.

'Aşıyla otizm arasında bilimsel bir ilişki yok'

'Aşı' konulu yazı dizimizde ilk gün aşının neden gerekli olduğunu anlatan enfeksiyon hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Önder Ergönül ile görüşmüştük. Dün ise çocuklarına aşı yaptırmayan iki anneyi dinledik. Bugün söz üç ayrı uzman doktorda. Prof. Dr. Selim Badur aşılara dair eleştirileri yanıtlıyor. Profesör doktorlar Ahmet Rasim Küçükusta ile Alişan Yıldıran ise aşı programına hangi gerekçelerle itiraz ettiklerini anlatıyor..

'Aşıyla otizm arasında bilimsel bir ilişki yok'



Sağlık Bakanlığı’nın Aşı Danışma Kurulu üyelerinden,  İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mikrobiyoloji uzmanı Prof. Dr. Selim Badur aşıların neden gerekli olduğunu anlatıyor ve ekliyor: “Ben aşıların düşük de olsa bir olumsuzluğa yol açtığını bilmiyorum. Açığım, birisi bilimsel olarak kanıtlarsa kabul ederim” diyor.
İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi, Tıbbi Mikrobiyoloji ana bilim dalı-Viroloji ve Temel İmmünoloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Selim Badur’u İstanbul Tıp Fakültesi’ndeki odasında ziyaret ediyorum. Badur’un sorumlu olduğu laboratuvar, Dünya Sağlık Örgütü’nün grip referans laboratuvarlarından. Badur ayrıca DSÖ’nün Hepatit grubunun Avrupa Bölgesi’nden sorumlu olan grupta. Sağlık Bakanlığı’nın aşı danışma kurulunda da görevli olan Badur, aşılar ve aşılara yöneltilen ‘suçlamalar’ üzerine konuşulması gereken insanların başında geliyor. 
Badur sözlerine aşıların milyonlarca çocuğu ölümden koruyan biyolojik bir etken olduğunu vurgulayarak başlıyor: “İmmünolojinin tıp tarihine kazandırdığı belki de en önemli şey. Yılda iki buçuk milyon çocuk, aşıyla korunabilir hastalıklardan dolayı, ekonomik nedenlerden vs. aşılanamadıkları için hayatlarını yitiriyor. İnsanlar aşıların yararlarını unutuyor. Toplum sağlığı açısından baktığınız zaman böyle bir gerçek var. Baş ağrınız varsa onu ortadan kaldırmak için bir analjezik alıyorsunuz. O analjeziğin yan etkilerine bakarsanız, yüzlerce yan etkiden bahsediliyor. Ama ağrınızı dindirmek için hiçbirini kaale almazsanız. Aşıysa ilerideki bir tarihte karşılaşacağı hastalığa karşı korumak için sağlıklı bir çocuğa yapılıyor. İşte o zaman o ilaç için fazla dikkat edilmeyen yan etki sorunu gündeme geliyor.”
Prof. Dr. Selim Badur’a aşılar konusundaki temel şüpheleri sorduk… 

