.

Bakan Akdağ Gündeme İlişkin Açıklamalar Yaptı

Bakan Akdağ Gündeme İlişkin Açıklamalar Yaptı

Bakan Akdağ Gündeme İlişkin Açıklamalar Yaptı



 STV HABER / TARİH: 19.07.2011 / SAAT: 14:26 / SÜRE: 00:30:00
Sayın bakanımız, Samanyolu Haber Televizyonu'nda Abdullah Abdulkadiroğlu'nun gündemde öne çıkan konularla ilgili sorularını cevaplandırdı.Prof.Dr.Recep Akdağ; terör olayları,kaçırılan sağlık personeli ve güncel sağlık konularıyla alakalı merak edilen konulara açıklık getirdi.


SUNUCU- İyi günler sevgili seyirciler, “Özel Gündem”le karşınızdayız.

Konuğumuz Sağlık Bakanı Profesör Doktor Recep Akdağ.

Sayın Bakanım, hoş geldiniz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Hoş bulduk Abdullah Bey.

SUNUCU- Nasılsınız, iyi misiniz?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Sağ olun, siz nasılsınız?

SUNUCU- Biz de iyiyiz çok teşekkürler.

Şöyle biraz genel Türkiye gündemiyle müsaadenizle başlamak istiyorum, daha sonra sağlıkla ilgili konulara gelelim. Tabi bir terör saldırısı yaşadık, hakikaten çok acı bir olay oldu, 13 tane askerimizi şehit verdik. Onun öncesinde de sizin sağlık personelinizin de aralarında bulunduğu yine askerler ve bir personeliniz kaçırılmıştı, böyle bir gerginlik sürecine doğru götürülmeye çalışılıyor gibi bir tablo var ortada. Öncelikle o sağlık personeliyle ilgili bir gelişme var mı? Yani siz de kendi açınızdan bir iz sürüyor musunuz Emniyetin ya da polisin dışında? Onu bir öğrenmek isterim.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Öncelikle bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılarımıza şifalar diliyorum. Bu kaçırılan kardeşlerimizi de inşallah güvenlik güçlerimiz bir an önce bu zalimlerin elinden kurtarırlar.

Tabi bizim özel bir takibimiz olamaz. Biz sadece İçişleri Bakanlığı nezdinde, değerli Bakanımızla görüşerek meseleyi takip ediyoruz, yakından da ben takip ediyorum. Ama bu mesele çok önemli Abdullah Bey. Ben daha önce de kamuoyuna beyanatta bulunmuştum, açıklama yapmıştım. Terör örgütünün gerçek niyeti, kanlı yüzü bölge insanının hiç düşünmediği bir sağlık çalışanını kaçırmasından anlaşılıyor. Bu sağlık çalışanı, işini orada hakkaniyetle yapan, efendim bölgede insanımıza, Kürt kökenli, Türk kökenli her neyse hiç fark etmez bizim insanımızdır, hizmet eden bir sağlık çalışanı. Yani birbiriyle savaşan düşman ülkeler dahi savaş şartlarında sağlık çalışanına dokunmazlar. Şimdi bunun böyle bir kaçırma eyleminin bölgede çalışan sağlık çalışanları üzerinde nasıl etki yapabileceğini düşünün. Hani bu PKK terör örgütü ya da onunla bir anlamda o kolda bulunan partiler, BDP vesaire bunlar işte biz bölge insanını temsil ediyoruz, biz bölge insanının iyiliği için çalışıyoruz falan diye ortaya çıkıyorlar. Bunların hepsinin yalan olduğunu, bunların hepsinin aslında gerçek niyetleri gizlemek için konuşulduğunu ifade ediyor bu kaçırma olayı. Bugüne kadar biz böyle bir şeyle hiç karşılaşmamıştık. Yani bu bölgeye verilen sağlık hizmetini, yani Kürt kardeşlerimizin daha yoğun yaşadığı bölgeler nerelerdir? Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu’nun bir kısmı. Genel anlamda bu bölgelerde kalkınmışlık problemleri olduğu için geçmiş yıllarda, verilen sosyal hizmetler, devletin verdiği hizmetlerde de aksama vardı. Biz bu açığı AK Parti hükümetleri olarak büyük ölçüde kapattık, bunu buralarda yaşayan vatandaşlarımız biliyorlar. Buralara gönderdiğimiz doktorlarımız, hemşirelerimiz, diğer sağlık çalışanları, yaptığımız yeni hastaneler, aile hekimliğinin oturtulması, kırsala verdiğimiz hizmet, helikopter ambulanslarla, gereğinde uçak ambulanslarla vatandaşların ihtiyacı olan bölgelere taşınması gibi hizmetler sağlık hizmetlerinin çehresini tamamen değiştirdi. Ama siz sağlık çalışanını kaçırırsanız, orada sağlık çalışanının güven ortamını yok edecek bir tavır içerisine girerseniz kırsalda biz nasıl hizmet vereceğiz?

