.

Memur-sen İle Hükümet Arasında Kıran Kırana Pazarlık Başlıyor!!!..

Geçtiğimiz yıl mali taleplerde anlaşmazlıkla sonuçlanan ve Memur-Sen'in iş bırakmasına neden olan toplu sözleşme görüşmelerinin ikincisi başlıyor. 707 bin uye ve 10 hizmet kolunda masaya oturacak olan MemurSen ve Egitim Bir Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, pazarlık öncesinde taleplerini ve yol haritalarını Rotahaber'e açıkladı.

Memur-sen İle Hükümet Arasında Kıran Kırana Pazarlık Başlıyor!!!..



Kamu İşveren Heyeti ile kamu çalışanlarını temsilen Memur Sendikaları arasında Toplu Sözleşme görüşmeleri bir hafta sonra başlıyor. Bu çerçevede kamu çalışanlarını temsilen sendika ve konfederasyonlar, tekliflerini yarın Devlet Personel Başkanlığı'na teslim edecek.

Peki toplu sözleşmede kamu çalışanlarını temsil eden ve 10 hizmet kolunda yetkiyi elinde bulunduran Türkiye'nin en büyük konfederasyonu Memur-Sen masaya hangi tekliflerle gidecek?

Bu sorunun cevabını almak üzere Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu ile görüştük. Gündoğdu, görüşmemizde kamu çalışanlarının taleplerini ve toplu sözleşme sürecinde izlenecek yol haritasını anlatırken, kamu çalışanlarının toplu sözleşme masasına taşınacak sorunları hakkında da önemli açıklamalarda bulundu. 

İşte Gündoğdu'nun öğretmen ve öğretim elemanlarının ek ödeme mağduriyetinden 4/C'lilerin kadro taleplerine ve kamudaki ücret adaletsizliklerinden, çalışma hayatındaki kılık kıyafet sorununa kadar bir çok konuda kendisine yönelttiğimiz sorulara verdiği cevaplar... Memur Sen ve Egitim Bir Sen genel Baskani Sayin Ahmet Gundogdu ile yaptigimiz roportajda.

ÜNAL TANIK : Yeni bir döneme giriliyor.  12 Eylül 2010 referandumu ile memurlara toplu sözleşme imzalamasına imkan tanındı. Şimdi siz memurlara sağlanan bu hakla, yeni bir dönemin kapısını aralıyorsunuz. İlk sözleşmeyi, biraz kuralların yerine oturması olarak değerlendirirsek, bu sözleşme dönemini nasıl değerlendiriyorsunuz, nasıl bir başlangıç yapılacak?

AHMET GÜNDOĞDU : Geçen yılki toplu sözleşme ilkti.  Ama ikinci  mevzuatın çıkışı  6 ay sonraya kaldığı için toplu sözleşmeden yararlanılacak  günden 5 ay sonraya biz ancak oturabildik.  Ama hükümet ile kavgayı toplu sözleşmede değil,  yasada yaşadık.  Yani hizmet koluna bile yer verilmeyen bir yaklaşımla girilen mücadele toplu sözleşmeyi de zaten olumsuz başlatmıştı.

Buna farklı  bazı bakanların üslubunun da eklenmesi ile geçen yıl sitemlerin iş bırakma eylemlerin bol olduğu, kazanım almada istediğimizi alamadığımız ama dünya görüşü bizden olanlara karşı, eylemlerle müthiş bir karizma fırsatını da  yakaladığımız bir dönemdi. Çünkü Türkiye’deki sendikacılıkta  geçmişte dünya görüşü kendinden olan iktidarlara  karşı ses çıkaramayan sendikacılık vardır. MHP -KAMUSEN ilişkisinde bu çok açık yaşanmıştır. Hükümet–KAMUSEN ilişkisinde, TÜRKİŞ-HÜKÜMETLER ilişkinde hep yaşanmıştır.  Ama dünya görüşü kendisinden olan MEMUR-SEN ve hükümet ilişkisinde bu, ülkeyi büyütmeye evet,  özgürlüklere evet,  demokratikleşmeye evet ama özlük haklarımıza şaşı bakanlara şiddetle 'Hayır' diyen anlayışı orta yerde vardı. 

