.

Kendini Kadavra Olarak Bağışlayan Profesör...

Kendini kadavra olarak bağışlayan Profesör

Kendini Kadavra Olarak Bağışlayan Profesör...



Bu ülkede kadavralar ondan soruluyor. Hepsiyle ayrı bir duygusal bağ kurması ilk anda tuhaf gelse de Türkiye’de kadavragörmedenmezun olan tıp öğrencilerinin sayısı düşünüldüğünde, insan anatomi profesörüYakup Tuna’ya saygı duyuyor. “Kadavra bağışı yapanları bir başka seviyorsunuzdur” dediğimde o ciddi görünüşün altındaki esprili ruh ortaya çıkıyor ve “Siz de yapın, sizi de ne kadar sevdiğimi göreceksiniz!” diyor.

‘VAZGEÇİRMEYE ÇALIŞTILAR’ 

“Neden kendinizi kadavra olarak bağışladınız” diyorum. “Örnek olmak için” diyor. Meslektaşlarının ve öğrencilerinin bu işe ne dediklerinimerak ediyorum, “Vazgeçirmeye çalıştıklarını” söylüyor. “Niye” diye soruyorum. Tebessümü yüzüne yayılırken “Benden sonra kendilerini baskı altında hissetmiş olabilirler” diye yanıt veriyor. Peki ya ailesi? Cevabı o kadar şaşırtıcı ki! Ailesinin bunu tıpkı sizin gibi bu satırları okuduklarında öğreneceklerini söylüyor. Bağışa ikna etmeye çalıştığı hiç kimsenin kendisine “Bizi iknaya çalışıyorsunuz ama acaba siz kendinizi kadavra olarak bağışladınızmı” diye sormadığını, hep bu soruyu duymaktan korktuğunu anlatarak “Artık sorabilirler” diyor.

KADAVRA GÖRMEDEN MEZUN OLANLAR
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı Başkanı kendisi. Temel Tıp Bilimleri’nde Bölüm Başkanı olarak görev yapıyor. Öğrenciliği ve öğretmenliği dahil tam 44 yılını Cerrahpaşa’da geçirmiş. 1970’lerdekadavra bağışı konusunda daha iyi durumda olduğumuzu söylüyor ve “O yıllarda 10 kişilik öğrenci grupları yılda 2 kez kadavra görüyordu” diyor. Peki ya şimdi? 50 kişilik 2 grupla yılda bir kez kadavra üzerinde çalışılması, bu alanda çekilen zorluğu gösteriyor. Üniversitedenkadavra görmeden mezun olan öğrencilerin durumu daha vahim. “Ne kaybederler” soruma çok net bir yanıt alıyorum: “Teorik olarak yapılanın yüzde 5’i, görülenin yüzde 20’si, kişinin kendi yaptığı uygulamanınsa yüzde 100’ü hatırlanır.”

‘BODYWORLDS SERGİSİ BAĞIŞLARI ARTIRDI’ 
Alman Doktor Gunther von Hagens’ın BodyWorlds sergisini hatırlarsınız. Hani hepimizin gözleri yuvalarından fırlamıştı. Prof. Dr. Yakup Tuna, bu sergiden sonra kadavra bağışlarının birmiktar da olsa hareketlendiğini ve özellikle kültür düzeyi yüksek kişilerin bedenlerini bağışlamaya başladıklarını söylüyor. Almanya’da çalıştığı dönemde koyacak yer bulamadıkları için kadavrabağışını kabul edemedikleri zamanlar olduğuna dikkat çeken Tuna, “Nedeni, bu ülkelerdeki cenazemasrafları çok yüksek olduğundan ailelerin ölülerine sahip çıkmak istememesi” diyor. Türkiye’deyse aileler dirilerine her zaman sahip çıkmasalar da ölülerine sahip çıkmada Almanya’dan daha iyi bir görüntü sergiliyor

KADINLAR ALTIN DEĞERİNDE 
10 erkek kadavrasına karşılık bir kadın kadavrası çıkması, kadınların altın değerinde olduğunu gösteriyor. Prof. Dr. Tuna “Türk toplumunda erkekler daha çok ortada kalıyor. Halbuki yıllardır yüzü görülmemiş bir akraba için bile ‘Yazıklar olsun! Bir kadına sahip çıkamadılar’ dedirtmek istenmediği için cenazeler zaman kaybetmeden toprağa veriliyor” diyor.