SUNUCU- Orada o bölgedeki vatandaşa sizin yaptığınız işte bu sağlık hizmetlerini aksatmak için buraya işte bakın kaçırılıyor, can güvenliğiniz yok, gelmeyin, gelmek istemeyin mesajı mı veriyorlar acaba oradaki sağlık çalışanlarına, doktorlara, hemşirelere, teknisyenlere?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Yaptıklarının sonucu bu, yaptıklarının sonucu bu. Biz bugüne kadar fedakarca çalışan sağlık görevlilerinin yine fedakarca çalışacaklarından eminiz. Tunceli’de bir baskın olmuştu biliyorsunuz bir karakolumuza. Ve orada ambulansla gidip oradaki yaralılarımızı getiren arkadaşlarımızı hatırlayın. Her türlü tehlikeye rağmen onlar sağlık çalışanı oluşlarının gereğini yerine getirdiler, gittiler oradaki yaralılarımızı taşıdılar, her şartta arkadaşlarımız böyle çalışmaya devam edecekler. Ama bu güven ortamının bu şekilde zedelemesi terör örgütünün hakikaten çok çirkin. Ben daha önce de ifade ettim. Sayın Ahmet Türk bu olaydan sonra çıkıp konuştu dün. Böyle olursa dedi, buna benzer olaylar olur falan, yani durum böyle devam ederse. O kadar yanlış bir yaklaşım, o kadar çirkin bir yaklaşım ki ne demek istiyorlar, yani halkın sağlık hakkını tehdit etmek pahasına bile burada bir hak arayışından falan nasıl bahsedilebilir. Bu bir hak arayışı falan değil, açık söyleyelim. Yani ağızlarında zaman zaman geveleyip duruyorlar BDP’liler ya da diğer işte bu PKK ile yakın duran unsurlar, bu meselenin hak arayışıyla falan alakası yok. Bu tamamen bir kötü niyet. Yani bunun arasında bir iyi niyet aramanın, bunun arkasında bir sebep aramanın inanın bir imkanı yok.

SUNUCU- Yani o bölgenin insanına hizmet eden sağlık personelini kaçırmak, hak aramak falan değil diyorsunuz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- O bölgenin sağlık hakkını almasına engel olmak diye düşüneceksiniz siz bunu. Bir kişinin kaçırılması gibi de bunu yorumlayamazsınız. İnşallah kardeşimiz bir an önce ailesine kavuşur, işinin başına döner sağ salim olarak. Ancak bu bir kişinin kaçırılması da değil, bunun anlamı çok büyük. Yani şimdi sizin elinizde silah var, bir terör örgütüsünüz, güvenlik güçleriyle de zaman zaman çatışıyorsunuz. Peki sağlık çalışanını kaçırmanın anlamı nedir yani, bunu ne ile izah edecekler, kalksın bir tanesi izah etsin. Edemezler yani, bunun izah edilir hiçbir tarafı yok. Bu tam anlamıyla bir zalimlik yani. Oradaki bölge insanı sıkıntı çekmeye devam etsin, böylece bunlar da kendi istismar alanlarını canlı tutsunlar, başka bir izahı yok.

SUNUCU- Şimdi o bölgedeki insanların haklarını savunduklarını iddia eden bağımsız ve BDP’li milletvekilleri var, yani şu anda BDP’liler bağımsız olan.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Birisi çıkıp bir açıklama yapsın. Bunu bir şekilde izah etmeye çalışsın bakalım nasıl izah edecekler.

SUNUCU- Sağlık personeli kaçırılmasını mı?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Evet, edemezler yani, bunun mantığı yok. Ben bölgede yaşayan değerli kardeşlerime, Kürt kardeşlerime de sesleniyorum. Böylesine zalimane bir davranış nasıl kabul edilebilir yani. Şiddetle bu tavrı lanetliyorum yani, böyle bir şey olamaz.

