.

Bu Gece Bu Çocuğa Bir Şey Olursa, Kafana Sıkarım...

Bu gece bu çocuğa bir şey olursa, kafana sıkarım

Bu Gece Bu Çocuğa Bir Şey Olursa, Kafana Sıkarım...



SİZİN ÇOCUĞUNUZ
Kızınız.
Gözünüz gibi baktınız, büyüttünüz. Gözünün içine baktınız.
Çok çalıştı. Tıbbiyeyi kazandı. Bitirdi okulunu.
Neredeyse tümü gibi arkadaşlarının, uzman olmak istiyor aslında. Niye hepsi uzman olmak istiyor, anlamayanlar var hala.
Mecburi hizmet var dediler, gitti kura çekti. Bingöl’ün bir ilçesine çıktı kurası.
Bingöl bu, hele de ilçesi, kolay değil; hiç yoktu bu gidiş, Onun için yarattığınız düşlerinizde. Ama devlet bu, ülke, yurt sevgisi; görev
bekler bu gencecik hekimden.
Bavulunu hazırlamasına yardım ettiniz. Ağlamak geldi içinizden. Gizlediniz gözyaşlarınızı, ağlamasın istediniz. O da gizledi gözyaşlarını. Ağlamanızı istemedi. Isırdı dudaklarını, el salladı.
Giderken bu yeni coğrafyaya, ilk günlerini hatırladı Tıbbiyenin. Bir hocası sormuştu, hepsi birden imza atmışlardı yoklama kâğıdına; en tepesine “ülkemin her yerinde görev yaparım” yazıp.
“Anadolu insanına güvenin” derdi hocası, “onlar kıymet bilir, sizi el üstünde taşır, sever, kollar sarmalar”. Titrese de yüreği elinizi öperken, korkmadı. Gelmişti vakit.
Gidip üstlendi kendisinden beklenen görevi. Bir hocası vardı Tıbbiyede. “Kim olduğuna bakmayın hastanızın” derdi. “Kararlarınızı verirken sadece iki şeye dayanın” derdi, “bilimsel bilginize ve vicdani kanaatinize”. Aynen öyle yaptı O da.
Mezuniyet töreninde “sizi yetiştiren ülkenize olan borcunuzu ödeyin” demişti hocası, “bunu yapmanızın tek yolu, çalışmaktır” demişti. “Size güveniyoruz, siz de kendinize güvenin” demişti hocası. O da aynen öyle yaptı. Çalıştı.
Bir çocuk getirdiler günün birinde. Kucağında babasının. Göğsü ağrıyordu yavrucağın. Ama uygun alet yoktu çalıştığı yerde. “Olmaz” dedi aile, “ne yapacaksan burada yap”. “Olmaz” dedi aileye, “gitmeli”.
Kızdı baba. Kucağında yavrucak. “Götürüyorum çocuğumu” dedi, “bu gece bu çocuğa bir şey olursa, kafana sıkarım”.
“Kafana sıkarım”. “Kafana sıkarım”. “Kafana sıkarım”.
Çınladı kulaklarında ses; “kafana sıkarım”.
Bunu anlatmamıştı hocası; bahsetmemişti bunun olacağından.
Hekimliğin tehlike altında yapılan bir iş olduğunu öğretmemişti hocası.
Şikâyetçi oldu hasta yakınından. Hemşiresi ve Sağlık Memuru şahit oldu.
Aradı hocasını konuştu.
“İstifa et, dön diyenler oldu hocam” dedi. Sordu hocası, “ne yapacaksın?”. “Dönemem hocam” dedi, “hemşiremi, sağlık memurumu bırakamam”.
Kızınız.
Gözünüz gibi baktınız, büyüttünüz. Gözünün içine baktınız.
Şimdi büyüdü.
Şimdi sıra sizde; bakalım ne kadar büyüdünüz.

http://www.inanisgazetesi.com 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.