Kısa süre önce yeniden gündeme geldi ama aşıların çocuklara uzun vadede zarar verebileceği, MS, otizm gibi hastalıkların sorumlusu olduğu iddiaları, şüpheleri 90’lardan beri konuşuluyor. Siz aşı üzerine çalışan bir profesör olarak nasıl karşılıyorsunuz bu iddiaları? 
Dünya Sağlık Örgütü’nde aldığım bir eğitimin sunumundan örnek vereyim. Bu konu nasıl abartıldı biliyor musunuz? Örneğin 200 bin kişilik bir kasaba var, bir aşı yapılacak. Burada da bir hastalık var, A hastalığı olsun; 10 binde 1 görülüyor. Diyelim ki aşılama oranı yüzde 80. Yani 200 bin kişinin 160 bin kişisi aşılanıyor, 40 bin kişi de aşılanmıyor. Hastalık görülme sıklığı 10 binde 1 olduğu için, aşılanan grupta 16 kişi o hastalığa yakalanıyor. 40 bin kişide ise 4 kişi o hastalığa yakalanıyor. Ve diyorlar ki “Yuh! Aşılanan grupta dört misli daha fazla hastalık!” Böyle ‘kutu fenomeni’ (box phenomenon) denilen bir olay. Mantık bu.
Ne kadar geriye gidiyor aşıyla ilgili tartışmalar?
Aşı karşıtı söylevlerin tarihi, aşıların tarihi kadar eski; yakın zamanda ise Fransa böyle bir sorun yaşadı. Fransa’da “Hepatit B aşıları içinde civa var ve civa Multipl Skleroz’a (MS) yol açıyor” dediler. Ve Fransa, 90’ların başında yeni doğanlar için Hepatit B aşılama zorunluluğunu kaldırdı. O zamanlar Bernard Kouchner Sağlık Bakanı’ydı. Ondan bir 10 sene önce; 80’li yıllarda bir AIDS skandalı yaşadı Fransa. Hemofili hastalarına kan ürünleri veriyorlar, çeşitli insanlardan kan almışlar, bunların içinde HIV+ insanlar da var. Kontrol edilmeden hemofili hastalarına o ürünler kullanıldı ve yaklaşık 500 kişiye AIDS bulaştı. Böyle bir skandalı yaşamamak için, korkularından Hepatit B aşısını kaldırdılar ama yerine yeni doğanlara altılı, beşli aşıları zorunlu kıldılar. Onun içinde Hepatit B aşısı var zaten. Fakat daha sonra acaba gerçekten “Hepatit B aşısına koruyucu olarak eklenen civa MS’e yol açıyor mu” denildi.  Ancak bu güne dek bilimsel olarak deneysel koşullarda böyle bir ilişki gösterilmedi.
HEPATİT B AŞISININ KULLANILDIĞI YERLERDE MS ARTIŞTA DEĞİL
Şu anda Türkiye’de yenidoğan bebeklere yapılan Hepatit B aşısı Engerix B’nin prospektüsündeki yan etkiler listesinde çok nadir ‘multipl skleroz dahil’ bazı hastalıklar yer alıyor.  
Bunu sorumluluktan kurtulmak için yapıyorlar. MS’in yayılım haritasına baktığınız zaman, hastalık daha çok kuzey ülkelerinde görülür. Hepatit ise daha çok güneyde görülüyor. Hepatit B aşısı, MS’e yol açsaydı, Hepatit B’nin çok sık görüldüğü, yani çok aşılama yapılan yerlerde MS’in daha çok görülmesi lazımdı. Böyle bir şey yok, tam tersi. Aşı uygulamaları sonucu, MS’in görüldüğü yaş ve cinsiyet gruplarında değişme yok. Kuzey-Güney ülkelerinde MS görülme sıklığı ve bu ülkelerde aşı uygulama oranları çok farklı. 
Yıllar içinde KKK (MMR-Kızamık, kızamıkçık, kabakulak) aşısı da suçlandı. KKK’nın kullanım oranı arttı ama o tarihlerden beri MS oranı hiç değişmedi. Aralarında hem immünolojik olarak hem epidemiyolojik olarak herhangi bir bağlantı yok.  
Bir hastalık ortaya çıkıyor, nedeni bilinmiyor. Aileye “Siz bir süre önce çocuğunuza Hepatit B aşısı, grip aşısı, KKK (Kızamık, kızamıkçık, kabakulak) aşısı yaptırdınız mı?” diyorlar. “Yaptırdık” diyince, “İşte ondan” diyorlar. Bu çok düz mantıkla yapılan bir bağlantı. Bir aşının bu tip bir soruna yol açtığını göstermek için fare deneylerinde, hayvanlara vereceksiniz aşıyı, hayvanlarda MS ya da otizm oluşacak. Böyle bir deney yok. Tamamen varsayım.
Aileler, aşılarda koruyucu olarak kullanılan civalı bir koruyucu madde olan Thiomersal’ın ileride çocukların beyninde hasara yol açmasından da endişeli. Aşıyla vücuda giren Thiomersal, vücuttan atılır mı yoksa birikir mi?
Thiomersal civalı bir bileşik. Vücutta parçalandığı zaman etil merküre ayrışıyor. Ve etil merkür, civa zehirlenmesine yol açacak şekilde depolanmadan, vücuttan süratli bir şekilde atılıyor. Civa zehirlenmesine yol açan ise metil merkürdür. “Thiomersal dediğimiz koruyucu madde civa zehirlenmesine yol açar” diyenler, bunu metil merkürle karıştırıyor. Aslında söz konusu olan metil merkür değil, etil merkür. “Etil merkür depolanmadan vücuttan bir haftada atılan bir madde olduğu halde ben yine de bu zarar vermeyecek civa preparatını çocuğuma vermek istemiyorum” diyorsanız çocuğunuza hiç balık yedirmemeniz lazım. Bütün boğaz balıklarında aşıyla verdiğiniz etil merkürden daha fazla depolanmayan civa var. 
İkincisi; Thiomersal nerede kullanılıyordu? 10’luk aşı flakonlarının içinde kullanılıyordu. Eskiden okullarda aşı yapılırken enjektörü batırır, bir çocuk için aşı miktarını çeker, aşıyı yapar, sonra bir diğer çocuğu aşılamak için yeniden flakondan aşıyı çekerdik. İğnenin defalarca flakon içine girip çıkması sırasında olası bakteri kontaminasyonunu engellemek için flakon içine Thiomersal konulurdu. Şimdi artık öyle flakon şeklinde aşı kullanılmıyor, tekli dozlu aşılarda da Thiomersal yok zaten.