SUNUCU- O milletvekilleri mesela size gelip bölgedeki hastanelerin yetersizliğinden, sağlık hizmetinin yetersizliğinden, işte bölgede hastane yok, poliklinik yok, dispanser yok, sağlık ocağı yok gibi taleplerde bulunuyorlar mıydı? Yani o bölgenin halkının sağlık konusundaki ihtiyaçlarını ne kadar savunuyorlardı, size gelip bunlarla ilgili birtakım isteklerde bulunuyorlar mıydı? Ben onu merak ediyorum.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Şöyle söyleyeyim: Meclis’te zaman zaman özellikle sağlıkla ilgili görüşmeler yapıldığında böyle taleplerle karşılaştığımız oldu. Ancak bu taleplerden ziyade yine eksik olan bazı işler varsa onun istismarına yönelik konuşmalar yaptılar hep Meclis tutanaklarına dönülürse. Ama onlar da biliyorlar ki, biz özellikle Doğu Anadolu’ya, Güneydoğu’ya, Orta Anadolu’ya, yani hizmet en çok nerede aksamışsa geçmişte, en büyük emeği ve  desteği oralara verdik. Çünkü amacımız, Türkiye’nin bütün bölgelerinde dengeli bir sağlık hizmeti sunmak. Elbette Türkiye’nin her tarafına sağlık hizmetini sunma noktasına yeni adımlar attık, hamleler yaptık. Ama şimdi siz işte Ağrı’da 30 hekimle hizmet etmeye çalışırken geçmişte sağlıkçılarımız, diyelim ki Ağrı büyüklüğündeki bir Batı ilinde 200 hekim vardı. Ama şimdi Ağrı’da da 150 hekim var, uzman hekimden bahsediyorum. Pratisyen hekim konusu böyle, hemşire konusu böyle. Bütün kırsala ulaştırılan, evde bakımına varıncaya kadar ulaştırılan hizmetler böyle. Bu bölgelerde anne ölümleri azaldı, bebek ölümleri azaldı, bu bölgelerde yepyeni hastaneler yaptık, yapıyoruz. Yani bizim zaten bir tek vatandaşımızı öbüründen ayırmak gibi bir lüksümüz olamaz ki. Hepsinin sorumluluğu üstümüzdedir, hepsinin hakkı vardır üstümüzde, hepsinin vebali vardır üstümüzde onların hizmetini veremezsek. Kürt olmuş, Türk olmuş, Arap olmuş, Ağrı’da yaşamış, efendim Bitlis’te yaşamış ya da Konya’da yaşamış, Balıkesir’de yaşamış bizim için hiçbir ayrım yok. 74 milyon kardeşimiz var ve biz onlara sağlık hizmeti sunuyoruz AK Parti Hükümeti, hükümetleri olarak. Ama söylediğim gibi burada bu hizmetlerin aksamasına yol açabilecek bir psikolojik ortam oluşturacak bir davranış, gerçekten çok zalimane bir davranış. Asla kabul etmiyorum yani.

SUNUCU- Yani böyle anlattığınız büyük şehirlerdeki gibi hastanelerde randevu alma, gitme sistemi, telefonla işte danışma sistemi falan Doğu’da, Güneydoğu’da da var mı?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Elbette var, nasıl olmaz. Orada da helikopterlerimiz var, orada da uçaklarımız var, ambulans helikopter, uçağımız, oralarda da yepyeni hastaneler yaptık. Şöyle bir şey var Abdullah Bey: Aslında bu bölgelerde yaptığımız hastaneler, nispeten daha yeni hastaneler oldu. Neden? Çünkü ülkenin diğer bölgelerine hizmet diyelim ki 20 sene, 30 sene önce gitmiş, bir hastane yapılmış. Biraz eskimiş ama, orada iyi kötü bir hastanemiz, bir yapımız var. Ama beri tarafta öyle yerler vardı ki çok af buyurun, içine girmezsiniz yani. Öyle kazalar vardı ki 30 bin, 40 bin nüfuslu, bir tek doktor bulamazsınız. Şimdi o kazalarda, o ilçelerde ameliyatlar yapılıyor. O ilçelerden gerekirse vatandaşlarımız her türlü acil taşıma vasıtasıyla, sadece karadan değil, kar paletli ambulanslarla, helikopterlerle şehre taşınıyor, bölge merkezlerine getiriliyor, imkanlar çok arttı. Daha da artıracağız, daha da mükemmelini yapacağız. Ama söylediğim gibi burada sağlık çalışanının güvenliğini zedeleyebilecek bir davranışı hangi insanlık düşüncesiyle, hangi insanlık duygusuyla, hangi hak arama iddiasıyla açıklayabilecekler. Çıksınlar ortaya konuşsunlar. Bakın ben şunu söylüyorum: Elbette biz oradaki ortamı bir savaş ortamı kabul etmiyoruz. Bir terörist örgüt kendi halkına zulmediyor. Ama savaş şartlarında dahi sağlıkçıya dokunulmaz. Bu, bunların zihniyetini çok iyi ortaya koyuyor. Her şeyi yapabilecek kadar gözleri dönmüş kişiler. Ben söylediğim gibi hiçbir iyi niyet falan da görmüyorum yani.

