.

Doktorlar İntihar Eder Mi?...

Doktorlar İntihar Eder mi?

Doktorlar İntihar Eder Mi?...



“Doktorlar hasta olur mu”? Her doktor hayatında kimbilir kaç kere bu şaka yollu soruyla karşılaştı, nezaketini bozmadan bir cevap bulmayı başardı.

“Doktorlar sigara içer mi”? Sigara içen her doktor mutlaka bu soruyla karşılaştı, “doktorun dediğini yap, yaptığını yapma” gibi şeyler söyledi. İçinden en çok sigara içen meslek grubunun doktorlar olduğunu ve bunun neden böyle olduğunu belki düşündü, belki düşünmedi.

Keşke düşünseydi.

Çünkü şimdi soru artık “doktorlar intihar eder mi”?

Bu sefer şaka yollu da değil üstelik.

Varlık nedeni “hayat kurtarmak” olanın “ölümü seçmesi” çok paradoksal ama doktorlar intihar ediyorlar. Ve soru ölümlü bir durum, kayıp üzerine soruluyor.

İntihar, ne hastalanmaya benziyor ne de sigara içmeye. Her ne kadar sigaranın ucunda da hastalık ve ölüm olabilse de; tiryakiliği “gizli intihar” sayabilsek de, bu sefer gerçek bir ölümden söz ediyoruz.

Melek yüzlü kızkardeşimiz Melike, gencecik bedenini alıp gidiyor. Neden?

Hekim intiharlarının son yıllarda gözle görülür bir artış göstermesi neden?

Diyelim ki, hekim de diğer insanlar gibi hastalanır, dertlenir, sigara içer ve intihar da edebilir peki ama bu artış neden?

Sağlık Bakanlığı bunun üzerine düşünüyor mu? Son yıllarda Türkiye’nin çok farklı illerinde, hastanede ya da evinde intihar ederek aramızdan ayrılan çok sayıda hekim var. Yürümesi gereken adli soruşturma dışında, bu hekimlerin kimler olduğu, ne koşullarda çalıştığı üzerine bir sorgulama var mı?

Sağlık Bakanlığı ölümleri nasıl açıklıyor?

Hem hekimler hem de bütün toplum bu açıklamayı duymak istiyor.

Sağlık çalışanlarına karşı şiddetin artışında ve ölümlü çalışma ortamında Sağlıkta Dönüşüm Programının rolü nedir?

Hekimlerin işçileşmesinin uğradıkları şiddet ve ölümü seçişlerindeki payı nedir?

Ölümlerin, işçi ölümlerinde Avrupa’da birinci sırada olmamızla ilişkisi olabilir mi?

İntiharların, işçilerin en yoğun emek sömürüsüne maruz kaldığı şartlarda-örneğin Japonya’da “fazla ve aşırı çalıştırma” sonucu sık yaşanan intiharlarla bağı nedir? “Karojisatsu” olarak adlandırılan bu intihar biçiminde işçinin çalışma saatlerinin şu özelliklerden birinin ya da bir kaçının birlikte olması gerekmektedir:

a) Günde 10-16 saat arasında çalışmış olmak,
b) 4 hafta üst üste ortalama 65 saat ve üzerinde çalışmış olmak,
c) 8 hafta üst üste 60 saat ve üzerinde çalışmış olmaktır.

İşe bağlı intihar girişiminde bulunmadan önce kişilerde depresyon, tükenmişlik sendromu, kronik yorgunluk ve muhakeme yeteneğini yitirme gibi zihinsel belirtiler görülmekte, baş ağrısı, mide ağrısı, diyare, konstipasyon, hafif ateş gibi fiziksel belirtiler de ortaya çıkabilmektedir. Çalışanların hiçbir sosyal faaliyeti yoktur, bütün zamanlarını çalışmaya vermişlerdir. Ortak özellikleri; çalışma yaşamındaki herkeste görülebilmesi, günde 11 saat ve üzerinde çalışma, uzun süre ve tatillerde dahi çalışma, yoğun iş stresi olmasıdır.(1)

Dr. Melike Erdem’in çalışma saatlerinin “Karojisatsu” dan farkı var mıdır?
Onu son yolculuğuna uğurlarken acılı annesi “kızımın yüzünü göremiyordum ki, iki gün hastanede, ancak bir gün evdeydi, onda da görüşemezdik ki” diyordu.
Sağlık bakanlığı Melike’nin ailesinin dile getirdiklerine nasıl cevap veriyor?