Benzer bir endişe kaynağı da bazı aşılarda Thiomersal yerini alan alüminyum katkısı… 
Bu alüminyum, adjuvan dediğimiz bir madde. Niye konuyor? Çünkü aşılar gün geçtikçe saflaştırılıyor. Ve saflaştırıldığı zaman aşının immün sistemi uyarıcı etkisi azalmakta. Bunu güçlendirmek için içine alüminyum koyuyorlar. Alüminyum ile aşının maddesini karıştırıp verdikleri zaman o madde yavaş yavaş dağılıyor, böylece daha uzun süre bağışıklık sistemini uyarıyor. 
Alüminyum hidroksit yaklaşık 75 yıldır kullanılır, alüminyumun yan etkisine dair tek bir yayın bile yok. Benzer biçimde suçlanan bir diğer adjuvan skualen’dir, ancak bu adjuvan günümüze dek 50 milyondan fazla doz aşı içinde kullanılmış olduğu halde herhangi bir olumsuzluk bilimsel olarak kanıtlanmamıştır.
AŞI SAYISI ARTTI AMA İÇİNDEKİ YABANCI MADDELER AZALDI
Yıllar içinde çocuklara yaptırılan aşı sayısı da artışta. İnsan haklı olarak “Bunun sonu olmayacak mı?” diye soruyor. 
“Çocuklarımıza çok fazla aşı yapıyoruz, benim çocuğum iğne torbası mı” derler. Bu da doğru değil, eskiden çocuklara yedi aşı yapılırken, şimdi 12 hastalığa karşı aşı var. Yedi aşı yaparken, 3 bin 200 kadar protein vermiş oluyorduk. 12 aşı olduğu zaman aslında 125 protein veriyoruz. Çünkü aşılar saflaştırıldı. Eskiye oranla aşı sayısı neredeyse iki misline çıktı ama verdiğimiz yabancı madde sayısı 10 misli azaldı. 
“KKK (Kızamık, kızamıkçık, kabakulak) aşısı otizme yol açıyor” diyen Andrew Wakefield, Lancet gibi önemli bir tıp dergisinde yayın yaptı. O sırada otizmli aileler yürüyüşler yaptı, “Halk kahramanı” diye. O dönemde İngiltere’de insanlar çocuklarına KKK (Kızamık, kızamıkçık, kabakulak) aşısı yaptırmadı ve o sene İngiltere’de 982 çocuk kızamıktan öldü. Daha sonra Wakefield’in iddiasının bilimsel bir temele oturmadığı anlaşıldı ve Lancet 1998 yılındaki makaleyi yayından çekti. 
Örneğin, “Grip aşısı nörolojik komplikasyonlara yol açar” deniyor. Çok hafif seyreden, kalıcı bir etkisi olmayan Guillain-Barré sendromu vardır. Nörolojik bir takım bulgular, kasların yavaşlaması oluşur, sonradan toparlar ama… “Grip aşısı buna yol açıyor” diyorlar. Aslında bu tip nörolojik hastalıklara herhangi bir aşı değil, virüsün kendisi yol açıyor. Bir hesaplama yapılmış, grip aşısı olan bir milyon kişide 10 tane Guillain-Barré görülüyor. Ama grip aşısı yaptırmayan, grip geçiren bir milyon kişinin 40 tanesinde Guillain-Barré görülüyor. Onun için slogan olarak ben “Eğer Guillain-Barré gibi nörolojik bir komplikasyona yakalanmak istemiyorsanız, aşılanın, aşı sizi ondan da koruyor” diyorum. 

EBOLA AŞISI ASLA ÇIKMAYACAK, ÇÜNKÜ ORADA KÂR YOK 
Bu spekülasyonlar çok kolay yapılır. Siz “Aşılar yararlıdır, aşılara karşı suçlamalar doğru değil” dediğiniz zaman size ‘Aşı firmalarının adamı’ derler. Üstelik de benim gibi neoliberal ekonominin, enfeksiyon hastalıklarını nasıl etkilediğini iyi bilen, ilaç firmalarının hepsinin tek amacının kâr olduğunu bilen birisine bunu söylediğiniz zaman tuhaf oluyor. Mesela “Ebola aşısı ne zaman çıkacak? Çıktı, çıkıyor” derler. Ebola aşısı çıkmaz, çıkmayacaktır. Hiçbir ilaç firması alım gücü düşük, Gine’de, Sierra Leone’de olan bir sorun için aşı üretmez.
HASTALIKLA KAZANILAN BAĞIŞIKLIK DAHA GÜÇLÜDÜR AMA…
Aşıları yaptırmak için çocuğunun bir ya da iki yaşını geçmesini bekleyen, “Çocuğun bağışıklığının gelişmesini bekliyorum” diyen aileler var… Bu tıbbi olarak ne derece mantıklı bir yaklaşım?
Çok anlaşılabilir bir şey. Hepatit B aşısı bizde çocuk doğduktan sonra ilk 48 saat içinde yapılıyor. Neden? Yenidoğan çocuk virüsü alması halinde, 100 çocuktan 80 tanesi taşıyıcı kalır. Ve bu çocuklarda 20 yaşında siroz ya da karaciğer kanseri gelişme riski var. “Ben çocuğumu bir yaşına kadar aşılatmayayım.” Tamam. Senin çocuğun 1 yaşından sonra Hepatit B virüsüyle temas eder ve atlatırsa, çok güçlü bir bağışıklık kalacaktır. Kızamık için de aynı şey geçerli. Ve aşıdan da daha iyidir bu bağışıklık. Yüzde 100 katılıyorum. Ama atlatırsa… Eğer çocuğunuzu 1 yaşına kadar hiçbir virüsle karşılaşmayacak şekilde tutuyorsanız, tutun, bir sorun yok. Niye yabancı madde girsin? Ama siz vermediğiniz zaman, doğal olarak enfeksiyonu geçirsin, daha güçlü bir bağışıklık olacak derken, çocuğunuz o yüzde 1, yüzde 2 görülen olgularda, kalkıp da 20 yaşında siroza yakalanırsa… Bu riski göze alıyorsanız, tamam. 
Mesela Hepatit A çok daha selim seyreden bir enfeksiyon hastalığı, kronikleşmesi de söz konusu değil. Benim jenerasyonumda ülkemizde ilkokula gelenlerin neredeyse yüzde 98’i Hepatit A’yı geçiriyordu. Şimdi hijyen koşulları daha da iyileşti ve hepatit A görülme yaşı daha ileri dönemlere kaydı; erişkin bir kişi bu enfeksiyona yakalanır ise ciddi sorunlar yaşayabilir. Çocuk Hepatit A’yı atlatıyorsa sorun yok ama ender de olsa Fulminan Hepatit dediğimiz, yakalandığı zaman 1 haftada ölen çocuklar var. İstanbul’da bir üniversite kliniğinde bir süre önce oldu. Biz tanısını koyduk. Anne baba aşılatmamış çocuğunu.  Hepatit A’ya yakalandı. Genelde çok selim seyreden, kronikleşmeyen ve ömür boyu bağışıklık yaratan da bir hastalık. Çocuk öldü. Şimdi siz bu çocuğun ailesine “Aslında bir aşı vardı, yüzde 100 koruyucuydu. Ama çok fazla aşı olmasın diye eleştiri de vardı”yı anlatamazsınız. Aşıları suçlamak çok kolay. Savunduğunuz zaman da bir garip duruma düşüyorsunuz, aşı firmasının adamı oluyorsunuz.
Yine de “Aşılar yüzde 100 güvenlidir” de diyemiyoruz değil mi? 
“Aşılar yüzde 100 güvenli değil” derken, aşıların belirli bir oranda, düşük de olsa olumsuzluğa yol açtığını kabul etmiş oluruz. Bana birisi göstersin o olumsuzlukları. Ben öyle bir olumsuzluk bilmiyorum. Açığım, bana birisi kanıtlarsa onu kabul ederim. Ayrıca hiçbir aşının yüzde 100 koruyucu olmadığını; aşılananların küçük bir bölümünde yanıt alınmadığını unutmamak gerekir.

