.

O Doktorlar Neden Öldü?

Nasıl ki, istinat duvarının çökmesi sonucu ikisi çocuk üç kişinin ölüp gitmesi unutulduysa, hiç kuşkunuz olmasın ki, üç doktorun ani ölümü de zaman içinde unutulup gidecek!

O Doktorlar Neden Öldü?



Yeter ki, egemenlerin egemenliklerine halel gelmesin ve yeter ki bu ölümlerin ucunda sisteme dokunan bir çomak olmasın…
Kim ölürse ölsün; sessiz ve sedasız öldükten sonra gerisi hikâye…
Kimse kimseyi kandırmasın gerçek bu; Eğitim Araştırma Hastanesi’nde üç genç doktorun ölümü, hastaneyi yalnızca “idari” açıdan ilgilendirmektedir.
Mademki idari açıdan da bir kusur yok o halde kim ölürse ölsün…
Tamam, belki bu kadar basit değil. Hatta inanıyorum ki o hastane yönetimi bu ölümleri bizden de çok önemsedi ve niçin bu genç insanlar ardı ardına ölüyor diye merak etti.
Ama o kadar…
Çünkü bulundukları konum ve başkente karşı olan duruşları onları daha fazla ileriye götürmüyor!
Üç doktor ardı ardına öldü, kasıt var mı yok mu?
-Yok!
O halde işi büyütmenin bir manası yok!
Öyle de oldu nitekim…
Önce genç bir kadın, ardından genç bir erkek ve son olarak yine genç bir erkek; üçü de doktordu ve üçü de ağır iş yüküne maruzdu.
O doktorlar odalarında ölü bulundular.
Ortada ne bir ip, ne bir silah, ne de bir kesici alet vardı.
Ama üçü de ölmüştü.
Önce sustular, hatta neredeyse ölümleri yok saydılar!
Fakat baktılar ki mızrak çuvala sığmıyor mecburen üzüldüler, gözyaşı döktüler!
Oysa o yöneticilerin hepsi de biliyordu ki, bu çalışma temposuna kimse dayanamazdı.
Ya ilaç alarak ayakta duracaklardı ya da ameliyat ettikleri hastalara verdikleri anestezi maddesini kendilerine uygulayarak…
Onlar yani o üç genç doktor yanlış yolu seçmişlerdi; çareyi ilaçta aramakla…
Fakat idarenin hiç mi suçu yok?
O genç doktorların hangi koşullarda görev yaptığını acaba başhekim kaç defa yerinde görmüş ve o genç insanlarla konuşmuştu?
Zannetmiyorum…
Çünkü başhekimin öncelikli görevi, Bakan’a karşı her şeyin dört dörtlük olduğunu göstermekti.
Doktorun hangi halde görev yaptığının elbette bir önemi yoktu!
Yeter ki Bakan Bey, başhekime “aferin” desin…
Demişti de, hem de kaç kere…
Meğerse perdenin arkasında bizim bilmediğimiz bize gösterilmeyen gerçek bir dünya varmış:
Doktorlar sıkıntılı, doktorlar bunalımda, doktorlar güç koşullarda çalışıyor ve doktorlar ilaç bağımlısı…
Ben inanıyorum ki hastanenin başhekimi bugün candan ve samimi olarak üzülüyordur. Öyle ya üç meslektaşı ardı ardına genç yaşta ölüme gitti. Şayet bir adam psikopat değilse bu olup bitenler karşısında müthiş bir elem duyar ve ıstırap çeker.
Hastanenin başhekimi de en azından mutlu değildir…
Ortada müthiş bir hastane ve anlata anlata bitiremediğimiz bir hizmet kalitesi var.
Bunu inkâr, insanlığın iflası anlamına gelir; doğru. Peki, o zaman bu üç genç doktor niye ardı ardına kelebeklerin ateşe koşması gibi ölüme koştular?
Fazlı Bey’in, duygusallıktan öte daha realist bir cevap vermesi gerekir…
Üç genç insan odalarında ölü bulundu; sorun ne ki bu mukadderat tecelli etti?
Sayın başhekim de biz de biliyoruz ki bu soruşturmalar hikâyeden işler…
Asıl o hastane gerçekleri, bize ne olup bittiğini anlatacak.
Kimsenin bu sonuçtan mutlu olacağını söylemiyoruz; hatta bu yöndeki bir bakışın hastalıklı bir bakış olduğunu da biliyoruz fakat bu üç insanın niye genç yaşta odalarında ölü bulunduğuna birilerinin de cevap vermesi gerekir…