KADAVRALAR ESKİSİ KADAR KOKMUYOR
Peki bir kadavranın işleme hazır hale getirilmesi ne kadar zaman alıyor? Bu soruyu “24 saat” diye yanıtlıyor. Bir tank içinde ortalama 20 litrelik solüsyon hazırlanıyor. Kadavraya atardamardan girilerek serumveriliyor. Kullanılan ilaçlar; alkol, fenol, gliserin ve formaldehit gibi kimyasallardan oluşuyor. Bakterilerin oluşumuna engel olan formaldehitin keskin bir kokusu var. Ama “Şimdiki kadavralar eskiye göre daha az toksik etki ve koku yapıyor” diyen Tuna, bazı öğrencilerin bundan çok etkilendiğini, bazılarınınsa çok çabuk alıştıklarını söylüyor.

EN BÜYÜK KAYNAK KİMSESİZLER
Prof. Dr. Yakup Tuna, kadavra olarak önlerine en çok kimsesizlerin geldiğini söylüyor. Yasal olarak kimsesiz bir kadavranın, yakınının ortaya çıkma ihtimaline karşılık 6 ay bekletilmesi gerekiyor. Bu sürede birinci derece akrabasının almak istemesi halinde kadavra “üzülerek” geri veriliyor. “Tıbbın gelişmesine yardımcı olan birçok kadavranın ziyan oluşuna içimgidiyor” diyen ve bu noktada belediyelerlemeslektaşlarını daha dikkatli olmaya çağıran Tuna,kadavraları sadece öğrencilerin eğitimi için değil uzmanlık sonrası eğitimde de sık kullandıklarını söylüyor. Uzman hekimlere yönelik düzenlenen beyin cerrahisi ve ortopediyle ilgili kurslarda yeni teknolojiler önce kadavralar üzerinde gösteriliyor. Uygulamanın canlıda yapılması halindeyse cezayı vatandaş çekiyor.

KADAVRA KAYNAĞIYIZ AMA GÖNDERİM YAPAMIYORUZ 
1970’li yıllardan itibaren Türkiye’nin kadavra kaynağı Cerrahpaşa Tıp Fakültesi. Bu protokol şu an bile geçerli olsa da kadavra sayısı az olunca farklı yerlere kadavra göndermek pek mümkün olmuyor. Yıllar önce anatomi uzmanı olarak Trabzon’a gittiğini ve 7 kezmezun veren tıp fakültesine bir kadavra götürdüğünü söyleyen Tuna, bunun ilde çok ses getirdiğini ve haber olarak yayınlandığını anlatıyor. Tuna’ya, yurtdışından kadavra getirilmesine nasıl baktığını sorduğumda, “Bumümkündür ama yurtdışından ithal edilen bir kadavranın maliyeti 60 – 70 bin Euro’ya çıkıyor” diyor. Oysa kendilerinin yaptıkları kadavra dağıtımında sadece kullanılan ilaç ve solüsyonların parası alınıyor.

‘BAĞIŞ YAPTIRDIĞIM ÖĞRETMENİ İNCELEDİM’ 
Öğretimüyesi olduğunda, asistanken bağış yapmasını sağladığı bir öğretmenin kadavrasını incelediğini anlatıyor. Kendini bağışlayanlardan birinin de Adli Psikiyatri Uzmanı Doç Dr. Kriton Dinçmen olduğunu söyleyen Tuna, yaptığı bağış nedeniyle hocaya çok büyük saygı duyduklarını ve kadavrasını son derece özel durumlarda kullandıklarını anlatıyor. “Peki ya sizin aileniz, onları kadavra bağışı yapmaya teşvik ettinizmi” diye soruyorum. “Gönülden yapmak isterlerse yapabilirler. Ben kimseye bir şey empoze etmem” diyor.

