.

Evde Sağlık Hizmetini Aile Hekimlerine Mi Yıkacaklar !

Evde Sağlık Hizmetini Aile Hekimlerine mi Yıkacaklar !

Evde Sağlık Hizmetini Aile Hekimlerine Mi Yıkacaklar !



 Sağlık Bakanlığı yeni dönemde daha önce başlattığı evde bakım hizmetlerine ağırlık verecek gibi görünüyor.
Bu uygulamayla ilgili bir yönetmelik de çıkarıldı. İlgili Bakanlık yetkilileri e-Aile Hekimliği sistemine geçmeye hazırlandıklarını duyurmuşlardı. Evde bakım hizmetleri yönetmeliği dikkatli incelendiğinde aile hekimlerini yeni sıkıntılar bekliyor. Konuyu, alandan bir isim olan Aile Hekimi Dr. Handan Yüksel’e sorduk.
 
Kansu Yıldırım
Evde bakım hizmetleriyle ilgili Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü Yardımcısı’nın bir açıklaması var “Şu ana kadar evde bakım hizmetleri çerçevesinde 20 bin hastaya baktık. 100 bin hasta hedefliyoruz.” Sağlık sistemi içinde düşünüldüğünde 100 bin hasta rakamı ciddi bir rakam. Sağlıkta dönüşüm sürecinde evde bakım hizmetlerinin önemi nereden kaynaklanmaktadır?
 
Sunulması gereken hizmetler arasında mutlaka çağdaş sağlık hizmeti sunduğunu söyleyen her sosyal devlet, bu hizmeti de sunmalı. Uygulamaya dair Sağlık Bakanlığı’nın en son çıkardığı Evde Sağlık Hizmetleri Uygulama Usul Ve Esasları Hakkında Yönergemiz var. Çok geniş kapsamlı bir yönerge hazırlamışlar. İlk tanımıyla başlamışlar “evde sağlık hizmeti nedir”  diye. “Sosyal devlet anlayışı içinde etkin ve ulaşılabilir bir biçimde uygulanması amaçlanıyor” demişler “evde sağlık hizmeti gereksinimi olan kişilere”. Ama uygulamada ne etkin olduğunu görebiliyoruz, ne de ulaşılabilir olduğunu görüyoruz. Ne oluyor? Birincisi, şikâyet etme potansiyeli yüksek olan hastalar, aile hekimlerinin evlerine gitmesini sağlayabiliyor ama evde sağlık hizmeti alamıyor, o başka bir şey. Gerçekteyse eve gidildiğinde formların doldurulup, “bu kişi görülmüştür”, “evde sağlık hizmeti almıştır” denilmesi hastaya sağlık hizmeti verilmiş anlamına gelmiyor.
İkincisi, bu hizmete nasıl ulaşacağını bilmeyen ciddi bir kesim var. Kimlere verilmesi amaçlanıyor yönergede? “Sakatlar, yaşlı olduğu için ya da kronik hastalığından dolayı doktora gidemeyecek kişilere” verilmesi amaçlanıyor. Ama yönergenin ucu çok şekilde bağlanmış vaziyette. Kendi altyapı eksikliklerini giderme anlamında diyorum, çünkü bu hizmeti kim verir derken, tek bir yeri görmüyoruz. Maddelerde “bütün hastanelerin evde sağlık birimi oluşturması hedefleniyor” diyor ama bütün hastanelerde şu anda evde sağlık birimi kurulmadı. Örneğin, kanser hastalığı var. Ona bakan hastane, hastane bakımı çok masraflı olduğu için, tanısı da belli olduğu için eleman yetiştirmesi lazım, ekibini oluşturması lazım. Taburcu ettikten sonra eve o ekibi yollaması lazım. Ama onun yanında yeni çıkan hastalıkların tespitini de bu kapsama katmak istiyorlar. Sakatlıkları da bu kapsama katmak istiyorlar. O zaman bu sayı çok daha fazla yükselebilir.
 
Altyapı eksiğini nasıl gideriyor?
 
