.

Bu Albüm İlaç Niyetine...

İki doktor; Radyoloji Uzmanı Dr. İnanç Çağlayan ve Pediatri Uzmanı Figen Akdenizoğlu Can "Bu Bir Aşk Hikayesi" adlı albümle yıllardır dost çevrelerinde demlenen müzikal çalışmalarını, kitlelerin beğenisine sunuyor

Bu Albüm İlaç Niyetine...



Radyoloji Uzmanı Dr. İnanç Çağlayan, Pediatri Uzmanı Figen Akdenizoğlu Can ve Obua Sanatçısı Almila Tuncer Tuna'dan oluşan Grup Medikıl-Musical, "Bu Bir Aşk Hikayesi" adlı albümle yıllardır dost çevrelerinde demlenen müzikal çalışmalarını, kitlelerin beğenesine sunuyor. Buram buram Ege kokan, şarkıların yanı sıra şiirsel anlatımlarla da bir aşk hikayesini konu edinen albümün tüm geliri ise Ege Orman Vakfı'na bağışlanmış. Amaç Çeşme Ildır'da bir orman oluşturmak.
-Grup Medikıl-Musical üyelerini tanıyabilir miyiz? 
Medikıl-Musical grubu; ben Radyolog Dr. İnanç Çağlayan, Pediatri Uzmanı Figen Akdenizoğlu Can ve Obua Sanatçısı Almila Tuncer Tuna'dan oluşmaktadır. Geri planda ise grup Düş Gezginleri ile birlikte çalışmaktayız. Grubumuzda tüm sanatsal üretimler; yani beste, söz ve metinler bana ait. Ayrıca albüm planlama, tasarım ve organizasyon işleri de tarafımdan yürütülmektedir.
Albümde ben bir şarkı seslendiriyorum ayrıca metin okumada da rol alıyorum. Asıl solistlerimiz Figen Hanım ve Almila. Figen Hanım 1958 doğumlu, ben 1962 ve Almila ise 1987 doğumlu. Almila 9 Eylül Üniversitesi Obua bölümünü bitirdi, şimdi yüksek lisans aşamasında. Albümde Grup Düş Gezginleri canlı enstrumanlarda ve vokallerde yer aldı. Albümün aranjörü Erhan Doğan ve resmi yapım koordinatörü sayın Bektaş Türk olup albüm RAKS Müzik'ten piyasaya çıkmıştır. Grubumuzun ticari bir amacı olmadığı için albüm gelirlerini bir protokolle EGE Orman Vakfı'na bağışladık. Çeşme Ildır'da bir ormanımızın olmasını hedefliyoruz.
-Bir araya geliş öykünüzü öğrenebilir miyiz? 
Müzik çalışmaları biliyorsunuz lise yıllarına dayanır genellikle. Bende ve Figen Hanımda da öyle oldu. Amatörce başlayan çalışmalar mesleki hayatın başlaması ile kısmen kesintiye uğradı. 1992 yılında Figen Hanım'la aynı binada muayenehane açarak tanıştık ve birbirimizin müzik yönünü fark edip birlikte çalışmaya başladık. Figen Hanım benim eserlerimin solistliğini yapmaya başladı. kendisi Milliyet gazeteinin liselerarası ses yarışmasında ikinci olmuş ve bazı hocalardan zamanında dersler almış. Almila ise o yıllarda bir hekim arkadaşımızın kızı olarak elimizde büyümekteydi. Ses renginin güzelliğini fark ederek 18'li yaşlarda aramıza aldık. Zaten kendisi de ardından konservatuvara girdi ve obua sanatçısı oldu. O yıllardan beri çalışmalarımız amatör bir ruh ama profesyonel kalitede sürdürmeye çalışıyoruz.
-Doktorluk ve müzisyenlik birbirini besleyen alanlar mı? Müzisyenliğiniz doktorluğunuza, doktorluğunuz müzisyenliğinize nasıl yansıyor? 
Hekimlerin ssanatsal uğraşılara merakı malumdur. Genellikle de müziğe... Yaptığımız işin sevimsizliği ve aslında hekimliğin de bir sanat olmasından dolayı sanırım bu temelde sanat ve müzik bir kaçış ve dinlenme oluyor.
-Müziğin iyileştirici gücü konusunda ne düşünüyorsunuz? Bu konuda doktor olarak bir tavsiyeniz var mı? 
Müzik malumunuz olduğu üzere tarih boyunca terapilerde kullanılan bir araç. Özellikle de Anadolu uygarlıklarında. Özelliklede psikosomatik sıkıntıların birebir ilacı bence. Hasta olmak sadece ismi belirli bazı hastalıklara yakalanmış olmak şanssızlığı değildir. Bence hepimiz günlük hayatta hastayız ve biraz canımız sıkılsa refleks olarak bir şarkı mırıldanırız. İşte bu yönü ile müzik çok etkili ve çok ucuz bir ilaç.
-"Bu Bir Aşk Hikayesi" nasıl bir albüm oldu? Devamı gelecek mi? 
Albüm yaklaşık 10 yıldır sürdürdüğümüz aktif müzik çalışmalarımızın içerisinde bir seçme niteliğinde. Bundan sonra çok daha farklı türde ve İngilizce söz ağırlıklı ikinci bir albümün hazırlıklarına başlayacağız. Yanlız ticari olmadığımız, yoğun meslek tempomuz adımızdan da anlaşılacağı gibi titiz çalışmamız nedeni ile bizde süreler biraz uzun oluyor...
-Albümde "Aşk" ve "Ege" teması ön planda. Şarkıların yanı sıra şiirsel hikayelerle tamamlanmış bir bütünlük var albümde. Bir hikayenin giriş, gelişme, sonuç bölümleri gibi. Bu fikir nasıl oluştu? 
Albümde yer alan "yaş günü" isimli parçanın sözleri sayın Selma Akduygu'ya ait. Albümdeki eserlerin tamamı bana ait olmakla beraber sadece bu söz ve "Bana Yanlız Gel" isimli parçanın söz ve müziği bana ait değil. O da sayın Erhan Doğana ait. Bahsettiğim Yaş günü isimli parça projenin başlangıç noktası. Bu söz beni çok etkiledi. Başkasının şiirini bestelemek gibi bir yaklaşımım ve yeteneğim olmamasına karşın bu şarkının sözlerindeki büyü bana bu parçayı bestelettirdi. Bu sözlerin hüzünlü bir hikayesi var. Biz bu parçayı piyasaya çıkarmak istedik ama orjinalindeki hüzünle değil. Sözlerin orjinaline ve hatta hüznüne dokunmadan onu 7 aylık bir aşk hikayesinin müziği olarak forme ettik. Gerisi sanatsal hayal gücünün sınırlarına doğru yolculuk yaptı. Hikayenin çatısını yaklaşık 1 saatte yazdım. Doğal olarak hikayeler çevrenizdeki hayatlardan aldığınız alıntıların hayal gücü ile yoğrulmasıdır. Müzikalin içindeki şiirlerin birçoğu benim lise yıllarında yazdığım şiirler. Aranjörümüz benim bestelerimin senfonik versiyonlarını yazdı. Lirik metni müziğe oya gibi işlemeye çalıştık. İçine yaşadığımız coğrafyanın özelliklerini, iklimini ve sosyolojik özelliklerini de ekledik. İstedik ki ihtiyaç duyanlar bir film izler gibi dinlesin... Hikayede kendini ve duygularını ve hatta anılarını arasın... Müzikal içindeki popüler türde parçaların daha kolay dinlenmesi için onları ayrı bir CD'de topladık. Ortasına da küçük kitapçığımızla hikayeyi ekledik.

