aile hekimlerimiz Ankara’da 1256 tane, gerçekten çok gurur verici bir tablo bu. Daha da yükselecek inşallah. Çünkü il sağlık müdürümüzle konuştuğumuzda daha çok çabalıyor bunun için, ama aile hekimliği sayımızın yanı sıra bize aile hekiminin ne yaptığını, ne yapacağını, nerelerde bulmamız gerektiğini tam olarak oturtabildik mi sizce?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Tabi halkın farkındalık dönemi, bu dönem yani, bu 1-2 sene sürecek, ama işte bu programlarla da bunu kolaylaştırmış oluyoruz. Ama bir taraftan da aile hekimlerine de yükümlülükler koyduk. Siz 1 yıl içerisinde aile hekiminizi hiç ziyaret etmemiş olsanız bile o mutlaka sizinle buluşmak zorunda; kural bu. Şöyle söyleyeyim: Türkiye’de birçok emekli insan var, yaşlı insan var, sürekli ilaç yazdıran kardeşimiz var, raporlu ilaçlar yazdıran kardeşlerimiz var. Bu raporları olan vatandaşlarımızın hiçbirinin hastaneye gitmesi gerekmiyor. Aile hekimleri bu işi yapıyorlar ve de zevkle yapıyorlar. Dolayısıyla, ilaç yazdırmak için ya da günübirlik hastalıklarımızı tedavi ettirmek için asla hastaneye gitmeyelim. Hem hastanenin yükünü artırmayalım, hem kendi işimizi kolayca görelim. Vatandaşımız şunu artık bilmeli: Aile hekimlerinin hizmet alanları eski sağlık ocakları gibi dar değil. Mesela bu aile hekimleri tetkik yapabiliyorlar. Bütün aile hekimlerimiz köyde dahi bugün tahlil yapabiliyorlar. Yani en sık kullanılan tahlilleri aile hekimleri yapabiliyorlar, hem de en güvenilir biçimde. Çünkü bir merkezi sistem kuruyoruz şehirde, aile hekimi kanı alıyor, ringlerimiz var, araçlarımız topluyorlar, onu çok iyi bir laboratuara taşıyorlar, sonuçları da bilgisayarla aile hekimine bildiriyorlar. Dolayısıyla, hamile bakımı, bebek bakımı, aşılar, ilaçlarımızın yazdırılması, işte nezle olduk, grip olduk ya da hafif bir ateşimiz var, kırıklığımız var, hafif bir öksürüğümüz var neden hastaneye gidelim? Aile hekimimize gideceğiz, kolayca işimizi görüvereceğiz. Üstelik aile hekimimizle aramızda istediğimiz ilişki oluşamamışsa, olur ya yani insanlık hali frekansımız tutmadı. Vatandaşımız ne diyor ona?
HANDE AYDEMİR- Elektriğimiz uyuşmadı.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Elektrik alamadım, elektriğim uyuşmadı.  Başka bir hekime gitme hakkımız var, hiçbir bürokratik süreç de yok. Doğrudan bir başka aile hekimine gidiyorsunuz, diyorsunuz ki benim aile hekimimim siz olur musunuz, bu kadar, bir evraka imza atıyorsunuz, bitti. Hani müdürlüğe git değiştir, ona gidersin, buna gidemezsin diye bir şey yok. Acillere de çok gereksiz müracaat yapıyoruz. Yani biz aile hekimimizden, şimdi aile hekimlerimiz de randevu vermeye başlıyorlar yavaş yavaş, aile hekimimizden randevumuzu alalım, aile hekimimize gidelim. Çünkü acilleri de lüzumsuz yere doldurduğumuz zaman bu sefer ağır hastalar hizmet alamaz hale geliyor. Bakın Türkiye’de henüz başaramadığımız bir şey var Hande Hanım. Vatandaşımızın bu acile başvuru alışkanlığı çok yüksek.
HANDE AYDEMİR- Başımız ağrısa acile gidiyoruz. 
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Batılı ülkelerde acile başvuru oranları her 100 başvurunun 5’ini, 10’nu geçmez. Bizde bu 25’lere çıktı. 