İNCELEME SÜRESİ SONRASINDA GÖMÜLÜYORSUNUZ 
Toplumda “Bu dünyadan nasıl gidersemöbür dünyada da öyle görünürüm” şeklinde bir düşüncenin hâkimolduğunu söyleyen Tuna, bu düşüncenin organ bağışı yapılmamasına neden olduğuna dikkat çekiyor. Trafik kazalarında her gün onlarca kişi ölürken ziyan olan organlar, ihtiyacı olanların hayatta kalma şansını yok ediyor. Bu tip kaygılara kapılmaya gerek olmadığını söyleyen Tuna, yıllarca tıp adına kadavra olarak kullanılan bir kişinin, inceleme süresi bittikten sonra istediğimezarlığa istediği şekilde girme şansı bulunduğuna dikkat çekiyor. Bütün bu maddelerin kadavra bağış tutanağında yer aldığını bilmeniz sizi kadavra bağışı yapmaya teşvik edermi bilinmez ama o bunu ümit ediyor.

‘Kadavra geldiğinde sevinci ve hüznü birlikte yaşarım’ 
Kadavra geldiğinde sevinir misiniz? 
Üzüntü ve sevinç duygularını bir arada yaşarız.

Hiç çocuk kadavranız oldu mu?
Bu zamana kadar hiç olmadı.

Kadavranın parfüm kokması mümkün mü?
Günümüzde her şey mümkün. Hiç kimse kötü koku bırakmak istemez. Fakat çok az kadavramız olduğu için öğrenciler buna da razı.

Kadavra bağışı yapmak isteyen biri size ulaştığında ne yapıyorsunuz?
Kararını değiştirmesin diye buraya kadar gelmelerini bile beklemeden evine kadar gidiyorum.

Kendi bağışınızla ilgili ne düşünüyorsunuz? 
Öğrencilerim ben öldükten sonra bile benden kurtulamayacaklar ve bedenimden öğrenmeye devam edecekler diye seviniyorum.

Kendinizi kadavra olarak bağışlamanızla ilgili espri yapıyor musunuz? 
Bu yıl öğrencilerime, “Eksik kalan bilgileriniz olursa ölümümden sonra benden öğrenebilirsiniz, o yüzden öğrenemedim diye üzülmeyin” demeyi düşünüyorum.Kendinizi ideal bir kadavra olarak görüyor musunuz? 
Kendine bakan bir insanım ama bağıştan sonra bedenime daha da dikkat eder oldum. Bence fena değilim.

KADAVRADA OBEZİTE TEHLİKESİ
Prof. Dr. Yakup Tuna, Cerrahpaşa’da şu an sadece 10 kadavra bulunduğunu, bunların en eskisinin 15 yıllık olduğunu söylüyor. Bilinçli bakılıp doğru ilaçlandığı sürece bu kadavralardan yararlanma konusunda zaman sınırlaması bulunmuyor. Ölümden sonra kendilerine geç ulaştırılan kadavraların kaybedilme riskiyse huzursuz ediyor. İnsan, “İdeal kadavra var mıdır” diye merak ediyor. Yanıt çok açık: “Genç ya da yaşlı olması fark etmiyor. Bizim için yağlı olup olmaması önemli.” Anlıyorum ki obezite, sadece yaşarken değil ölümden sonra da tehdit olmaya devam ediyor!

‘Dinen sakıncası yok’ 
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı, “Vücudun tamamını veya bir bölümünü bilimsel araştırma için bağışlamak dinen caizdir” diyor.

Beden bağışı yapmak için 
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Anatomi Ana Bilim Dalı Başkanlığı’na 0212 414 30 57 veya 0212 414 30 62 numaralı telefonlardan ya da cftanatomi@istanbul.edu.tr mail adresinden ulaşılabilir. 

HABERTÜRK
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.