OTİZM VE MS’İN ALÜMİNYUMDAN OLDUĞUNA DAİR BİLİMSEL YAYIN YOK 
Çok küçük bir risk varsa bile aileler endişelenmekte haklı olamazlar mı?
Yüzde 100 haklılar. Ama o toksik etki nedir? Otizm ya da MS’in alüminyumdan ya da civadan olduğuna dair bilimsel bir yayın yok. KKK (Kızamık, kızamıkçık, kabakulak) aşısı 10 milyon doz kullanırken 100 milyon doza çıktı. Bu 10 misli katlanırken, global olarak, MS’in ya da otizmin de artması lazım. Hiçbiri artmıyor, öyle bir şey yok. 

Öte yandan Sağlık Bakanlığı’nın karşılamadığı ama özel çocuk doktorlarının yapılmasını önerdiği Rotavirüs ve Meningekok aşıları var…  
Sağlık Bakanlığı bünyesinde hangi aşının takvime gireceğine karar veren Bağışıklık Danışma Kurulu vardır. Bu kurul ülkemizdeki bağışıklama takviminin oluşturulmasında önerilerde bulunan gruptur. 2014 başında takvime Hepatit A ve suçiçeği girdi. Sırada HPV, Meningekok ve Rotavirüs var. Bakanlık tamamen halk sağlığı açısından bakıyor. Ekonomik olarak rotavirüs enfeksiyonlarının yükü nedir? Maliyet-fayda çalışmaları, maliyet etkinlik çalışmaları yapılıyor, hastalık yükünün ne olduğuna bakılıyor ve bunlarla ülke genelinde bir aşılama kararı alınıyor.
Bir anne olarak sorayım: Madem öyle en azından bakanlığın zorunlu aşı takvimine almadığı bu aşıları yaptırmayayım desem, ne olur yanıtınız?
Oradaki karar aileye ve çocuk doktoruna olan güvenine bağlı. Ama takvime alınmamış olması, o aşının gereksiz ya da kötü olduğu anlamına gelmiyor. Bir sene sonra Rotavirüs aşısı takvime alındığı zaman “Tüh, keşke yaptırsaydım” dersiniz. Çocuğunuzun yaşadığı ortamda Rotavirüs enfeksiyonuna yakalanma riski nedir? Bana kalırsa çok düşük. Ama kreşe başladığı zaman, ilkokula, yaz okuluna gittiği zaman sizin sosyoekonomik düzeyinizle aynı olmayan bir sürü insanla karşılaşacak. Oradan alırsa ne olacak? Peki Rotavirüs enfeksiyonu geçirirse ne olur? Bin tane Rotavirüs enfeksiyonu geçiren çocuğun 950’si ishal olur, iki günde de geçer. Ama elli tanesinde çok daha ağır ve istenmeyen tablolar ortaya çıkabilir. Hele bir de daha az gelişmiş yerlerde, sosyoekonomik düzeyi iyi olmayan yerlerde, beslenme yetersizliği falan olduğunda su kaybında ciddi komplikasyonlar gelişebilir. "Ben olsam, o yaşta çocuğum olsa Rotavirüs aşısı yaptırmam" diyebilirsiniz ama bir risk almış olursunuz.
KİMSE O AŞI YAPTIRILMAZSA NE OLACAĞINI KONUŞMUYOR
İnsanlar çocukları için endişeleniyor, korkuyorlar. 
Bunu anlıyorum. Aşının ya da ilacın prospektüsünde yazan yan etkiyi, bir doktorun ya da toplumdan herhangi birisinin söylediği “Bu aşılar çok fazla” sözlerine inanmakta ve bu konuda endişelenmekte çok haklılar. Ama kimse o aşıyı yaptırmadığı zaman hastalıklardan ne olduğunu konuşmuyor. Hepatiti B aşısı şunu yapar, grip aşısı bunu yapar… İyi de gripten kaç kişi ölüyor, Hepatit’ten küçücük çocuklar nasıl siroza yakalanıyor, 20 yaşında karaciğer kanserine yakalanıyorlar? Bunlar hiç konuşulmuyor. Ha, diyorsan ki “Ben aşı yaptırmam” o zaman yüzde 1 de olsa çocuğun bu tabloyla karşı karşıya kalma riskini göze alıyorsundur. O halde yapacak bir şey yok.
KIZAMIK VİRÜSÜ SURİYE’DEN DEĞİL FRANSA’DAN GELDİ
Türkiye için de kızamık salgınının Suriyeli mültecilerle geri geldiği söyleniyordu…
Bizde kızamık bitmişti. 2010 yılında Türkiye’de 10’lu sayılarla ifade edilen kızamık vakası vardı. Ama o sırada Bulgaristan’da, Ukrayna’da ve Fransa’da bir kızamık salgını oldu. Bu aşı karşıtı kampanyalarla da 20 bin kızamık vakası gelişti Fransa’da mesela ama Türkiye’de yoktu. Bizde ilk vaka, 2013’te Kapalıçarşı’da bir kuyumcuda saptandı. Kuyumcu bir Fransız turistten alıyor virüsü, çok da süratle yayılıyor. O sırada da Suriye’den göçler başladı. Herkes onları suçladı. Yaptığımız iş, moleküler tipleme çok önemli bir şey; tipleme yaptık. Biz Suriyelileri enfekte etmişiz. Bizde D1 tipi vardır. Suriye’de ise D1 tipi yoktur. O kamplarda D1 yayılmış. Bir şekilde; bir görevli falan oraya sokmuş virüsü ve kamp koşullarında da çok hızlı bir şekilde yayılmış. 

