.

Dövülecek Doktor Var Dediler Geldik!

Efendim gün geçmiyor ki ülkemizin herhangi bir yerinde bir doktor veya sağlık çalışanı ağzı burnu dağılmış, suratı hoşaf olmuş gazetelerin magazin sayfalarında boy göstermesin.

Dövülecek Doktor Var Dediler Geldik!



Efendim gün geçmiyor ki ülkemizin herhangi bir yerinde bir doktor veya sağlık çalışanı ağzı burnu dağılmış, suratı hoşaf olmuş gazetelerin magazin sayfalarında boy göstermesin. Zaten muhteşem medyamızın olaylara teşne reklamsal bakış açısı paha biçilemez. Zannedersiniz ki bilim insanları dayakla beslenen, şiddetle metebolizmasını düzene sokan yeni bir tür keşfettiler. Sanki bu türe ait canlılar dövülmezler, hakarete maruz kalmazlarsa yaşamlarını idame ettiremeyecekler. İyiliksever, başkasına yardımda pek mahir bir kısım insanlarımız bu ihtiyacı asla göz ardı etmiyorlar “yüzyılın iyilik hareketi”, “hekimlerin sağlığı için bir yumruk da sen koy” kampanyalarına sergerdan oluyorlar. Hele bazılarında bu hal öyle sendromik bir hale gelmiş ki, sağlık çalışanlarına iki gün şiddetten veya ağız dolusu hakaretten geri kalsalar vücutları hamlayacak, dilleri pas tutacak. 

Naçizane bu insanlar için önerim, acil servis önlerine, klinik girişlerine beyaz önlük giydirilmiş kum torbaları konulsun. Bu hususta sadaka, hayır hasenatta bulunmak isteyen hastalarımızın ve yakınlarının içeri girmeden önce veya dışarı çıkarken en azından “sigara tiryakilerine nikotin sakızı” babından bir oyalanma, kendilerini tatmin etme istasyonları olsun (Her ne kadar aslının yerini tutmasa da ne yapalım, sureti ile idare etsinler artık). 

Yine önemli bir başka husus, ölümsüzlük icat edildi ya da ölüme çare bulundu da biz mi bilmiyoruz. Elbette hekimler bir insanın hayatını kaybetmemesi veyahut hayat kalitesinin bozulmaması için işlerini olabildiğince en mükemmel şekilde yapmakla mükellefler. Buna mukabil günlerce evlerine gitmeyebilirler, dünya ile ilişiklerini keserek saatlerce ayakta ameliyatta kalırlar, hastalarının bütün sırlarını içlerine gömerler ve bir hastasının başına olumsuz bir şey geldiği zaman üzülürler, için için kendilerini yerler ve hatta ağlarlar. Çünkü onu da bir ana doğurmuştur, o da etten kemiktendir ve bir hastane odasında can vermedikleri sürece sıradan bir insan gibi içlerinde her an çıkmaya hazır bir ruhları da vardır.

Burada da tavsiyem ve ricam Diyanet İşleri Başkanlığının mümkünse bir fetva yayınlaması; İnsanlarımızı, doktorların tanrı olmadığı konusunda ikna etmeleri, doktorların da basit birer zavallı insan olduğu, onların da uyuyan, çorba içen, sosyal hayatları olan, hatta hatta tuvalet ihtiyaçları olan ölümlü varlıklar olduğunun vurgulanması gerekmektedir. Doktorların; ölümsüzlük verme, mükemmel yapma, yaratma ve hayat bahşetme gibi yetileri yoktur. Üstelik dahası “benim hastamı niye diriltmedin” diye kullanılan şiddetin şirk koşmak olduğu –zira diriltmek yalnızca Allah’a mahsustur- konusu özellikle işlenmelidir. İşin ironik tarafıysa tam bir cahiliye komedisi, hem doktoru diriltmekle görevlendir onu tanrılaştır, hem de hastayı diriltemezse onu döv, ağzını burnunu kır. İlla ki mezarlık kapılarında yazılı olan “her canlı ölümü tadacaktır” ibaresi hastane kapılarına da mı yazılsın.

Elbette bütün bu söylenenlerin yanında hastalar sağlık çalışanlarının emanetleridir. Ve hepsi de annelerimiz kadar kutsal evlatlarımız kadar hepsi değerlidir. Ama ve de ne yazık ki onca hastanede çalışan beyaz önlüklü varlıkların hepsi kristal bir yürek taşır göğüs kafeslerinin içinde, bir kere kırıldı mı bir daha asla eski halini almaz. Lütfen onlara dokunmadan önce bir kere daha düşünün…

Ve son söz

Kara toprak ve beyaz önlük

Arasındaki düşler dolusu renge

Hayat diyorlar

Oysa hepsi hayal…

Doç. Dr. Ahmet Uysal   
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.