.

Hastanelerdeki Şiddetin Şifrelerini Çözecek Bir Araştırma Yazısı

Hastanelerdeki şiddetin şifrelerini çözecek bir araştırma yazısı

Hastanelerdeki Şiddetin Şifrelerini Çözecek Bir Araştırma Yazısı



Hastanelerde Şiddeti Anlamak
 
 
 
 
 
Bir sağlık çalışanı olarak;  hastanelerde, sağlık kurumlarında yaşanmakta olan şiddet olaylarının kamuoyumuzda, medyada ele alınma, tartışılma biçimini, tercih edilen dili,  üslubu, yaygınlığını, sonuçsuzluğunu gördükçe “ya sizin yarattığınız şiddete, şiddetin dilini böyle pervasızca kullanmanıza ne demeli” sorusu ile bu yazıyı yazdım.
 
 
 
Biz toplum olarak olguları doğru değerlendiremedikçe, olayları değil, gerçekte ne olduğunu değil de sadece “kim olduğunu, kime yönelik” olduğunu konuşur durursak şiddet de inanın tüm gücüyle toplumsal yapımızın tüm hücrelerine yayılmaya devam edecektir, hiç şüpheniz olmasın. Medyanın, üst düzey politikacıların,  sağlık yöneticilerinin sürekli kullandığı “doktora yönelik şiddet” söylemleri sağlık ekibinin diğer mesleklerini, diğer üyelerini incitmeye, samimiyetleri sorgulamaya yol açacaktır, dikkat edilmesi gereklidir. Şiddeti anlamak istiyorsak sadece kime olduğunu değil, tüm boyutlarını, etkenlerini, sonuçlarını doğru görmek zorundayız. En son bir doktorumuzun öldürülmesi ile infial yaratan ‘sağlıkta şiddet’ olgu iken ele alınmayıp algı düzeyinde değerlendirilir olması sağlık hizmetlerinin, tıbbın sosyal bilimlere ihtiyacı olduğunu, mutlaka sosyolojinin sesine kulak vermesi gerektiğini düşündürmektedir.
 
 
 
Ankara merkezinde kurulu her gün 1000- 1500 hasta başvurusu olan, yılda yaklaşık 7 bin hastanın yatırılarak izlendiği, kronik hasta yükü yüksek bir kamu hastanesinde görevliyim.
 
 
 
2002 yılında sektörümüzde ve hastanemde belki ilk kez Hasta/ hasta yakını profili belirleme araştırması yapmıştık.  Bizden sağlık hizmeti almaya gelenleri daha yakından tanımak / bilmek amacıyla tanımlayıcı nitelikte bir tutum ve kanaat belirleme araştırması yaptık. Kişisel/ demografik, sosyal grup özelliklerinin yanı sıra Guttman ölçeğinde bir soru formu geliştirdik, yüz yüze anket yapmak üzere, günün farklı saatlerinde sivil giyimli olarak yanlarına vardık. Hastanemizle ilgili beklentilerini, sıklıkla yaşadıkları sorunlarını, beğeni noktalarını, genel olarak tutum ve kanaatlerini,  hastanemizle/çalışanlarımızla/ sunduğumuz hizmetle ilgili yaklaşımlarını kendi ifadeleriyle almak için son iki sorusu açık uçlu olmak üzere 30 soru sorduk. Bu araştırmada konumuzla ilgili olarak sonuçlarını paylaşmak istediğim dört soru vardı.
 
 
 
Hastaneye gelme ihtiyacınız olduğunda hastanemizde çalışan bir yakınınız ya da bir tanıdık, torpil arayışına girer misiniz?
Hastanemizde karşılaştığınız sorunları genellikle hangi yaklaşımla çözersiniz?
Hastaneye gelmeyi planlarken yanınızda kimler olsun istersiniz?
Hastaneye gelmeyi planlarken yanınızda kaç kişi olsun istersiniz?
 
 
 
 
İlk soruya araştırmamıza katılan, katılmayı kabul edenlerin %61’i “evet” demişti.  Bu sonuç halkımız için henüz gelmeden, somut bir sorunla karşılaşmadan önce bile hastane süreçlerinin zorluğuna, işlerin bir tanıdık olmadan hızlı, sorunsuz halledilemeyeceğine dair bir ön kabulü olarak yorumlanabilir. İkinci bir sonuç olarak hastanede görev yapanların en az yarısı kendilerine ulaşıldığı takdirde hasta takibi ile meşgul olacaklarından asli görevlerinden uzak kalacaklar, açıktır ki kendi hastane prosedürlerini aksatacaklardır. Torpil, tanıdık vasıtasıyla hastane hizmeti alma alışkanlığı bir diğer hasta/hasta yakını sorunu olarak tanımlanan çalışanı / “görevliyi görev yerinde bulamamak”  sonucunu doğurmaktadır.
 