PROF. DR. AHMET RASİM KÜÇÜKUSTA:
İKİ YAŞINDAN ÖNCE BU KADAR ÇOK AŞI YAPILMASI DOĞRU DEĞİL

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta başta çocukluk çağı aşıları olmak üzere aşı konusunda yazdıklarıyla farklı çıkışlar yapan uzmanlardan. Göğüs hastalıkları uzmanı Küçükusta’nın sık sık vurguladığı iki konu var: Aşılar yüzde 100 güvenli-koruyucu değildir ve enfeksiyon hastalıklarının önlenmesinde tek yol aşılar değildir. Enfeksiyonların önlenmesinde temel mantığın çevre sağlığı ve vücut bağışıklığının yerinde olmasının sağlanması ve genel temizlik kurallarının doğru uygulanması olmalı olduğunu öne süren Küçükusta aşıların ticari ürünler olduğunun unutulmaması gerektiğine dikkat çekiyor. “Ne aşı karşıtıyım, ne aşı meftunu. Aşıların bilinçsizce uygulanmasına karşıyım. Aşı yaptırmak istemeyenlerin kararına saygı duyulmalı ama bu karar mutlaka kayıt altına alınmalıdır” diyen Küçükusta sorularımızı yanıtladı. 

Aşı tartışması söz konusu olunca aileleri en çok endişelendiren tartışma noktası ‘aşılardaki koruyucu maddelerle otizm ve MS’ arasında olduğu öne sürülen ilişki. Peki aşılamanın otizme sebep olduğuna dair bilimsel bir veri, deney, ispatlanmış araştırma var mı? 
Aşıların doğrudan otizm yaptığını gösteren bir araştırma yok ancak son senelerde otizmin çok arttığı da şüphesiz. Bu artışı sadece teşhislerin artmasıyla izah etmek mümkün değil. Biz hekimlerin bile öğrenciyken adını bile duymadığımız bu hastalığı artık halk bile çok iyi biliyor, birçok insanın tanıdığı otistik bir erişkin veya çocuk var. Sıradan bir insan bile otistik birini davranışlarından kolaylıkla teşhis edebiliyor. 
Kısa süredeki bu artışın genetik bir sebebi olması imkânsız olduğuna göre çevresel faktörlere bakmak lazım. Burada birçok faktör rol oynayabilir ve aşılardaki civa ve alüminyum gibi ağır metaller ve aşılara konan katkı maddeleri etken olabilir. Otizmle aşıları ilişkilendiren veya bunun aksi sonucu ortaya koyan çalışmalar var ama ilişki olmadığını iddia eden araştırmaların endüstri destekli olması bunların güvenilirliğini azaltıyor. Her aşı olan çocuk otistik olacak diye bir şey yok elbette ve hastalığın ortaya çıkmasında birden fazla faktörün birlikte etkili olması mümkün.