EK ÖDEMEDE YAŞANAN SIKINTI BİZİ İŞ BIRAKMAYA GÖTÜRDÜ

ÜNAL TANIK: Ek ödeme konusunda kriz yaşanmıştı sanırım...

AHMET GÜNDOĞDU: Toplu sözleşmede en önemli konulardan birisi öğretmene ve öğretim görevlisine ek ödeme konusuydu. Bunun gelinmeyeceğinin anlaşıldığı gece saat 24.00 de kesinleşti. 20 dakika içerisinde oy birliği ile iş bırakma eylem  kararı aldık. Böylece ömür boyu sarılık hastalığına yakalanmama aşısını da teşkilata yapmış yaptırmış olduk.

Böyle bir mükemmelliği var. "3 şiddetinde, 5 şiddetinde deprem olursa bunu atlatırız, 10 şiddetinde deprem olduğunda ne oluruz?" sorusuna geçen yıl bu teşkilat en mükemmel cevabı vermiştir. Ama bizim sendikacılıkta her zaman birinci ilkemiz diyalog ve hatır sendikacılığı, diyalog ve hatırın işe yaramadığı yerde tavır sendikacılığıdır. Tepki gerekiyorsa tepkiyi koymak ama konuya has tepki koymak. İşte bir Taksim süreci yaşadık . Taksim sürecinde KESK ve DİSK  işverenle  eylem kararı alıyor.

- Bunların çelişkisi neydi? Sizin bu ayrıştırıcı tavır koymanız nelerin farklı olmasını sağladı?

- Özlük hakkı olarak bir şey istemiyorsun. Anayasal hak olarak bir şey istemiyorsun,  onlarca yıl “Emperyalizme karşıyım, sermayeye karşıyım, dış güçlere karşıyım” demişsin şimdi sermayenin uşaklığını yapacak kararlar alıyorsun böyle bir çelişki. Özneye göre sendikacılık yapmak. Şimdi geçen yılın muhasebesini iyi yaptık. İktidara nerede yanlış yaptığını Sayın Başbakan başta olmak üzere birçok kez ziyaret edip aktardık. Stressiz, ne istediğimizi bilerek bir toplu sözleşmeye oturacağız. Esasen toplu sözleşme senede bir ay yapılır hükmü var ama biz toplu sözleşmeyi 12 aya da yaymış olduk  Sayın Faruk Çelikle birlikte.

-Toplu sözleşmeyi 12 aya yaymak nasıl oluyor? Bu da yeni bir anlayış. Biraz da aykırı.

- Kamu Personeli Danışma Kurulu'nu kurduk. Bir ayda sorunları çözmek  mümkün değil. "Devletin geriye dönük yapması gerekip de yapılmayan yüzlerce konu var" dedik. Sözleşmelilerin kadroya geçmesi bir toplu sözleşme konusudur. MEMUR-SEN’in geçen yılki en önemli taleplerinden birisidir. 2.5 yıl önce MEMUR-SEN kongresinde 196 bin sözleşmelinin kadroya geçiş müjdesini başbakanımıza verdirmiştik.  O gün çıkıp kürsüden “Sayın başbakanım, teşekkür ediyoruz. Ama bu 196 bin kişiden ibaret değil. Belediyelerde İl Özel İdareleri’nde, Diyanet’te,  Tarım Bakanlığı’nda, Sağlık Bakanlığı'nda topyekun sözleşmeliler var. 4C’liler var. bundan sonra bu mücadeleyi vereceğiz" demiştik.