SUNUCU- Şimdi demokratik özerklik ilan ettik. Hiçbir şey istemiyoruz Türkiye Cumhuriyeti’nden, bize karışmasın diyorlar. Yani o zaman nasıl yürütürler bu hizmetleri? Mesela hiçbir hizmet gitmese o bölgeye, oradaki hizmet devam edebilir mi oradaki sağlık hizmeti ya da başka türlü hizmetler? Onu nasıl değerlendiriyorsunuz, demokratik özerklik ilan etmeyi nasıl görüyorsunuz?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Bunu söylüyorum, demokratik özerklik ilanları daha önce Başbakanımız da ifade etti, boş bir iddiadan ibaret yani. Kendi kendisine çalıp kendi kendisine oynamak iddiası, ama bunların bölge insanına hiçbir yararı yok. Nedir, maksat nedir? Yani maksat eğer Kürt kökenli bir kardeşimizin kimliğini ifade etmesi, dilini konuşması, konuşabilmesi, efendim kültürünü muhafaza etmesi ya da kendisine karşı hukuk dışı bir davranışta bulunulmaması, geçmişte olduğu gibi geçmiş dönemlerde AK Parti hükümetlerinin önceki dönemlerde olduğu gibi yargısız infazların, ne bileyim işte işkencelerin olmamasıysa bunların hepsi tesis edilmiş durumdadır. Şurada kardeşler olarak milli birlik içinde, beraberlik içinde ülkemizi kalkındırmak dururken bu bölgelerde istihdamı artırmak, aşı, ekmeği artırmak, verilen hizmeti artırmak dururken, böylesine kavmiyetçi, ırkçılığa varacak söylemlerle ayrışmaya zorlamanın ne anlamı var, kime ne yararı var, hangi Kürt kardeşim bundan bir yarar görecek bunların iddialarından, bu bahsettiğiniz özerklik iddialarından hangi yararı görecekler? Zaten metni okuduğunuz zaman içi çelişkilerle dolu. Birinci paragrafta başka bir şey söyleniyor, ikinci paragrafta başka bir şey söyleniyor, alelacele kaleme alındığı çok belli. Ve çok enteresan bir şey var, 13 kardeşimizin, şehidimizin toprağa düştüğü günün akşamı bunu yayınlıyorlar. Ne anlamı var bunların? Bütün bunları birleştirdiğiniz zaman kötü niyetten başka hiçbir şey göremiyorsunuz. Ama çok açık ifade etmek gerekir. Biz kararlı bir biçimde, bir taraftan Hükümet olarak terör örgütüyle mücadelemizi devam ettirirken, hem de çok daha güçlü biçimde devam ettirirken, bir taraftan da bölge halkına hizmete devam edeceğiz. Biz bir hizmet partisiyiz.

SUNUCU- Sayın Kılıçdaroğlu diyor ki, askerde moral falan kalmadı, güç de kalmadı terörle mücadele yapacak, çünkü bütün generaller tutuklandı.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Bunlar çok talihsiz ifadeler tabi, hem de çok talihsiz ifadeler. Bir Ana Muhalefet Partisi’nin Liderinin kendi ordusu için böyle bir ifade kullanması ne kadar talihsizdir. Çok yanlış ifadeler bunlar, keşke bunları hiç konuşmasa. Artık acemiliğini üstünden atmasını bekliyoruz Sayın Kılıçdaroğlu’nun. Ya da yanına gerçekten ülkesini seven ve ülkesini tanıyan, bu milleti tanıyan danışmanlar alsın, biraz onlara sorsun konuşsun, ayaküstü konuşmasın. Bir Ana Muhalefet Partisi Lideri kendi ordusu için, kendi ülkesini koruyacak ordusu için böyle talihsiz beyanlarda nasıl bulunur?