Dünyanın tartışığı konu: Çocuğa aşı yaptırmalı mı yaptırmamalı mı?
Siz yazılarınızda var olan aşı takviminde bir düzenlemeye gidilmesi gerektiğinden bahsediyorsunuz. Hangi aşı, neden zorunlu olmamalı size göre? 
Zorunlu aşı takviminin mutlaka yeniden değerlendirilmesi şart ama bunun aşı firmalarıyla çıkar ilişkileri olan uzmanlarla değil bağımsız bilim adamlarıyla yapılması lazım. Hangi aşıların zorunlu olduğuna Amerikan şartlarıyla değil her ülke kendi özelliklerine göre karar vermeli. Tüm dünyada genel olarak WHO veya CDC, FDA gibi kurumların kararları Allah’ ın emri gibi kabul edilip savunuluyor. Bunu hiç doğru bulmuyorum çünkü bunlar endüstri ile çok sıkı ilişkileri olan ve sabıkaları bulunan kuruluşlar.
Çocuklara bu kadar çok aşı yapılmasını hele de sinir sistemi ve bağışıklığın tam gelişmemiş olduğu iki yaşından önce aşı yapılmasını doğru bulmuyorum. Aşı taraftarlarının her çıkan aşıyı gözü kapalı, mutlaka yapılmalıdır şeklindeki savunmaları bilimle de akıl ve mantıkla da bağdaşmıyor.
Bana göre grip, su çiçeği, Pnömokok (zatüre), Hepatit A, Hemofilus B aşıları tamamen gereksiz, bunlar ancak çok özel durumlarda yapılabilir. Karma aşılar yerine ‘tekli’ aşıların da tercih edilmesinin doğru olacağı kanaatindeyim.
Aşılar ciddi tehlike riski taşıyan çocukluk çağı hastalıklarına karşı koruyucu olduğu için yaptırıyoruz. Aşılara şüpheyle yaklaşan doktor ve ebeveynler ise bu duruma karşı çıkıyor. Peki kızamık, çocuk felci, suçiçeği gibi hastalıklarla aşısız başa çıkmanın mümkün olduğu görüşünde misiniz siz? Tamamını ya da bir kısmını yaptırmayarak çocuklarımızı ciddi bir sağlık riskiyle baş başa bırakmış olmayacak mıyız? 
Aşılar sağlam çocukların korunmasından ziyade hastalandıklarında ağır bir tablo gösterme ve ölüm ihtimalleri yüksek olan çocukları korumak için yapılıyor. Çünkü bağışıklığı baskılanmış olanların bağışıklık sistemleri cevap veremediği için aşıdan fayda görmeleri mümkün olmuyor. Yaygın aşılama ile o mikrobun yok edilmesiyle hastalandıklarında ölüm riskleri yüksek olan çocuklara bulaşacak mikrobun ortadan kalkması amaçlanıyor. 
Çocukluk enfeksiyonları sağlıklı çocuklarda genellikle ciddi bir problem yaratmaz ve geçiren çocuklarda ömür boyu bağışıklık kalır ama bazı aşıların sağladığı bağışıklık hem geçicidir ve hem de tam değildir.

'Bir çocuk daha yapacak olsam hiçbir aşıyı yaptırmazdım'


AİLELER HEKİMLERİNİ DİNLEMELİ
Siz aşıların yan etkilerinden endişe etmemiz gerektiği görüşünde misiniz? Aşılarla çocuğun vücuduna giren koruyucu maddeleri vücut dışarı atamaz mı?  
Aşıların yan etkileri hemen ortaya çıkanlar ve seneler sonra ortaya çıkanlar olmak üzere iki türlüdür. Aşıların yan etkilerinden endişe edilmesi doğrudur çünkü bunları sapasağlam bir çocuğa yapıyorsunuz, bunun için de aşıların yüzde 100 emniyetli olmaları icap eder. Oysa hiçbir aşı yüzde 100 etkili ve yüzde 100 zararsızdır denemez.
Ağır metallerin insan bilhassa da çocuk sağlığı ve gelişimi için zararlı olduğuna hiç şüphe yok. Bunlar bir de beynin ve bağışıklık sisteminin gelişmediği dönemde alındığında daha zararlı oluyor. Ağır metallerin ağız yoluyla alınması da mümkün ama bunların doğrudan vücuda zerk edilen bir iğne ile alınması zararının daha fazla olmasına yol açabiliyor. Ağız yoluyla alınan ağır metallerin bir kısmı sağlıklı bağırsaklar vasıtasıyla emilmeden atılabilir ancak vücuda zerk edilen bir ağır metal için aynı şey söylenemez.

Peki size göre aşı konusunda şüpheci yaklaşan bir aile nasıl karar verecek?
Burada esas görev tüm hekimlerin yaklaşımlarını etkileyen Sağlık Bakanlığı ve üniversitelere düşüyor. Bakanlığın aşı danışma kurullarının kimlerden oluştuğu çok önemlidir. Bizde bu kurullar WHO ne derse kabul etme eğilimindedir ki bu hiç de doğru değildir. Her ülkenin şartları farklıdır. Aileler hekimlerini dinlemelidir.
PROF. DR. ALİŞAN YILDIRAN: 
AŞILAR SİHİRLİ DEĞNEK DEĞİLDİR, LÜZUMU HALİNDE KULLANILMALIDIR

Çocuk immünolojisi-alerji uzmanı, 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görevli olan Prof. Dr. Alişan Yıldıran, aşı uygulamalarını eleştiren uzman isimlerden. Yıldıran aşılarla ilgili şüphelerini ve sisteme itiraz noktalarını anlattı…
19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk İmmünoloji Allerji Teşhis ve Tetkik Laboratuarı Sorumlusu, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Çocuk İmmünolojisi-Alerji uzmanı Prof. Dr. Alişan Yıldıran çocukluk çağı aşılarına eleştirel yaklaşan ve çeşitli web sitelerinde bu konuda yazılar yazan bir isim. ‘Aşı-otizm’ ilişkisine dair şüpheler söz konusu olduğunda “araştırmayı kimin, nasıl yaptığına” dikkat çekilmesi gerektiğini söylüyor, Yıldıran: “İlaç firmalarının yaptırdığı çalışmada, aşı aleyhine bir sonuç çıkacağını beklemek mantıklı değildir. Bu konudaki ana sorun şudur, otizm 1950’lerden önce bilinmeyen görülmeyen bir hastalık iken, bugün CDC’nin (ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi) verilerine göre 1/68 oranında görülmekte ve genetik-epigenetik sebeplerle açıklanamamakta, çevresel etkenler içinde ise ancak 1960’larda yaygın olarak yapılmaya başlanan aşılar en önemli etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Teşhis konulma sıklığının artması tamamen hikâyedir, otizmli veya otizm spektrum hastalığı olan bir çocuğu tanımak çok kolaydır. YouTube’taki otistik çocuk videolarını seyretmeniz yeterli olacaktır.”