Peki, böyle bir çalışma ortamında her gün mesleki değerlerinin tam tersine davranmaya zorlanan hekimlerin bir “mesleki varoluş bunalımı” yaşamamasının bir yolu var mıdır?
Neden genç hekimlerde depresyon ilacı kullanımı giderek artmakta, yaşlı hekimler bir an önce emekli olmayı istemektedir?
Bu emek yoğunluğunda çalışırken, üzerine teşekkür yerine, ne olduğu belirsiz başvurularla karşılaşmanın hekimde yaratacağı tahribat nedir?
Ve sorular çoğalır da çoğalır.

SABİM’e gelirsek; bu hattın ne hasta hakları ile ne de hak aramayla bir ilgisi yoktur.
Hak aramak, hastanın ve yakınlarının en doğal hakkıdır ve bunun yerine getirilmesi için bilimsel ve güvenilir ölçütlere dayanarak kurgulanmış başvuru ağlarının hizmete sunulması devletin yükümlülüğüdür.
Ama bu SABİM değildir çünkü;
- Hak aramak demek, hak arayan kişinin kendisinin hiçbir sorumluluk almaması anlamına gelmez. Oysa geçtiğimiz aylarda -ne yazık ki Ersin Aslan’ı kaybettikten sonra -yayınlanan Çalışan Güvenliğinin Sağlanması Genelgesi’ne kadar, SABİM başvurularında hiçbir başvuru şartı aranmadığı gibi, hiçbir somut olguya dayanmayan soyut ve ne olduğu belirsiz başvurular süzgeçsiz biçimde sağlık çalışanları üzerine boca ediliyordu.

Bu başvurular arasında sadece hakaret amaçlı olanları da vardı ki, sağlık çalışanı bu şikâyeti yani “sözlü şiddet” demek olan “hakaret”i sakince kapatmaya mecbur tutuluyordu.

- Çalışan Güvenliğinin Sağlanması Genelgesi ile yıllardır sağlık çalışanlarının dile getirdiği bu vahim durum için bir adım atılarak, başvurular için iki koşul getirildi; 1. iletişim bilgisi verilmesi, 2. soyut nitelikte olmaması.
Bu adım olumlu olmakla beraber yetersizdi. Güvenlik ile ilgili genelge; şiddeti evrensel tanımına uygun biçimde ele alıp fiziki ve sözlü şiddeti içeren bütünsel tanımlıyor ancak SABİM gibi kendisi şiddet üreten bir kanalı açık tutmakla kendisiyle çelişiyordu. Türkiye Biyoetik Derneği genelge üzerine oluşturduğu görüş yazısında bunu dile getirdi:

“Sağlık hizmetlerinde şiddetin tırmanmasında rolü olan ve hiçbir başvuru koşulu olmadığı için sağlıksız ve işlevsiz bir kanal olan SABİM hattının sembolize ettiği sorun, sadece teknik olarak bir hat sorunu değildir. SABİM hattı sorun yaşandığında imzasız şikayetler ile sağlık çalışanlarını hedef gösteren bir işleyiş göstermektedir. Bu nedenle bu hattın tümden kapatılması ya da Hasta Hakları Yönetmeliği’ne uygun olarak “hastanın şikayet hakkını akılcı, nesnel, etik bir yöntemle düzenlenmesi düşünülebilir”. (2)

Sağlık çalışanlarının güvenli çalışmasıyla ilgili sorunların tümü kuşkusuz tek başına SABİM ile ilgili değildir. Yukarıdaki soruların da gösterdiği gibi sorunlarımız bütünsel ve köklü çözümler gerektiriyor. Ancak şiddetin geriletilmesinde, sağlık çalışanlarının şiddeti yenebileceğimize dair güven geliştirebilmesinde, buna ikna olabilmesinde birinci koşul, SABİM gibi güvensizliğin sembolü olan bir adresin ortadan kaldırılmasıdır. Daha da önemlisi hepimizin hakları ve hak arama yollarında cesaret kazanması, tüm toplumun öyle SABİM gibi kanallarla fasulyeden değil, gerçek bir hak arama öznesi haline gelmesi için de, işçileşen hekimle, bakıma ihtiyacı olan hastanın sürekli karşı karşıya getirildiği bu kandırmacaya son verilmelidir.

Dr. Gülsüm Önal /hekim medya
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.