4 ay önce sayın başbakana Faruk Çelik’le çıkıp sadece belediye ve  il özel idarelerindeki 20 bin civarındaki arkadaş için müjdeyi almıştık . 4 aydır da  mücadeleyi devam ettirerek geçen hafta bunu 96 bin 500 kişilik  müjdeye döndürdük. Geçen haftadan beri başbakanla Faruk Çelik ile, Nurettin Canikli ve Lütfü Erdoğan ile yaptığımız görüşmelerle buna 4-5 bin kişinin de dahil olması sözünü aldık.  TRT ve Gençlik Spor Bakanlığı’ndaki sözleşmeliler başta olmak üzere…

Öteden beri 4 C’lileri önemsiyoruz. Bunlar geçmişte bir işi varken özelleştirmeler sonrası işsiz kalanlar. Bir kısmı da önceki iktidarlarla başlayıp devam eden, bir kısmı da bu iktidar zamanında ama bunlar daha önce  işçi sendikalarına üyeydi. TÜRK-İŞ ‘e vs...

- Peki  sizin kucağınıza niye verildi ?

- Orada işsiz kalınca bunlar ne işçi, ne memur, boşlukta kaldılar. O zaman biz TÜRK-İŞ  Genel Başkanı Mustafa  Kumlu’nun davetiyle HAK-İŞ’in o zamanki  Genel Başkanı Salim Uslu ve ben, Sayın Başbakana çıktık. Bunlara, her yılına 1500 TL civarı kıdem tazminatı, seyyanen 140 TL zam aldık, 10 aylık çalışma süresini 11 aya çıkarttık.

Bunlar ne işçi ne memur, hiçbir yere üye olamıyorlardı.  MEMUR-SEN‘e  bağlı BÜRO MEMUR-SEN sendikamızın açtığı dava ile memur sendikalarına üye olabilirliğini sağlatmış olduk. Geçen yıl da toplu sözleşmede  11 ay çalışma sürelerini 11 ay 28 güne çıkardık. Geçen yılın en karlısıydı. Şimdi hedefimiz onların memur kadrosuna geçmeleri, olamayacaksa işçi kadrosuna geçmelerinin sağlanması. Yani savaşımız şu;  4 C’den bu arkadaşları kurtarmak lazım.  Çünkü 4 C, aile yardımı gelmesine engel, seyyanen zamma engel, başka iyileştirmelere engel, her şeye engel..

- Halen ne kadar 4 C’li var?

- 23 bin  4 C’limiz var, arkadan da özelleştirme ile gelebilecekler var.  Şimdi torba kanunla bunların 4 C dışında bir istihdam biçimine geçmeleri için mücadele ediyoruz.  Önceliğimiz 4 A, olmazsa 4 B  olmazsa 4 D. Yani kadrolu memur, sözleşmeli memur ya da kadrolu işçi (kamu işçisi) gibi üç planımız var. Bunlar üzerinde çalışıyoruz olmazsa bunları toplu sözleşme masasına 1 Ağustosta taşıyacağız . Elbette biraz önce ifade ettiğim öğretmenlerin ve öğretim elemanlarının 666 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile geri bırakılmış olmaları, ek ödemelerin emekliye yansımaması, evli çiftlerin çalışmayan eşinden dolayı memuriyet devam ediyorken 159 TL eş yardımı alıyorken emekliye ayrıldığı gün, hanımından boşanmış muamelesi çeken devlet anlayışından kurtulup emeklilere de çalışmayan eş için yardımın devam etmesi ve 30 yıllık çalışma süresi sınırının kaldırılması gibi onlarca konuyu şu anda arkadaşlarımızla hazırlıyoruz. Güçlü bir şekilde masaya oturacağız.




- Biraz başlara döneceğim. 1  Aağustos’ta başlayan süreçte siz iki şeyin altını çizdiniz. Yılda bir kez yapılan bir sözleşme süreci değil 12 aya yayılan bir sözleşme süreci. Bu bir anlamda sendikacılığa yeni bir tanım getirmiyor mu?