SUNUCU- Şimdi siz Doğu ve Güneydoğu’daki hizmetlerden bahsediyorsunuz ama, vatandaşın da hakikaten hoşuna gidecek şeyler yapıyorsunuz, ama bir türlü doktorlara kendinizi sevdiremediniz. Yani doktorlarla bir alıp veremediğiniz mi var? Üniversite hastanelerindeki doktorların muayenehane açması falan bu gibi konularda hep size karşı bir tepki var doktorlardan. Yani bütün doktorlar hakikaten böyle mi size karşı, yoksa farklı bir onun da sebebi mi var?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Şimdi tabi ki doktorlar diye başlarsak cümleye çok yanlış olur. Türkiye’de 120 bine yakın doktor var. Bu kardeşlerimizin büyük çoğunluğu pratisyen hekimler, aile hekimleri, uzman hekimlerimizin çok büyük kısmı yaptığımız uygulamalardan memnunlar. Elbette aksayan işler var, yani uygun, daha iyi şartlar istiyorlar çok haklı olarak. Özlük haklarıyla ilgili olarak daha ileri adımları bizden bekliyorlar haklı olarak. Özellikle emeklilikle ilgili bekledikleri adımlar var haklı olarak. Ama bahsettiğimiz bu hani çatışan ya da çekişen grup bu arkadaşlarım değil benim. Biz doktorlarımızla ilgili düzenlemelerde çatışma konusu olarak ortada tartışılan alanda şunu yaptık: Diyoruz ki, devletin hastanesinde çalışan bu ister Sağlık Bakanlığına bağlı hastane olsun, ister üniversiteye bağlı hastane olsun böyle bir hastanede çalışan bir doktor arkadaşımız, meslektaşımız ayrıca muayenehane açmasın, özelde çalışmasın. Bunun biz vatandaşımıza ne çektirdiğini biliyoruz Abdullah Bey, bu kabul edilir bir şey değildir ki. Yani bugün bir özel hastaneye gidin, kendinde çalışan doktorun başka bir hastanede çalışmasına müsaade etmez. Özel hastanenin müsaade etmediğini kamu hastanesi neden müsaade etsin yani? Bu sistemin yıllarca vatandaşı muayenehane kapılarına mahkum ettiğini, anasını, babasını sırtında muayenehanede taşımak zorunda bıraktığını, pazarlıkların yapıldığını hepimiz bilmiyor muyuz? Ben bununla doktor arkadaşlarımı da suçlamıyorum geçmişe yönelik olarak. Böyle bir sistem kurulmuştu. Yani siz hekimsizin, uzman oldunuz, neresinden baksanız üniversite eğitimi olarak 12 seneye yakın bir eğitimdir, çok uzun bir eğitim. 4 sene okur hukukçu olursunuz. Ama 11 sene okur, 12 sene okur uzman hekim olursunuz. Böyle bir eğitimden sonra size 1.500 lira maaş verecekler, 1.800 lira maaş verecekler, sonra da diyecekler ki git muayenehaneni aç ya da özel hastaneye git vatandaş oraya gelsin, parayı ondan al. Başka bir çareniz kalmıyordu ki. Biz bu sistemi değiştirdik. Şimdi doktor arkadaşlarımız, meslektaşlarımız muayenehane de açsınlar, özel hastanede çalışsınlar, hepsinin yolu açık, ama devlette çalışırken olmaz. O millete zulme dönüşüyor. Sistem dönüştürüyor bunu. Bunu kabul edemeyiz.

SUNUCU- Bir özel hastane bile kendi doktorunun başka yerde çalışmasına müsaade etmez, devlet niye etsin diyorsunuz öyle mi demin ki cümleniz?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Evet, neden etsin? Bakın bu hukuki süreçlere geldiği zaman Ana Muhalefet Partisi biliyorsunuz buna karşı çıktı yaptığımız kanuna Anayasa Mahkemesi. İşte Tabipler Birliği Danıştay’a vesaire gitti, işi arapsaçına döndürdüler. Ben ümit ediyorum ki, önümüzdeki 1-2 ay içerisinde Danıştay dava daireleri, yani Danıştay’ın son karar merci halkın lehine, milletin lehine bir karar verecektir, bu işi tarihe gömeceğiz. Değilse yeni kanun yapacağız, başka çaremiz yok.

SUNUCU- Şu anda kişi başına kaç kişiye bir doktor düşüyor daha doğrusu şöyle sorayım size?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Şöyle bir şey var burada standart var: 100 bin kişi başına kaç doktor düşüyor diye, öyle bir değerlendirme.

SUNUCU- Ne kadar Türkiye’de?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Türkiye’de 100 bin, kişi başına 150-155 civarında hekim düşüyor. Bu Avrupa’da 350 civarındadır Avrupa ortalaması.

SUNUCU- 100 bin kişiye 350.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Evet. Dolayısıyla aradaki farkı bir düşünün, Türkiye’de doktor sayısı çok az. Doktor sayısının mutlaka artırılması lazım.