Bu görevi hastanede yapabilir, toplum sağlığı merkezi de yapabilir, aile hekimleri de yapabilir deyince, ucu açık kalınca, en kolay görevlendirebileceği kişi aile hekimleri oluyor. Çünkü bizim yönetmeliğimizin de ucu çok açık, mealen “her şeyi yapar” şeklinde özetleyebiliriz. Bize yıkmaya çalışıyorlar. Geçenlerde bir aile hekimliği kongresindeydim. Danimarka’da evde bakımı nasıl yaptıklarını anlattılar. Orada da bu uygulamayı aile hekimleri yapıyor fakat bir kere 1500 nüfusu var. Dolayısıyla bu hizmete ihtiyacı olan kişi sayısı düşüyor. Ankara’da ortalama dört bin nüfusumuz var. Bizim daha çok ihtiyaç gösteren hastamız olacak. Onların dört tane hemşiresi var. Evde bakım konusunda son derece eğitimliler. Bütün malzemeleri de tamam. Çünkü böyle rastgele yapılacak bir hizmet değil; onlar da biliyor. Örneğin, bir kan örneği aldığınızda tıbbi atığa girer, evdeki çöpe, kuralsız atamazsınız. Yanında tıbbi atık kabınızı da götürmeniz lazım. Serum takacaksınız, evde takılabilecek sevkler vardır vesaire bir sürü özel ekipmanı da var. Zaten yönergenin sonunda bu ekipman da sıralanıyor. İl sağlık Müdürlüğü bünyesinde evde sağlık birimi kurulacak diyor. Bu birimlerde de bu bütün malzemeler, araç, şoför, sosyal hizmet görevlisi, fizyoterapist, hemşiresi, sağlık memuru, hepsi hazır olacak diyor.
 
- Çok gerçekçi değil aslında bu kadarı…
 
Hakikaten de eksik olduğunu görüyoruz. Ama Danimarka’daki o aile hekimi gösterdi, her şey var, ekip var, mükemmel. Sistem çok iyi kurulmuş. Türkiye’ye bakınca sıkıntılı. Örneğin kanserli hastaya hangi tedaviyi yapacağını ben bilemem, onkolog bilebilir. Onkolog zaten her şeyi kâğıtlara yazılmış şekilde hazır olarak veriyor hemşireye ve eğitimli olduğu için doktorun gitmesine gerek kalmıyor, hemşire o tedaviyi evde uygulayabiliyor. Bizim ise bir tane hemşiremiz var dört bin nüfusa. Dolayısıyla hemşireyi yollama gibi bir lüksümüz de yok.
 
- Tedavi Genel Hizmetleri Müdür Yardımcısı Orhan Koç bir açıklamasında evde sağlık hizmeti alan hastaların hastalık grupları hakkında şöyle bir tablo sunmuş: Hastalıkların yüzde 44’ü nörolojik ve psikiyatrik hastalığı, yüzde 21’i kardiyovasküler hastalıklar, yüzde 11’i kronik endoktrin hastalıklar… Teşhisle ilişkili tedavi gruplarını uygulamaya geçmişlerdi. Bu ikisi arasında bir bağlantı var mı?
 
O teşhisleri belirli tanıya uydurmanız gerekmekte. Veriler bilgisayar ortamında girildiği için, dolayısıyla orada bir gruplama oluyor. Ama bu gittiklerinin ve gördüklerinin gruplaması. Gidenler de hastane oluşturulan evde sağlık birimleri. Doğrusu ikinci basamak oluşturursa, ekip daha güçlü olur, yani hastane oluşturursa, tedavi daha iyi bilir. Böyle bu hastalıklara hizmet veriyor. Ama bizde yanlış olan, bu birimlerin eksik kaldığı yerde aile hekimiyle bu işi götürmeye çalışıyor. Aile hekimine başvuruların çoğu da böyle hastalar olmuyor. O gün ateşi çıkıyor, “aile hekimim gelsin” diyor.
 
- Evde bakım hizmeti kapsamında konuşurken şöyle bir tablo çıktı: Kamu kurumlarında çalışan taşeronlar misali aile hekimleri artık “sağlığın taşeronları”.
 
Resmen öyle. Eksik görülen yere, “size bir hekim gönderdim” diyerek hizmetin kalitesini ölçmeden kapatma arayışı. Dört tane ev hastasına gittim. Dosyalarını inceledim, ayrıntılı formumun hepsine “birinci basamakta verilebilecek bir hizmet değildir, ikinci basamak hizmetidir”. Bunların hiçbirine daha ikinci basamaktan böyle kurulmuş bir şekilde evde bakım birimi gelmedi. Demek ki, herkese yetemiyorlar. Muhtemelen önce torpilli olanlara, daha çok şikâyet edenlere gidiyorlar. Söz konusu bu yönergenin bir maddesinde “evde sağlık hizmetleri birimi müdürlük kanalıyla kurulacak, çok güçlü olacak, sekreterinden bu bütün elemanlarına kadar, araçlarına kadar” ve “Gerekli araç gereç tahsisi müdürlükçe yapılacak, idareye teknik destek sağlanacak” diyor. Mealen aile hekimi ben verebilirim bu hizmeti diyorsa, ona da bu teknik sağlanacak diyor. Aletleri verecekler, hemşire istiyorsan hemşireleri de verecekler, hatta gerekiyorsa ambulansını da verecek. Ama hiçbir aile hekimine daha Ankara’da bunun verildiğini duymadık.
 