- Evet. İşçi sendikacılığında var olan 2 yılda bir 15 günde toplu sözleşme yapılır, 2 yıl boyunca bir daha bu konular gündeme gelmez anlayışı hakim. Memur sendikacılığında da bu kısmen o anlayış devam ediyordu.  Toplu sözleşmenin yanına Kamu Personeli Danışma Kurulunu yasaya aldırdık. Fiili olarak da Sayın Bakan Faruk Çelik‘in diyaloga açık olması dolayısıyla bunu o, kamu personel danışma kurulunun senede iki  kez en az toplanması lazım. Biz bu iki kez toplanmayı şu ana kadar en az on kez yaptık.  Dolayısıyla devamlı akışkan olan sürekli sorunlara göre çözüm önerilerini geliştiren ve yüz binlerce  üyemizin bize yansıttığı sorunlarla devleti önceden  yüzleştiren bir kazanımı elde ettik. Yani iki yıl bekleyip 15 gün orada  sorun anlatmak yerine biz şu anda 1 Ağustosta masaya taşıyacağımız konuların  yüzde 90’ını devlet hattına yansıtmış olduk gerekçeleriyle beraber.  Böyle bir zenginlik var elimizde .

- Peki  1 Ağustos’ta konu başlıklarına baktığımızda biraz önce saydıklarınızdan hangileri olacak? Masaya neler konulacak?

- Neler yok ki?  Sözleşmelileri kadroya geçirme işi; başlı başına şu anda, 96500 + 4000 civarındaki arkadaştan dolayı sayın başbakana, Faruk Çelik’e, maliye bakanına, devlet personel başkanlığına ve maliye müsteşarına özellikle teşekkür ediyorum. Bunlar teşekkürü hak ediyorlar ve katkıda bulunan herkese ayrıca teşekkür ediyorum.

Şimdi 4 C’liler başta olmak üzere kamuda işçi statüsünde çalışıp memuriyet yapan, belediyelerde mühendis, mimar, avukat gibi arkadaşlarla, KİT’lerde isteğe bağlı sözleşmelilerin kadroya geçmesini istiyoruz. Onlarla ilgili mücadele ediyoruz.

Ayrıca öğretmen ve öğretim elemanları başta olmak üzere 666 sayılı KHK'nın meydana getirdiği mağduriyet var. Bunun giderilmesi ve ek ödeme diye sembolleşen sorunun bir şekilde telafi edilmesinin mücadelesi var 

- Başörtüsü konusu önemli bir sorun...

- Evet, başörtüsü özgürlüğü; bu bir çalışma hayatı sorunudur. 12 milyon 300 bin imza hükümete verdik. Fiili olarak eylemleri başlattık şu anda bu sorunu biz çözdük ama Türk Silahlı Kuvvetleri içinde madde 35 ucube bir şekilde durduğu gibi 82 model kılık kıyafet yönetmeliği de orada duruyor. Engel mi şu anda?  Biz bu sorunu şu anda çözdük. Engel değil ama sinek bir şey değil mide bulandırıyor. Artık mideyi de bulandırmasın istiyoruz. Çalışma hayatında en önemli taleplerden birisi olarak .

Ek ödemelerin emekliliğe yansıtılması;  toplu sözleşme ikramiyesi bizde hala sembolik. Üç ayda 45 TL sendikalı memura. O işin dolması lazım toplu sözleşme ikramiyesinin.

Grev hakkı, siyaset hakkı yeni anayasa taleplerimiz olarak gelmesi lazım .

CEBREN YERİNE CEZBETTİREREK MEMUR GÖNDERİLSİN

- Bir de sizin öncelikli yörelere avantaj sağlanması yolunda talebiniz vardı.

- Kalkınmada öncelikli yörelere pozitif ayırımcılık istiyoruz. Haymana’ya memur gitmek istemiyor. Niye, geri kalmış. Müsebbibi memur mu, devlet mi, Hükümet mi? Hükümet, devlet, geçmiş devlet şimdiki devlet fark etmez, bunun sorumlusu biz olmadığımıza göre burayı cezbettirecek bir modele geçmek lazım. Pozitif ayrımcılık oluşturulmalı. Hakkari, hem geri kalmış hem can güvenliği sorunu vardı. Sorumlusu kim? Devlettir, hükümettir. Onun için cebren memur göndermek yerine cezbettirerek memur gönderme yolunun seçilmesini istiyoruz.