SUNUCU- Var mı çalışma?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Bugün Tabip Örgütü bir taraftan muayenehanecilik ayakta kalsın diye uğraşırken, mahkemeleri aşındırırken, Cumhuriyet Halk Partisiyle işbirliği yaparken halka karşı, öbür taraftan da Türkiye’de doktor sayısının artmasına karşı duruyorlar. Mesela biz göreve ilk geldiğimizde işte Küba’nın sistemi çok iyi onu uygulayın falan diye biraz ideolojik bir yapıları vardır, böyle tavırları vardı. Ben gittim Küba’yı ziyaret ettim, döndüm geldim. Rahmetli oldu o zaman ki değerli Başkanı, Tabip Örgütünün Başkanına dedim ki, Başkan iyiymiş Küba’daki sistemi Türkiye’ye gerçekten getirebiliriz. Biz size söylememiş miydik dedi Sayın Bakan. Yalnız dedim bir şeyi hatırlatmam lazım bir hususu. Küba’da hekimlere 20 ila 30 dolar maaş veriyorlar ayda. Öyle aramızda bir latife olmuştu, gerçekten öyle. Küba’da Türkiye’dekinin 6 katı doktor var nüfusla kıyasladığınızda, düşünebiliyor musunuz? Bütün Avrupa’da bizim gerisinde olduğumuz 2 ülke var. Bosna Hersek’le, o yakıp, yıkılmış olan Bosna Hersek’le bir Arnavutluk.

SUNUCU- Doktor sayısında.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Evet. Bütün ülkelerin gerisindeyiz. Yazık değil mi Türk halkına, yazık değil mi Türk hekimlerine? Ama yıllarca Tabip Örgütü, Türkiye’de hekim sayısının yeterli olduğunu, hatta fazla olduğunu iddia etti biliyor musunuz? Hala vazgeçmiyorlar.

SUNUCU- Kontenjanlar artırılıyor mu üniversitelerin tıp fakültelerinde?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Kontenjanlar, biz geldiğimizde 5 binin altındaydı, şimdi 8 bine kadar yaklaştı. 12 bine kadar ulaştırmak lazım. Üniversitelerle, YÖK’le bu hususta görüşüyoruz. Biliyorsunuz bunu YÖK’ün başarması lazım. Hükümet olarak biz bu hususta her türlü desteği de YÖK’e veriyoruz, bundan sonra da vereceğiz.

SUNUCU- Birkaç da soru geliyor, onlardan çok sayıda soru var da, bir tanesini şöyle şuradan sorayım. Acil servisler tıkanmış, başı ağrıyan acil servise geliyor. Buraları çözmek için Sayın Bakanın formülü var mı?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Şimdi bu doğru bir soru. Bunun için birincisi; vatandaşımızın bunun farkında olması lazım. Yani vatandaştan biz acil servise gittiğinde bir katkı payı almıyoruz. Bunu almamaya da çalışacağız. Gerçekten acil vakadan katkı payı almamak gerekir çünkü. Ama iki sebep belirledik biz acil servise gidişlerde.

SUNUCU- Acil, ne kadar acil ama?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Bir; bu katkı paylarının by-pass edilmesi arzusu. Ama bundan da daha önemlisi; mesai dışında, yani daha doğrusu mesaisi bitince vatandaşın gidip muayene olmak istemesi ya da çocuğunu götürüp muayene ettirmek istemesi. Bunun için biraz mesai kaydırmaları şimdi yapacağız. Ama işte bu programlar vesilesiyle vatandaşımıza şunu hatırlatıyoruz: Bugün 74 milyon kardeşimizin her birinin bir aile hekimi var. Yani hastanelere gidip kuyruğa girmeye, acil servisleri gereksiz yere meşgul etmeye hiç ihtiyaç yok. Yapılacak iş aile hekimiyle irtibat kurmak, aile hekimiyle görüşmek. Şimdi randevu sistemlerini başlattık birçok ilimizde. Bu yılın sonuna kadar genişletiyoruz. Randevu alarak gitmek. Tamam bir kardeşimiz, bir vatandaşımız acil servise geldiğinde başımız üstüne. Özel hastaneye bile gitse ondan herhangi bir ücret istemiyor özel hastane, istememesi gerekiyor. Ama biz de vatandaşlarımızdan şunu istirham ediyoruz: Gerçekten acil değilse hastanız aile hekiminize gidin ya da hastaneye gidecekseniz randevu alıp gidin, ama lütfen acile gitmeyin.

SUNUCU- Bu randevu alma meselesinde sistem mi yönlendiriyor hastayı, yoksa hasta istediği doktora, istediği hastaneye mi gidebiliyor?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Tamamen eğitim almış birebir konuştuğunuz canlı operatörlerden siz talebinizi ortaya koyarak bir randevu alıyorsunuz. İstediğiniz şehirden, istediğiniz hastane ve istediğiniz hekimden.