- Hastaların bilinçliliği konusu da önem kazanıyor. En ufak bir baş ağrısında aradıkları takdirde durumu ciddi bir hastanın bakımı için ayrılan zamandan çalıyorlar. Otomatikman hastaların genel çıkarları açısından çöküyor. 
 
Birinci basamak sağlık hizmetleri kapsamında evde sağlık hizmetlerinin sunumu için gerekli personelin görevlendirilmesi, ulaşım araçlarının tahsisi, tıbbi cihaz, sarf malzemesi tahsisi müdürlükçe yapılır diyor Yönergede. Bu sayılanların bize müdürlüğün vermediğini hastalar bilmiyor. Eksik donanımlarla ve ekipmanla tedavi hizmetine gittiğimizde, gerekli müdahalede bulunamadığımızda suçlu bizmişiz izlenimi uyanıyor. Diğer taraftan, Yönergenin 14. maddesinde, “Evde sağlık hizmetleri biriminin görevi hastalığın teşhisini koymak değildir” diyor. Teşhis zaten hastanede konulmuş olacak ama hastane “buna evde de bu hizmet verilebilir”,” şu ekipçe verilebilir” olurunu verecek. İşler öyle yürümüyor. Olması gereken bağlamında ilgili dal uzmanı tedaviye karar vermeli. Örneğin, demin saydığınız nörolojik hastalık. Buna zaten bir aile hekimi karar vermeyecektir. Bu hastalığın seyrine nöroloji uzmanı karar verecektir. Genel kanaat, tanı ve tedavisi planlanan kişiye ev ortamında bu hastanelerin kurduğu ekiplerce verilmesi doğrudur yönündedir. Ama bunun yetmediği noktalarda aile hekimi niteliksel ve niceliksel olarak açığı kapatsın isteniliyor. Ne diyelim, yine de kapatırız.
Yönergenin 14. maddesinde “evde takibi zorunlu özürlü, yaşlı, yatalak vesaire hastalar” için Aile Hekimliği Yönetmeliğine atıfta bulunuluyor. Açıktan “kayıtlı olan hastaların bütün birinci basamak tanı, tedavi, rehabilitasyon hizmetini yapar” denildiği için ilgili görevi de aile hekimlerine yüklemiş oluyor. Toplum Sağlığı Merkezleri bünyesinde böyle birimler oluşturmaya çalışıyor ama mevcut eksiklikler olduğu için onlar tarafından verilmeyince, onların yükü de bize kalıyor. Örneğin 15. maddede sevk kuralları açıklanmış. Sevk için araç vermesi lazım. Şu an hiçbir aile hekiminin zaten sevk için aracı yok. Madde 17’de örneğin, “başvuruların değerlendirilmesi için Aile Hekimi bu değerlendirmeyi yapabilir” diyor: “Aile hekimi hizmetin seviyesini belirler” diyor. Buna göre söz konusu hizmeti “evet, ben verebilirim” ya da “bu hizmetin hastanede verilmesi lazım” cevapları ortaya çıkıyor. Ben şimdiye kadar dört hastama “hastanede tedavi olması lazım” dedim ama hastaneden gelen bir birim olmadı, iki tanesi de öldü zaten onları beklerken!
Yalnız 4üncü maddeyi yorumlarsak şöyle bir durum ortaya çıkıyor: “Örneğin ikinci basamak geldi baktı, dedi ki bunu pekala aile hekimi de verebilir”. “Ben veremem diyorum”, Madde “verebilir” diyor. İhtilaf oluşuyor. “İhtilaf durumunda komisyon karar verir” diyor. Ama Sağlık Müdürlüğünde Evde Bakım Komisyonu tam kuruldu mu, çalışıyor mu bu konuda bilgimiz yok.
Yine 19. maddede, “aile hekimi hizmeti sunacaksa” veya “hastanedeki sağlık birimi verecekse randevuyla verilir” diyor. O demin konuştuğumuz şeye geliyor, yani hastanın bir telefonla en uç örneklerde “başım ağrıdı gel demeye hakları” yok. Çünkü randevu verecek olan benim. “Şu gün boşum, şu saatte boşum” deme hakkı bende saklı. Çünkü evde bakım uygulaması için gittiğim hastalara, yani muayene için ASM’ye gelen hastalara o gün bakmıyorum. Başka bir arkadaşımın bakmasını da istemiyorum çünkü bunun 4 bin nüfus için bir yük olacağını, bir tarafa hizmet vermeye çalışırken, polikliniğe gelenleri mağdur edeceğimizin görünür olmasını istiyorum. Bakmadığımız zaman da tabii çok şikâyetleri oluyor. Çünkü günlük polikliniğimiz bizim 40 tane olabiliyor. Yine örnek verirsek, o gün öğleden sonra bıraktım ve evde bakıma gittim, 20 kişiye bakılamayacak 1 kişiye bakmak adına.
 