Aile yardımı, çocuk yardımı mesela. Sayın başbakan “Üç çocuk yapın” diyor. Önceki yıl 2 çocuğa kadar çocuk yardımı vardı. Biz sayın Başbakana çıktık; “ Siz ‘üç çocuk yapın’ diyorsunuz ama iki çocuktan sonrasına para vermiyorsunuz.” dedik. O zaman toplu görüşmelerde bunu çözdük. Çocuk sınırının sayısı yok. Ama şimdi 2050 yılında nüfus planlamasıyla Türkiye’de bir sıkıntı olacaksa, bilimsel  veriler bunu gösteriyorsa ki öyle gösteriyor. O zaman televizyonlardan en az üç çocuk istiyorum sözünün yanına bu ülkenin en okumuş kesimi memura birinci çocuk yaptığınızda çocuk başına 100 TL  ikincisinde (bu rakamları belirlemedik şey olarak söylüyorum) 200 TL, üçüncüsünde 300 TL  , dördüncüsünde 500 TL  gibi, özendirecek bir devlet uygulamasına geçmek lazım . 18 lira belli bir yaşa kadar,  36 lira diğer yaş grubunda. Bu rakamlarla özendirme olmaz. Şimdi yalnızca ne kadar çocuğu varsa tamamının varlığını kabul eden bir devlet var. Varlığını kabul eden devletten, çocuk sayısını arttırmayı teşvik eden devlete geçmemiz lazım.

- Toplu sözleşme görüşmelerinde bir de ücret boyutu gündeme gelecek. Ücret boyutunda ben kişisel konumumu söyleyeyim. Ben de sendikacılık yaptım.  Gazeteciler sendikası yönetim kurulu üyeliği yaptım. Sendikada ücret talebinde hep afaki ve o günün şartlarında ideal noktadaki rakamları talep eder. Ülke konumunda, reelde çok örtüşmeden olması gerekeni söylerler.  MEMUR-SEN bu noktada nasıl bir yerde duruyor?  Bu dönem talebiniz ne olacak?

- Geçen yıl yüzdelik zam olarak 8+8 yüzde 16 zam istedik. Bu tabii pazarlığa açık bir teklifti ama bunun bilimsel verilerle destekçisi bu iktidarın iş başına geldiği günden beri enflasyonun düşüşü ve Türkiye’nin büyüme oranını dikkate alan verilerdi. Yani  yüzde 70’lerden tek haneli rakamlara inmiş bir enflasyon ve yüzde ortalama 6’lık 7’lik bir büyüme. Yani devlete dedik ki ; “Geçmişte alım gücümüzü faizdi, enflasyondu hırpalayan uygulamalarla mücadelede IMF’yi kovma noktasına gelecek kadar başarılı oldunuz bunun için teşekkür ediyoruz.

Bir de sitemimiz var; biz IMF yi kovun derken IMF'siz hayat olmaz diyen TÜSİAD üyeleri başta olmak üzere sizin büyüttüğünüz bu ülkeden onlar çok daha memnunken, bize hala “Sabredin diyorsunuz” sitemini de ona ekleyerek söyledik. Doğrusu yüzde 16‘lık, yüzde 14’lük hiç değilse yüzde 12’lik bir zam, krizi iyi yönetmiş bir devletin memurlarına “Geçmişte ya sizi yok sayan bir devlettik ya da size hep sabredin demiştik, şimdi var olan büyümeyi sağlarken sizin de büyük katkınız var, bunu teslim ediyoruz” demesini beklemekti. Ama öyle bir teklifle gelindi ki  3+3. Bu, sosyal politika açısından doğru bir tercih değildi.

Şu anda Taksim Gezi Parkı olayları ile kızdığımız ulusal ve uluslar arası faiz lobilerinin içerisinde bu süreçten tamamında köşeyi dönenler var mı? Var. Yani kriz olduğunda onlara vergi muafiyetiyle, yatırım teşvikiyle,  sübvanselerle,  ÖTV araçlarının kaldırılarak yapılan destek politikalarının hiçbirisi memura yapılmadı. Ha memura yapılan zam, bu iktidar işbaşına geldiği günden beri memura hiç zam yapılmadı mı? Zam yapıldı ama yapılan zamlar ortalama 700 TL. Bu iktidarın “Size şöyle zam verdik” dediği cümlelerin tamamı doğrudur.  Bu da 700-750 TL civarındadır. Ama bunların tamamı ek ödemedir. Emekliye bir kuruş yansıması yoktur.