SUNUCU- Sıkıntınızı söylüyorsunuz, ben işte şu sebeple tedavi olmak istiyorum diyorsunuz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Öyle de yapabilirsiniz ya da biliyorsunuz hastalığınızı, bir branştan randevu almak istiyorsanız, işte ben çocuk hekimine çocuğumu götüreceğim ya da nörolojiye babamı götüreceğim, kendim göğse gideceğim diyerekten tanıdığınız bir hekim varsa ondan da randevu alabiliyorsunuz. Bu işimizi çok kolaylaştırıyor, herkesin işini kolaylaştırıyor. Ancak şu anda her şehirde yürürlüğe girmiş değil. 40’a yakın şehrimizde yürürlükte. 20 milyonun üstünde vatandaşımız hizmet alıyor. Yıl sonuna kadar, belki 2012’nin ilk 3 ayına, 4 ayına sarkabilir, bütün şehirlerde bu hizmeti vermiş olacağız. 182 numaralı telefon.

SUNUCU-  182’yi arıyor vatandaş, buradan kendisi hem sağlık problemini söylüyor, istediği yere yönlendiriliyor ya da istediği yere muayene olmak için randevu alıyor.

Bu üniversitelerle ilgili bir soru  daha var. Üniversite hastanelerini iyice mahvettiniz, Sağlık Bakanlığına bağlayın da bitsin bu iş bari. Herhalde öğretim üyesi olabilir, kızmış galiba.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Tabi bu çok haksızlık, yani bunu söylemek Hükümetimize karşı büyük bir haksızlık. Biz son 10 ay içerisinde üniversite hastanelerine yıllık kendi cirolarının yüzde 20’si kadar hibe destekte bulunduk. Yeter ki üniversite hastaneleri ayakta kalsın, yeter ki gelişmesini devam ettirsin, yeter ki gerilemesin, bir borç batağı içine düşmesin diye. Ama şunu da kabul etmek lazım: Sağlık Bakanlığı hastanelerinin ortaya koyduğu ilerlemeyi, dönüşümü üniversite hastaneleri gerçekleştiremedi. Şimdi YÖK’le, üniversitelerimizle bir uyum içerisindeyiz çalışıyoruz. Mutlaka üniversite hastanelerinin de kendisini geliştirmesi lazım. Bir seçenektir, dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde Amerika Birleşik Devletlerinde, Avrupa’da üniversitelerin, tıp fakültelerinin önemli bir bölümünün kendi hastanesi yoktur zaten. Üniversiteler eğitim ve araştırma kısmıyla ilgilenirler. Yani bir üniversitenin, bir tıp fakültesi yönetiminin işte falanca malzemeyi kaç liraya satın aldın, şu malzeme var mı, burayı nasıl inşa edeceğim diye uğraşmasına bir gerek yok ki.

SUNUCU- Bunlar öğrenci yetiştirecek, doktor yetiştirecek.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Öğrenci yetiştirsin, araştırma yapsın, eğitim yapsın biz de destek verelim bu şekilde. Üniversiteler bunu kabullenmekte aslında zorlanmamalılar. Bakın tekrar söylüyorum, birçok gelişmiş ülkede modeller bunlara benziyor. Ve biz Türkiye’de Rize’yle, Rize Tıp Fakültesiyle, Sakarya’yla, şimdilerle Erzincan’la, Marmara Üniversitesiyle böyle çok güzel işbirliği yaptık. Sağlık Bakanlığı hastaneyi kurdu, içinin donanımını koydu, her türlü ihtiyacını görüyor. Öğretim üyeleri de bu hastaneler de daha mutlular.

SUNUCU- Şimdi sürenin sonuna geliyoruz da iki tane çok önemli konu var, bununla ilgili çok da soru var. Bir tanesi şu: Son yıllarda kanser vakaları çok fazla arttı, her taraf hastaneler kanserli hastalarla dolu. Bunun sebebi nedir diye bir soru var. Bu hakikaten doğru, yani biz mesela haberleri yaparken de görüyoruz, kanser haberleri çok ilgi çekiyor. Nedir bunun sebebi?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Şöyle söyleyeyim: Şimdi enfeksiyon hastalıkları, yani bulaşıcı hastalıklardan ölümler geri kalmış ülkelerde çok yaygındır biliyorsunuz. Sadece ishalden on binlerce çocuk, yüz binlerce çocuk ölüyor sadece ishalden, bulaşıcı ishallerden. Türkiye bunları büyük ölçüde geri planda bıraktı. Türkiye’de artık bulaşıcı hastalıklardan ölüm sayıları çok azaldı. Dolayısıyla, gelişmiş ülkelerde gördüğümüz kalp hastalıkları ve kanserler ön sıraya geçti ölüm sebepleri açısından, en önemli sebep bu. Yani bulaşıcı hastalıklar grubunu ve benzeri grubu büyük ölçüde çözmemiz.