- Zaten yapısal olarak çarpık olan bir sistemde bu etkenler daha da derinleştirici oluyor.
 
Kesinlikle.
 
“444 38 33” diye bir numara, duydunuz mu hiç? Bakanlık 182’yi uygulamaya soktuğunda kuyruk çilesinin biteceğini iddia etmişti. Bu numarada da kuyruk çilesi bitecek mi yani?
 
Evet, bu numara evde bakım hizmeti numarası. Öncelikle hastalar numarayı düşürebiliyor mu? Müdürlük yazışmayla bölgesini buluyor o kişinin. Bölgesindeki aile hekimine ulaşmak için Sağlık Grup Başkanlığı’na yazıyor, Başkanlık yazıyı bulup, işlem yapana kadar bu haftayı buldu örneğin. Beni bugün aradılar. Ama bugün de hemen gidemeyeceğim. Ben de dedim ki, “benim eve çıktığım gün, onu belirledim” çünkü her gün çıkamam, mağdur oluyor insanlar. Salı öğleden sonra gideceğim, hastayı arayacağım, randevu alacağım, onlar da uygun mu o Salı öğleden sonra. Ancak en erken Salı günü hasta bana ulaşacak ve ulaştığında da sağlık hizmeti alıp almayacağının garantisini vermiyorum. Muhtemelen ben form dolduracağım, buna ben bir şey yapamam, hastanede oluşturulan evde bakım birimi hizmet vermeli diyeceğim. Neden? Çünkü o birimin bana avantajı, dediğim gibi evde bakımın da özel bir eğitimi gerekir. Biz uzmanlık, ben örneğin aile hekimi uzmanıyım, 6 yılın üstüne 3 yıl da uzmanlık eğitimi aldım. Hiçbir yerinde hastaya evde nasıl bakmalıyız diye bir eğitim almadım. Biz hep hastanede hasta nasıl bakılır eğitimini aldık. Örneğin, bir serum verirken “hastanede neye dikkat etmeliyiz”, “aldığını, çıkardığını takip etmeliyiz” diye öğrendik. Aksine tedavi aslında hastanede uygulanır diye bize bir eğitim verdiler. Şimdi evde de tedavi olabilir diyorlarsa, bunun da eğitimini vermeleri lazım önce.
 
- Burada sağlık hizmeti hayaleti var. Demek ki, uygulanmak istenen uzun vadede hekim işgücünü düzenlemeye yönelik bir şey. Sizce?
 
Evet, her fırsatta kendileri zaten belirtiyor. Danimarka’dan o konuk geldi, anlattı işte. 1500’den fazla hastası olan yok. 1500 hâkim olabileceğin bir nüfustur. O zaman tek tek herkesi tanırsın, hastalıklarını bilirsin, sistem ve uygulama amacına ulaşır. Hekimin seni iyi tanıması isteniliyorsa, 4 bin hasta sayısı ile bunu yapamazsın. Biz bunu söylediğimizde “Türkiye’de yeterli hekim yok” deniliyor. O zaman planlamayı yapmadan bir hizmete başlamak halkı kandırmaktan başka bir şeyi amaçlamaz. Önce planlamayı yaparsın, o sayıyı tamamlarsın, altyapını tamamlarsın, sonra o hizmete başlarsın. Halka yeterli düzeneğimiz yok denilmiyor. Bizler de özveriyle gidip, hem poliklinikteki hastayla ilgilendiğimiz, hem de evdekilere bakmakla yükümlü olduğumuz için zaman ve tedavi denkleminde halkla karşı karşıya kalıyoruz. Sonra da “kaymakamın tarafından dövülen aile hekimi kadın arkadaşımızın durumu”. Orada da olay Türkiye’nin her yerindekiyle aynıydı. Kaymakamın bir yakını için hekim arkadaşımız yoğunluğu nedeniyle evde bakıma gidememişti.
 