Dikkat ediyor musunuz insan ölümü ne kadar sıradan bir durum haline geldi…
Önce, “Gaziler Mahallesi’nde belediyenin yaptığı istinat duvarı çöktü, altında ikisi çocuk üç kişi can verdi” diye yazdık. Sonra da, “Biri kadın üç genç doktor odalarında ölü bulundu”
İkisinin verdiği mesaj da aynıydı:
İnsanlar sıradan vakalar yüzünden öldüler!
Haklısınız sayın Bakan bu seçim sathı mailinde, bu doktor ölümlerinin hiçbir önemi yok!
Ama neylersiniz ki keratalar tam da bu dönem öldüler.
En iyisi mi suçu muhalefete yükleyip, işin içinden çıkmaya çalışmak!
Keşke yazıldığı gibi kolay olabilseydi; değil ne yazık ki…
Ortada üç genç doktor var ve üçü de odasında ölü bulundu…
Bakan Bey üzülecek kuşkusuz, ama neylersiniz ki bu üç genç doktor da Erzurum’da ölü bulundu.
Bendeniz çok merak ediyordum, o hastanenin başhekimi basının karşısına çıkıp ne söyleyecek diye…
Meğerse boşuna beklemişim, başhekim konuşmadı ve belli ki konuşmayacak da…
Hoş çok mutlu oldu demiyorum ama niye sustu onu da anlamış değilim.
Soru çok basit hâlbuki;
“O genç doktorlar niye öldü?”
Aman biz de ne kadar kuşkucu kimseleriz!
Hâlbuki cevap belli:
Gaziler’de belediyenin duvarının altında kalan çobanın iki çocuğu ve karısı niye öldüyse, ardı ardına o üç genç doktorda o yüzden öldü.
Tek fark; çobanın çocukları ve karısı belediyenin istinat duvarının dibine ev yapmakla ne denli yanlış bir iş yaptıklarını bilmiyorlardı. Peş peşe ölen doktorlar ise, o ilacın kendilerini ölüme götüreceğini bilmeyecek kadar yetersizdiler.
Ve yahut da bile bile lades dediler.
Kim bilir…
Belediyeler ne denli o duvarın dibinde ölen insanları önemsediyse, bakanlıkta peş peşe odalarında ölü bulunan genç doktorları o nispette ciddiye aldı…
Basının yazıp çizmesi ise, Erzurumluca bir ifadeyle:
“Devamsızlık”
Erzurum’un egemenleri hangi ölüsüne ağlamış ki, duvarın dibinde kalan çocuklarına ve odalarında ölü bulunan doktorlarına ağlasın…
Canımızı yakıyor ama gerçek bu…
Erzurum, izliyor, Erzurum tepki bile vermiyor!
Ha doktor, ha gecekonduda yaşayan fukara…
Mademki ucunda cemaat yok, tarikat yok o halde “bize ne.”
Gerçekten manzara o:
Bizden değilse boş ver gitsin!
Üzgünüz…
Biz ne Gaziler’de damları üstlerine yıkılan aileyi yok sayabiliyoruz, ne de odalarında ölü bulunan genç doktorları…
Haklısınız bize kızmakta ne yapalım değişemiyoruz…
Üstlerine belediye duvarı çöken aile ile odalarında ölü bulunan doktorları görmezden gelemiyoruz işte… Cezamız neyse verin!
Ben inanıyorum ki başhekim ağlıyordur; fakat emin olmadığım husus şu:
Başhekim ardı ardına hastanesinde ölen üç genç doktora mı ağlıyor, Bakan Bey soru sorar diye endişeye kapıldığı için mi?
Bendeniz Başhekimin ölümler için gözyaşı döktüğüne inanmak istiyorum.
Çünkü öbür türlüsü Allah muhafaza hastalıktır.
Hiçbir cevap bana üç genç doktorun ölüm sebebini açıklamaya yetmiyor. Fakat yine de hastane idaresinin vereceği cevabı önemsiyorum.
Misal diyebilirler ki:
“Biz bilmeyiz Ankara bilir”
Veya
“O doktorlardan biz de davacıyız niye erken öldüler?”
Hoş biliyoruz hiçbir önemi yok ama biz vatandaşlar olarak tek bir soru soruyoruz:
“Vicdanınız rahat mı?”
“Rahat” diyorsanız zaten hiçbir sorun yok; boş verin gitsin, kaç doktor ölüyorsa ölsün, kaç gecekondu çökerse çöksün…
Demek ki insanlığın zaten son noktası tecelli etmiş…
Gerisi hikâye…
Derya Güler / Güncelgazete.com
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.