SUNUCU- Yani onlar aradan çekilince kanser mi bir numaraya oturdu? Eskiden de bu kadar mıydı kanser oranı?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Onu söyleyeceğim. Yani ana sebep kanserden ölenlerin sayısının artması, ana sebebi budur. Ama tabi yaşam biçimleri de değişti. Yani kimyasallarla daha çok karşılaşıyoruz, şehir hayatı biraz daha bizi zararlarla karşı karşıya getiriyor. Dolayısıyla, kanser bu sebeple de bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de öne çıkan bir ölüm sebebi oluyor. Ama kanserden korunabileceğimiz alanlar var. En başta sigara. Biz biliyoruz ki bugün kanser vakalarının 3’te 1’inden daha fazlasının sebebi sigaradır. Düşünebiliyor musunuz, yani sigara içmeyi bıraksak toplum olarak kanser vakaları yüzde 30, yüzde 40 azalmış olacak. Onun için önlenebilir sebeplerin içinde sigara geliyor, sigarayı mutlaka bırakmak lazım. Başka sebepler de var, hani kanserin çoğu zaman sebepleri de tam bilinemiyor.

SUNUCU- Ama sadece sigarayı bile bırakmak…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Çeşitli sebepler dediğimiz sebepler var.

SUNUCU- Yani toplum olarak sigarayı silmek 3’te 1 oranında azaltır diyorsunuz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- En az.

SUNUCU- Şimdi son olarak da şu konuya girip ondan sonra kapatmak istiyorum. Biraz sizi kilo vermiş gördüm ben, son zamanlarda dikkatimi de çekti. Yaz aylarında formülünüz nedir? İnsanlara Sağlık Bakanı olarak sağlıklı kilo vermenin yöntemlerini anlatır mısınız, siz ne yaptınız?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Abdullah Bey, ben yaklaşık 8 kilo verdim. Önce şunu yaptım doğrusu, biraz da kendimi mecbur bırakmak için toplumu bir itirafta bulundum. Televizyonlarda çıkıp dedim ki, benim kilo fazlam var, bu vücudum için, sağlığım için zararlı, kilo vermek gerekir. Ne kadar vermek lazım? Aşağı yukarı 14 kilo vermem gerekir diye hesabımı, kitabımı yaptım. Bunun 8 kilosunu verdim, geriye 6 kilosu kaldı. Bu 8 kiloyu da yaklaşık 10 ay içinde falan verdim ama, son 3 ayı biraz da seçim dönemini de vesile bilerek son 3 ayda daha çok bu kiloları verdim. Bunun formülü şu: Yani ben nasıl yaptım? Az yiyerek yaptım bunu.

SUNUCU- Spor yaptınız mı?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- İşte bu koşturmaca bizim için biraz spora benzedi tabi. Ama düzenli spor yapamadık, yani bu son zamanlarda hele hiç fırsatımız olmadı.

SUNUCU- Ne yediniz mesela?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Ben her şeyi yiyorum ama, az yiyorum, yani prensip olarak bunu edindim. Aslında porsiyonları küçültmek çok önemli, yani tabağınıza az koymak lazım. Onun dışında küçük lokmalarla yavaş yavaş yemek. Mümkün olduğunca acıkmadan sofraya oturmamak, doymadan kalmak. Midenin bir kısmını boş bırakmak. Bunlar bizim kültürümüzde var aslında biliyor musunuz? İnançlarımızda da var. Yani Türk toplumu bu çizgiyi, bu kültürü takip etse biz bu obezite salgınından, bu kilo fazlalığı derdinden, belasından toplumca kolayca kurtulabiliriz. Yani çeşitli diyetler öneriliyor, çok şey söyleniyor. Ama ben şunu söylüyorum: İçecek olarak suyu tercih edin en ziyade, bol su tüketin, sebzeleri bol tüketin. Özellikle badem salata, salatalık, marul, yeşiller ve az yiyin. Yani ben ağzınızın fermuarını demiştim, dün Bakanlar Kurulunda Veysel Eroğlu dedi ki, boğazın fermuarı demek lazım, ağız deyince hani konuşuyoruz falan oradan. Bir fermuar kullanmak lazım, yani çok fazla yemezsek bunu çözebiliriz.

SUNUCU-  Çok teşekkür ediyorum programımıza katıldınız, önemli açıklamalar yaptınız. Ama tabi son bölümü de herhalde önemliydi, Sağlık Bakanından kilo vermenin yöntemlerini bize anlatmış oldu. Onu uygularsak biz de herhalde… 10 ayda 8 kilo mu?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- 10 ayda 8 kilo. Şimdi önümüzdeki şöyle 3-4 ayda, en azından yıl sonuna kadar inşallah 6 kilo daha, planım bu.

SUNUCU- Peki, kolaylıklar diliyoruz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Sağ olun.

SUNUCU- Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Profesör Doktor Recep Akdağ Özel Gündem’in konuğuydu.

Hoşça kalın. 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.