Yıldıran, aşı konusunda beş soru yöneltiyor: 
1. Neden 1990’lara kadar olduğu gibi, kendi aşımızı üretemiyoruz??
2. Neden ülkemizde 1990’lara kadar pek görülmeyen alerjiler artık bu kadar sık görülüyor??
3. Aşıların stratejik ürünler olduğunu, silah olarak kullanılabileceğini biliyor musunuz??
4. Aşı bilim kurulu neden 1/3 oranında ticarî firma temsilcileri ihtiva ediyor??
5. Her yıl 1.300.000 bebeğin doğduğu ülkemizde, her birine 46 doz aşının yapıldığı bir abonelik sistemi ne kadarlık bir ticarî pazar oluşturur, bunlar başka sağlık sorunlarına yol açarsa bu sektörün büyüklüğünü fehmedebilir misiniz?
Prof. Dr. Alişan Yıldıran’ın bizim sorularımıza yanıtları ise şu şekilde:

Yazılarınızda zorunlu aşı takviminde bir düzenlemeye gidilmesi önerisinde bulunuyorsunuz. Hangi aşının, neden zorunlu olmaması gerektiğini savunuyorsunuz? 
Kuduz aşısı dışında hiçbir aşı mecburî değildir, pek çok gelişmiş ülkede aşılar sadece tavsiye  edilir. Aşılar koruyucu tıbbın ikinci önemli enstrümanıdır, birincisi temizliktir. Houweling’in 2004’de aşılarla ilgili en önemli dergi olan ‘Vaccine’de yayınladıkları makalede, toplumsal aşılama ile ilgili belirledikleri yedi ilkeden birincisi ‘toplumsal sağlığı tehdit eden hastalıkların hedef alınması’dır.
Çocuk aşı takvimindeki aşıların çoğunun bu ilkeye uymadığı kanaatindeyim (mortalite ve mortalite yüzde 0.1’den fazla olmalı). Yenidoğan ve süt çocuklarının (iki yaş altı) immün sistem özellikleri, aşılara ve çoklu aşı uygulamalarına verdikleri cevapla ilgili bilgiler oldukça sınırlıdır.  
Aşılar konusunda en önemli uzmanlardan biri olan Prof. Dr. Claire-Anne Siegrist, mevcut aşıların antikor bağımlı ve kısa süreli koruma sağlayabileceğini, immün sistem ve sağlık üzerine uzun dönemdeki etkilerinin bilinmediğini belirtmektedir. Aşılar immün sistemin, sapmış immün cevaplar oluşturmasına, otoimmün hastalıklar oluşturmasına yol açabilirler. 
Sinir sistemi matürasyonunu ancak iki yaşında tamamlar, gelişimine sonra da devam eder. Bu bakımdan aşıların sinir sistemi üzerindeki muhtemel otoimmün etkileri göz ardı edilemez. İnsan organizması ağırlığının yarısını oluşturan ve simbioz yapdığı bir mikrobik evren (mikrobiom) oluşturmaktadır ve aşıların bu evren ile ilişkisi hakkında bilgimiz yok gibidir.