Albümden şiirsel anlatımlar
Bu bir aşk hikayesi
İki farklı dünya, iki farklı hülya, iki farklı rüya nasıl da birleşiverir bir anda. Kendine has bir anahtar, mümkün olmayan bir kilit ama, açılıverir koca kapılar aşık olunca. Bir odaya girersiniz yeni, gizemli, şık. Önceleri duvadaki tablolar, belki Çin halıları çeker dikkatinizi. Uzak köşede bir mum ışığı, kıymetli vazolar belki de kapitoneli bir yatak. Kısa bir süre önce açılmasını hayal bile etmediğiniz o koca kapı gereksiz bir ayrıntıdır artık arkanızda

Ayrılık için...
Tılsım bozulmuştu. Girerken en karmaşık kilitlerin kendi kendine açıldığı odanın diğer köşesinde fark edilmeyen basit bir kapı daha vardı ya, o da gıcırdayarak açılmıştı birden. O gıcırtılar kalplerini tırmaladı. Duvarlardaki muhteşem tablolar kırık dökük çedçevelere dönüşmüş, Çin halılarının ipeği dökülmüş, mumların isi duvarlara süzülmüş ve sönmüş...

Ege'de bir sonbahar 
Yavaş yavaş dolmaya başlar şehir sokakları, arnavut kaldırımları, pazartesi sabahlarının küçük küçük bebeleri evrim geçirip delikanlı olun cumartesi geceleri, jöleli saçları... ekmek kavgaralı, kariyer hesapları, boşanma davaları, nargile sefaları... Yaşgünü organizasyonları başlar. Ev gezmeleri, sinema davetleri. O patlamış mısır kokan koltuklar uyanır konukları için tekrar tekrar. tahta masalarda adi beyaz porselen bir tabakta birkaç tutam rokanın yanında boy gösteren gariban ızgara çipuralar, bu kez lüks lokantalarda şık masa örtülerinin üzerinde gösterişli tabaklarda, opera kıyafetleri ile süslenmiş biçimde mağrur durmaktadır artık. Ama yine ızgara...


YENİ ASIR 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.