- O zaman evde bakım hizmetinin sağlıksal niteliğiyle “hizmetçilik/uşaklık” arasındaki farkı kavratmak gerekiyor. Burada da hastaların bilinçlendirmesi önemli. Bunu da yapacak olan Sağlık Bakanlığının ta kendisi.
 
Hakikaten. Mesela, arkadaşım hemşiresini yollamıştı değerlendirmek için. Demiş ki, “tansiyon aletim bozuldu, bunu tamir edin”. Evde bakımdan anladığı bu da olabiliyor. Başka bir gün yine başka bir arkadaşımız gitmiş eve, “banyo yapacaktım, sırtımı yıkamıyorum” diye “çağırdım” diyen olmuş. Bunlar gerçekten yaşanan şeyler.
 
Evden sağlık hizmetleriyle ilgili şöyle açıklamalar var: “Bu kişileri hem ev ortamında tedavi ediyoruz, hem hasta, hem de ailesi mutlu oluyor, hem de devlet buradan yüzde 50 kâr elde ediyor.”
 
Çünkü hastane bakımı çok masraflı bir iştir. Zaten hastanelerin o birimleri oluşturma maksadı da odur. Ben aynı hastaya bu bakımı hastanede verirsem 100 lira harcarım, evde verirsem 50 lira harcarım. Nasıl olsa hastaneye verilecek bu para, kar etmek için hastanenin böyle bir birim kurması gerekir, bu doğrudur.  İkincisi; örneğin kanserli hasta IMT’si zaten düşüktür. Hastanede verirseniz o hizmeti yeniden hastane enfeksiyonu kapma riski olur. Bunu eve yollamanız daha avantajlıdır. Bu açıdan da gereklidir. Fakat dediğim gibi, ekibinizi kuracaksınız. Rastgele bir hemşire evde serum takıp, takip edemez. Halkın bu kadar basit gördüğü serumun bile izlemi çok önemlidir. Çünkü serumu taktığınız için öldürebilirsiniz bile. Kendi haline bıraksanız yaşayacak insanı, yanlış bir müdahale öldürebilir de. Gerekliliğini asla inkar etmiyoruz, evde bakım gereksiz bir şeydir asla demiyoruz. Ama kuvvetli bir altyapıyla desteklenmiş eğitimli kişilerce verilmesi lazım diyoruz.
 
Ama Türkiye’de bu direkt aile hekimlerinin sırtına yük olarak biniyor.
 
- Kesinlikle. Danimarka’yı ele alalım, 1500 kişiye 4 hemşire bu hizmeti veriyormuş. Bölersek 4’e, yaklaşık 300 kişiye falan 1 hemşire denk geliyor. Benim 4 bin hastama 1 hemşire bu hizmeti vermeye çalışıyorsa, hani 4 bine 1 kişi nasıl bir hizmet verir, 300 kişi nasıl bir hizmet verir; durumun sıkıntısı ortada.
 
- E-aile hekimliği diye bir uygulamaya geçilecekmiş…
 
Malumunuz bizleri sınıflandırdılar A, B, C, D diye. A sınıfı olmanın bir özelliği de internette web sayfanızın olması. Burada beklenilen Web sayfanızdan size sorular soracaklar, siz de cevaplayacaksınız. Görünüşte çok güzel. Dört bin kişi bana telefonla bile ulaşamıyor ama ben randevu almalarını istiyorum. Dört bin kişi aynı anda arayınca telefona bile düşmüyorlar, yani bana telefonda dahi şanslıları ulaşabiliyor. Biz yine diyoruz ki, randevu olmasını kesinlikle istiyoruz çünkü güzel vakit ayırmak istiyoruz. Hastanın şikayeti olmasa bile her tarafını muayene etmek istiyoruz, yerine göre psikoterapi yapmak istiyoruz, konuşmak, rahatlatmak istiyoruz. Bunların hepsi zaman isteyen şeyler. Ama arayın randevu alın dediğimiz insan yoğunluktan sana ulaşamıyorsa, maille hiç ulaşamaz. Siz 80 kişi bakmaya çalışırken gününüzü 8 saate bölerseniz her hastaya 1 kişi düşüyor. 1 dakika içinde hastaya mı bakacaksınız yoksa mailleri mi cevaplayacaksınız? Ayrıca üst taraftan gelen bütün gerekli gereksiz yazılar, maillerle iletiliyor. Bir yandan da onları kontrol etmekle yükümlüsünüz. Çünkü” ben görmedim”, “bundan haberim olmadı” diyemiyorsunuz. 

ailehekimleri.net
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.