Peki sizin takvimle ilgili öneriniz nedir?
Çocukluk çağı aşı takvimi iki yaştan sonraya çekilmeli. Suçiçeği, oral polio, boğmaca, pnömokok, hepatit A hemofilus B aşıları takvimden çıkarılmalı. Çoklu aşı preparatları yerine tekli olanları tercih edilmeli (karma aşılar ve KKK). Tavsiye niteliğinde uygulamaya geçilmeli. Kan ürünlerinde olduğu gibi aşı takip ve kayıt sistemi oluşturulmalı. Bütün hekimlerin kullanabileceği etkin bir web tabanlı aşı yan etki takip sistemi kurulmalı. Aşı yan etki takip sistemine bilhassa febril konvülziyon, ITP, HSP, diabet, nefrotik sendrom, inek sütü alerjisi, Wheezy infant, diğer alerjiler bilhassa belirtilmeli. 
Çocukluk çağı aşı takvimi oluşturulurken başka ülkelerin, bilhassa fevkalade sorunlu bir sağlık sistemi olan ABD gibi ülkelerin aşı takvimlerinin kopyalanması değil, İngiltere ve Japonya’da olduğu gibi ilmî kriterlere uygun makul bir takvim belirlenmeli. Son derece şüpheli KKK (MMR) aşısı yerine coğrafyamızı ilgilendiren tekli kızamık suşu ihtiva eden preparatlar hazırlanmalı. DSÖ, UNICEF gibi muhataralı kuruluşların güvenilmez verileri değil kendi kuruluşlarımızın güncel epidemiyolojik verilerini dikkate almalıyız. Böyle çalışmalar yapılmış ise güncellenmeli, yapılmamış ise derhal yapılması sağlanmalı.
Sizce var olan sistem dahilinde, uygulanması aile kararına bırakılabilecek belli aşılar olabilir mi; rotavirüs, menenjit gibi? 
Menenjit etkenleri bilhassa beş yaş altında grup A ve diğer streptokoklar, stafilokoklar, Hemofilus B ve neisseria olduğu için tek bir aşı ile hepsinden korunmak mümkün değildir. Ülkemizde 2013 yılında ruhsat verilen ancak henüz takvime alınmamış N. Menigitidis bakterisine karşı korunma sağlayan bir aşı vardır. Ancak, bu hastalık çok nadir görülmektedir, görüldüğü çocuklar da ekseriya kompleman eksikliği (bir primer immün yetmezlik) olan çocuklardır. Bunlarda hastalık menenjitden ziyade çok daha ağır bir tablo olan meningokoksemi şeklinde seyreder. Bu aşı immün yetmezliği olduğu bilinen çocuklarda hayat kurtarıcıdır ancak sağlıklı çocuklarda gerekli değildir. 
Rotavirüs enfeksiyonu beş yaş altındaki ishallerin büyük kısmını teşkil etmektedir, 2-3 milyon vakanın sadece 20-60 kadarı, o da uygun ve vaktinde tedavi verilmediği için kaybedilmektedir. Anne sütü alan iki yaş altı bir çocukta bu enfeksiyonun görülme ihtimali çok düşüktür. Vahşi virüsle bir defa karşılaşdıktan sonra, farklı suşlarla enfekte olsa bile çok hafif geçirmektedir. Aşı ile edinilen bağışıklıkta ise bu durum geçerli değildir. Aşı yan etkisinin en çok görüldüğü aşı budur. Bağırsak düğümlenmesi en sık görülen yan etkisi olup, en ciddî yan etkisi ise Kawasaki hastalığıdır. 
Benim son bir yılda rotavirüs aşısına bağlı dört vakam oldu. Biri serebrovasküler olay olup çok ağır bir vaka idi, diğerleri bağırsak düğümlenmesi (intussusception) ve kronik kabızlık şeklindeydi.
Peki kızamık, çocuk felci, suçiçeği gibi hastalıklarla aşısız başa çıkmak mümkün mü? Yaptırmayarak çocuklarımızı ciddi bir sağlık riskiyle baş başa bırakmış olmayacak mıyız? 
Tecrübeli bir çocuk hekimi olarak çocukluk çağı hastalıklarının lüzumundan fazla abartıldığı kanaatindeyim. Buna en iyi misal su çiçeğidir. Aşısı ülkemizde son bir kaç senedir uygulanmakta olan bu hastalığı ve hastalığı geçirip hayat boyu bağışıklık kazanması için su çiçeği partisi düzenlendiğini bilmeyen yoktur sanırım. Bu hastalığın en mühim komplikasyonu zatürrie ve ensefalit (beyin iltihabı) olup, çok çok nadir görülmektedir. Görüldüğü kişilerde primer immün yetmezlik olduğu kesin gibidir. Bu hastalığın aşısı canlı virüs ihtiva ettiği için bu çocuklarda aşı da ölümcül olabilir.
Çocuk felci (Polio) ile ilgili olarak 1970’li yıllarda beri dünyada sadece aşıya bağlı (ağızdan verilen aşı canlı virüs ihtiva eder) polio ve nonflask paralizi vakaları görülmektedir. Arama motorlarında ve pubmedde vaccine-induced polio kelimeleri ile taramanız yeterlidir.
Aşıların yan etkilerinden endişe etmemiz gerektiğini mi söylüyorsunuz? 
Şu anda var olan hiç bir aşı yüzde 100 etkili ve güvenli değildir, her aşı bir immünolojik deneydir, tabii olmayan bir immün cevap oluşturduğu için kısa veya uzun, çok uzun vadeli yan etkiler oluşturabilir. İmmünoloji-alerji bilim dalının gelişmesini sağlayan, alerji ve anafilaksi gibi son derece önemli olguları literatüre kazandıran olgu, aşılardır. Aşılardan önce böyle olaylar yoktu. Bu sebeple anafilaksiden ölen her insan, aslında aşı kurbanıdır. Güncel aşılar immün sistemin aşırı uyarılması ve destabilizasyonuna ve böylece otoimmün hastalıklara yol açabilmektedir. 

Sağlık Bakanlığı, aşı yaptırmayan ailenin toplumdaki salgın ve bulaşıcılık riskini tetiklediği vurgusunu yapıyor. 
Bu kavram aşıları zorla yaptırmak isteyenlerin sıkça kullandığı ama epidemiyolojisini bilmedikleri toplumsal bağışıklıktır (herd immunity). Tabii bir enfeksiyon ile daha düşük (yüzde 67) oranlarda enfeksiyon geçirmeyen kişilerin hastalığı daha hafif geçirmesine yol açmaktadır. Aynı etki aşı ile ancak toplumun yüzde 95’inin aşılanması ile temin edilebilmektedir. Çocukluk çağı hastalıklarında ve salgın olmayan durumlarda bu kavrama dayanarak zorla aşı yapmak, etik değildir kanaâtindeyim. Bu durum tam da bugünlerde ABD’de çok önemli tartışmalara yol açmış durumda. Aşı üreticilerinin ısrarla gündeme getirmekten kaçındıkları ‘vaccine virus shedding’in (aşının ihtiva ettiği virüsü aşı olan çocuğun etrafa saçması, örnek oral polio aşısı) çok daha tehlikeli olduğu kanaâtindeyim.
Aşılar sihirli değnek değildir. Yerinde, lüzumu halinde ve yan etkileri göz önünde bulundurularak kullanılması gereken bir tıbbi enstrümandır. Kısaca attığınız taş, ürküttüğünüz kurbağaya değmelidir.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.