- Esasında emeklinin de hukukunu korumuş oluyorsunuz

- Evet, memurun hukukunu koruyoruz emekliyi de  korumuş oluyoruz. Bir işçi düşünün 2 bin TL maaşla emekliye ayrıldığında Bin 850 TL  emekli maaşı alır. Bir memur düşünün, 2 bin TL maaşla emekliye ayrıldığında 1150-1200 TL maaş ancak alabilir.

-Siz bir taraftan 4 C’lilere mahkeme yoluyla sahip çıkıyorsunuz

- Mahkeme ile sahip çıktık şimdi haklarını koruyoruz ama 4 C’lilerin içerisinde 4 C’lilerin düştüğü durumu kavrayamayan, bindiği dalı kesen, onlara ne alınmışsa MEMUR-SEN‘in  aldığını bildiği halde MEMUR-SEN’e  karalama kampanyası yürüten, yetkisi olmayan bazı sendikaların da bunlara çanak tuttuğu kirli bir ortam var.

- Bir taraftan ortada kalmış bir kesime kucak açıp MEMUR-SEN  bünyesine veya memur statüsüne alınmasına  (4 C’ lilere sahip çıkmayla ) , bir taraftan emeklinin hukukunu koruyarak siz böyle çalışma hayatının her tarafını kucaklıyorsunuz.

- Evet. 'Duyarlı sendikacılık' dedik Ünal bey. Biz 'Asgari ücret en az 1050 TL olmalıdır' açıklamasını yaptığımız zaman iş dünyası rahatsız oldu. Bir tanesinin genel başkanı “Hayırdır başkan şimdi asgari ücretli işcilere mi el attınız?" dedi. Duyarlı sendikacılık vicdanların harekete geçmesi demektir. İşsizler benim için önemli. Yakılan yıkılan araçlarla bu ülkede verilen zararın maliyeti 100 milyar lirayı geçmiş. Bunu işsizliği önlemeye harcasaydık kaç kardeşimizin daha evine ekmek girecekti. “Asgari ücret en az 1050 TL olmalı” derken biz  MEMUR-SEN ‘in yaptığı aylık açlık sınırının 1050 TL  olması verisine dayanarak bunu yapmıştık. 

4 C’ lilere de sendikal bir kazanım olarak bakmıyoruz. İçimizde çalışıp ekmeği küçük olanların ekmeğini büyütmek ve iş güvencesine kavuşturma mücadelesi olarak bakıyoruz. Tıpkı Filistinli, Gazzeli, Iraklı, Arakanlı, Doğu Türkistanlı, Suriyeli çocuklara ve insanlara sahip çıkarken 4688 sayılı yasayı değil gönül yasamızı dikkate aldığımız gibi. İnsanı ilgilendiren her konudan biz sorumluyuz.  Bunun hesabını vereceğiz onun için biz bir ateş varsa bu ateşe su taşıyan olmalıyız söndürmek için. Bu tartışmasız bu ailenin genel karakteridir, genel kararıdır. Arkadaşlarla biz suyu taşıyalım mı diye hiç konuşmayız suyu hangi kaplarla hangi metodlarla hangi strateji ile taşırsak daha kolay yangını söndürürüze bakarız. Şu an Bangladeş’te Arakanlı yetimler için yetimhane yapacağız. Arsamızı aldık 120.000 Euro’ya  yetimhane yapacağız. EĞİTİM BİR-SEN‘in mesleki eğitim veren üyelerinin de katılımıyla o çocukları sadece o  devletin okulunda okutmayacağız, buradan hocalarımızı götürüp onlara orada meslek edindireceğiz ve orada onlara balık tutmayı da öğreteceğiz.

- Sayın başkan  teşekkür ediyorum.

RÖPORTAJ: ÜNAL TANIK / ROTAHABER -
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.