 
 
      İkinci soruda “amiriyle konuşurum, yazılı şikayet ederim, sorunun çözülmesini beklerim, çözüm önerilerimi iletirim, görevliyle tartışırım” şıkları içinde en yüksek tercih %37 ile “görevliyle tartışırım” idi. Bir hastane kültürü olarak sorun kendileriyle ilgili resmi, mevzuat vb. bir durumdan da kaynaklansa tartışmak, arıza çıkarmak, bağırıp çağırarak sağlık sunum ortamlarını terörize etmek, çalışanları sindirerek anlık çözüm sağlamak özellikle bir SSK’lı hasta / hasta yakını kültürü olarak giderek toplumumuza yerleşmiştir. Bu çatışmacı davranış kültürü gerilimden sonuç aldığını düşünen kişiler için olduğu kadar olayın tanıkları için de bu şekilde davranılınca sonuç alınacağına dair olumlayıcı çıkarımlara yol açmaktadır. Oysa böyle bir gergin iletişim-sizlik- hali, bağırtılı çağırtılı bir çalışma ortamı görevli sağlık çalışanını regrese etmekte, yılgınlık, demoralizasyon yaratmakta; bu genelleşmiş tablo hizmet alanla hizmet vereni kutuplaştırmakta ve hata yapma olasılıklarını vahim ölçüde artırmaktadır. Böyle bir çatışma girişiminde sağlıklı ve normal olan yaklaşım diğer hasta ve hasta yakınlarının olay çıkaranı, “hem suçlu hem güçlü” arsızlığı içinde davranan kişiyi kınaması, müdahale etmesi iken susup olacakların izlenmesi tartışılması gereken bir sosyal davranıştır. Kim gergin, görev değerlerini hiçlemeye yatkın ruh halindeki bir doktorun, hemşirenin sıradaki hastası olmak ister ki?
 
 
 
      Birbirleriyle bağlantılı olarak üçüncü ve dördüncü sorulara verilen yanıtlar geniş bir yelpazede aile, akraba fertlerinin yanı sıra komşu, arkadaş vb. hastaneye giderken eşlikçi olarak tercih edildiğini ortaya koyarken sonuçta bir hasta için en az 4–5 kişilik bir hasta yakını grubunun oluştuğu görülmektedir. Hastane içi insan sirkülasyonunu artıran, herkesin sürekli bir şeylere karıştığı, yanlış yönlendirmelerle işleri zorlaştırdığı bu hasta yakını grupları hastane enfeksiyonlarına yaptıkları katkı, yersiz kalabalık, bir keşmekeş hali vb. bir çok açıdan incelenmesi gereken bir sosyal davranış kalıbı olarak araştırılmalıdır,  kanısındayım.
 
 
 
      Bu dört sorunun ışığında araştırmamızın bulgularını genel olarak değerlendirirsek;
 
ù  Halkımız hastaneleri, hastane süreçlerini, iletişim ağlarını, kimin ne iş yaptığını, ne beklemesi gerektiğini bilmiyor,  hatta hastanelerden, sağlık çalışanlarından korkuyor diyebiliriz.
 
ù  Sağlık hizmetlerinin kamusal niteliğinin yaygın gördüğümüz bir yanlış yorumlayışla;  birey olarak,  anne-baba olarak sorumluluklarını,  kendi üstüne düşenleri gölgeleyici etki yaptığını söyleyebiliriz.
 
ù  Toplumsal sağlık bilincinin düşük olması, hak arama bilincinin gelişmemiş olması;
 
ù  Sosyal güvenlik kurumlarından kaynaklı sorunların çözüm yeri olarak da hastanelerin görülmesi, hastanelerin sosyal bir kamu kurumu olduğu gerçeğinden uzaklaşılması, sağlık çalışanlarının niteliği, hastane içi iletişimin düzeyi, olumsuz kurum kültürü hâkimiyeti, kötü işleyen prosedürler, kuralsızlığın kural haline geldiği sistemler;
 
ù  Şiddet güçsüzlüğün, aczin somut bir dışavurumu, korku ve kaygıların, anlık üstünlük sağlama çabalarının zavallı bir ifadesidir. 
 
ù  Şiddetle, öfke patlaması şovlarıyla sonuç alındığını öğreten rol modellerinin sorgulanmadan doğru kabul edilmesi vb. şiddeti doğuran, yaşatan, besleyen etkenler arasında değerlendirilmelidir.
 
 
 
      Son söz olarak; toplumda bir halk sağlığı sorunu olma yolunda ilerleyen,  sürekli yeni kurbanlar, yeni mağdurlar yaratan şiddet,  sosyolojik bir bakış açısı ile her şeyden önce bir “sapma” davranışıdır, bu şekilde ele alınması gerekir.  Açıktır ki,  “dünyada şiddet yaygındır, doğada, toplum yaşamında hep vardı, olagelmiştir” gibi ifadeler dikkatle kullanılmalı, şiddeti olağanlaştırıcı etkilerinden sakınmalıdır. Şiddet olaylarının artması, görünürlüğünün,  duyulurluğunun artması şiddeti normalleştirmez. Tüm şiddet olaylarına samimi olarak aynı duyarlılık ve kararlılıkla yaklaşılması şiddetin yapan için de bir karşılığı, bir yaptırımı olacağının sosyal bilince, bireyin tutum ve yaklaşımlarına yansıması önemlidir.
 
 
 
Kezban ATAKOĞLU
  
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.