HANDE AYDEMİR- Çok yüksek.  
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Sağlık Bakanlığı hastaneleri yüzde 30’lara yaklaşıyor. O zaman bu sefer acile gidiyoruz, neden burası bu kadar kalabalık diyoruz. Herkes aslında acil olmayan hastalığı için gündüzün gün içinde, mesai içinde randevu alıp muayene ettirebileceği bir hastalık için acile giderse ne olur acillerin hali? Burada o vatandaşımızdan ben duyarlılık bekliyorum. Hani hizmet için başımızın üstünde ne isteseler biz hazırız, ama bu hizmetin kolaylaşması için biz de vatandaşımızdan acillere gereksiz müracaat etmemelerini istiyoruz.
HANDE AYDEMİR- Sayın Bakanım son dakikalarımız, ben aslında sağlıkta bilgilendirmenin önemini biz her gün vurgularken, aynı zamanda kardeş bir programımız var, o da “Sağlıklı Yaşam Anadolu’da” Programı. Çeşitli illeri ağırlıyoruz ve sahaya iniyoruz, sahanın nabzını tutuyoruz, sahada neler olduğuna bakıyoruz sağlıkta dönüşüm projesi acaba nasıl diye. 
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Çok da iyi yapıyorsunuz.
HANDE AYDEMİR- Sizlerin de değerlendirmesini almak isteriz. Çünkü Sağlık Bakanlığıyla eşdeğerde gidiyor, işbirliği çerçevesinde gidiyor. Siz neler düşünüyorsunuz programımızla ilgili?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Bence çok yararlı oluyor. Farkındalığın artması, bireysel farkındalığın artması, sağlıklı yaşamın olmazsa, olmaz ilk kuralıdır. Yani bugün obeziteden bahsettik değil mi? Ya da ne bileyim işte sigarayı bırakmaktan bahsediyoruz. Bunun için devlet, Hükümet, Sağlık Bakanlığı gayret gösterebilir. Ama siz fazla yedikçe başınıza bir sağlık personeli koyup da elinizi kimse tutamaz. Sigara içmeye devam ediyorsanız kimse sizi engelleyemez, özgürlüğünüz o sizin. Dolayısıyla, bütün bu programlar, bu yaptığınız program ya da illerde yaptığınız programlar bireylerin farkındalığını artırıyor. Birey şunu mutlaka kabullenecek: Bir insan kendi sağlığını kendi korur. Yani elbette devletin görevi çevreyi, zararlıları ortamdan uzaklaştırmak, işte sizin yanınızda başkasının kapalı ortamda sigara içmesini engellemek bunları yapıyoruz. Ama ben sizin yanınızda sigara içilmesini engelliyorum da siz sigarayı kendiniz içiyorsanız ona bir şey yapamıyorum işte. Bireyler kendi sağlığını kendisi koruyacak. Farkındalığın artması ve davranış biçiminin değişmesi için bu programların önemi çok büyük.
HANDE AYDEMİR- Evet. Anadolu’yu gerçekten karış karış gezerek de aslında dönüşümün etkisini almaya başladık bile. 
Çok teşekkür ediyorum katıldığınız için, sağ olunuz bize zaman ayırdınız.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Ben TRT’ye, Sağlıklı Yaşam Programına, Hande Hanım size çok teşekkür ediyorum. Halkımızın  sağlığına katkı veriyorsunuz, bize destek oluyorsunuz, sağ olun.
HANDE AYDEMİR- Sağ olun Sayın Bakanım. 
Sayın seyirciler, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığıyla Yerel ve Bölgesel Televizyonlar Birliği işbirliği çerçevesinde gerçekleştirilen Sağlıklı Yaşam Programının sonuna geldik. Bugün 100. programımızı yaptık ve onur konuğumuz Profesör Doktor Sayın Recep Akdağ bizlerle birlikte oldu. 
Yarın yine aynı saatte, saat 12’yle 1 arasında biz burada olacağız, lütfen başka kimseye randevu vermeyin. 
Hoşça kalın.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.